"Kanuni düzenlemelerin yerinde olduğunu düşünüyorum; fakat uygulama açısından ne yazık ki sıkıntılar var.” diye konuşan Kökçınar, “Özellikle cinsel suçlarda ceza oranları neredeyse yok denecek kadar az. Kişiler bundan cesaret bulmaya başlıyorlar. Yani cezasızlıkla yargılanacaklar, çok duyuyoruz mesela, ‘İki gün yatar çıkarım.’ sözünü. Çünkü infaz düzenlemeleri geçen seneye kadar özellikle çok yetersizdi. Yani o duyduğumuz işte, şu kadar yıl ceza aldı; aslında bunların yatar oranları çok daha düşüktü. İnfaz düzenlemesiyle birazcık arttırıldı fakat yine de yetersiz olduğunu düşünüyorum. Çünkü cinayet dosyalarında haksız tahrik indirimleri yatar oranını da çok etkiliyor. Haksız tahrik indirimlerinin kesinlikle uygulanmaması gerektiğini düşünüyorum."
Kökçınar, haksız tahrik indirimlerinin caydırıcılığı çok etkilediğini belirterek, bu indirimlerin kesinlikle uygulanmaması gerektiğini savunurken kadının kıyafeti veya mesleği gibi hiçbir unsurun indirime neden olmaması gerektiğini dile getirdi. Kökçınar, sadece cezaları artırmanın şiddetin önüne geçmeyeceğini, toplumsal boyutta bir değişim gerektiğini ifade etti. Cinsel suçlarda delil yetersizliğinden verilen yüksek beraat oranlarını eleştirdi ve delil elde etmenin zorluğuna dikkat çekti.
"Kadının kıyafeti, kadının mesleği; hani bunların hiçbiri indirime neden olmamalı. Bu anlamda cezasızlıkla karşılaşmamalı bu kişiler. Biz istersek dünyanın en güzel kanunlarını getirip uygulayalım ama toplumsal, yani sosyolojik boyutu değişmediği sürece sadece cezaları arttırarak şiddetin ve cinayetin önüne geçebileceğimizi düşünmüyorum. Takip ettiğimiz cinsel suçlarda da beraat oranları gerçekten çok yüksek. Yani ilk derece mahkemesinde ceza alınsa bile istinaf bozuyor, yargıtay bozuyor, delil yetersizliğinden. Fakat cinsel suçlarda delil elde etmek çok zor. Koşarak hastaneye gidip rapor almayı her kadın bunu yapamaz ve bunu yapamayan kadın bunu yaşamamalı, bu işin sonunda kesinlikle. Mesela, işte 2024 aile yılı ilan edilmişti ve bu 10 yıla uzatıldı. Fakat şimdi, bu ekonomik durumda insanlar artık barınma hakkını bile kaybetmeye başladı. İnsanların artık geçim kaygısının bu raddeye ulaştığı bir noktada ‘Biz sana 5 bin lira verelim, ilk çocukta, ikinci çocukta 10 bin lira verelim.’ gibi düzenlemelerle herhangi bir gelecek vaat edemezsiniz kadınlara. Şiddetinle önüne geçemezsiniz. Şimdi burada kadının güçlendirilmesi gerekiyor. Mesela kreş hakları gelmesi lazım. Kadınların bu ekonomik koşulda çalışmama gibi bir tercihleri bile olamıyor. Bir de çocuk yapamadığı için hem manevi olarak huzuru kaçmaya başlıyor. Çünkü her yerde üzerimizde böyle bir baskı oluşmaya başladı, devlet eliyle. Cinayet sayıları bu noktaya ulaşmışken, bu kadar yüksekken, şiddet ortamı bu kadar fazlayken, geçim kaygısı, işsizlik bu noktaya gelmişken, burada ‘Hadi 3 çocuk yapalım’ diye sadece söyleme dayalı politikalar üretmemeli devlet. Buna yönelik eğitimler verilmeli. Gerek bilinçli gerek subliminal olarak şiddeti engelleyecek, insanları bu anlamda bilinçlendirecek politikalar üretilmesi gerektiğini düşünüyorum.” ifadelerinde bulundu.
Başkan Kökçınar, kadına yönelik şiddet ve cinsel suçlarda şikayet oranlarının azalmasındaki sosyo-ekonomik sebeplere dikkat çekti. Kadınlarda "Şikayet etsem ne olacak?" düşüncesinin oluşmaya başladığını aktardı. En kritik sorunun, ekonomik bağımsızlıkları olmayan kadınların şiddet gördükleri ortama geri dönmeye başlaması olduğunu söyledi:
Kadına yönelik şiddet ve cinsel suçlarda şikayet oranlarının azaldığına dikkat çeken Kökçınar, “Çünkü artık kadınlarda 'Şikayet etsem ne olacak?’ düşüncesi oluşmaya başladı. Ne yazık ki bir de şunu görmeye başladık: Şiddet gören kadınların evlerine dönmeye başladıklarını, çünkü artık güçlü hissedemiyorlar kendilerini. Ekonomik bağımsızlıkları yok. Bu anlamda şiddet gördüğü ortama geri itiliyor kadın. Yani devlet eli tarafından geri itiliyor, hatta. Ne yazık ki yani bunu gözlemliyoruz. Ne yazık ki artık kadınlar şikayet etmekten korkuyorlar. Kollukta gördükleri muameleden rahatsız oluyorlar. Mesela hala yıllardır bununla mücadele ediyoruz. Kadın ilk olarak aslında bizimle muhatap olmuyor, çoğu zaman polisle muhatap oluyor. Burada bunu da önüne geçmeye çalışıyoruz, bir kurumlar arası işbirliğinde. Avukat hakkı olduğunu hatırlatmıyorsun orada. Daha raporuna yönlendirmiyor. Bunlar da ne yazık ki olayı da küçümsüyor. Psikolojik bir şiddet görmeye de devam ediyor orada.” dedi.
Belediyelerin Kadın Hakları Komisyonu’na verdiği desteğin önemine vurgu yapan Komisyon Başkanı Kökçınar, “22 Kasım'da, Büyükşehir Belediyesi ile ortak düzenleyeceğimiz bir etkinliğimiz olacak: Kadına yönelik şiddet ve mücadelede uluslararası gün 25 Kasım. Ama biz sürekli etkinlik yapıyoruz. Çünkü kadın mücadelesi çok önemli. Kadın dayanışması yaşatıyor insanı. Bu anlamda Eskişehir'de biz aslında çok şanslıyız. Belediyelerle, farklı kurumlarla hep birlikte etkinlikler düzenliyoruz. Kadın Hakları Komisyonu kurucularımızdan Ayşe Ünlüce. Belediyelerimiz bu anlamda Tepebaşı, Odunpazarı, Büyükşehir bize çok destek veriyorlar. Ama tabii ki kadın başkanı çok önemli. Her şehirde yönetici pozisyonlarında kadınları daha fazla görmeyi çok isteriz. Ayşe Ünlüce bu anlamda bizim için çok büyük bir değer, gerçekten. Yani kadın olması, kadın haklarının duyarlılığı bizim de tabii ki en büyük destekçilerimizden oluyor.” şeklinde konuştu.
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Ellere var da Eskişehir’e yok mu?
Tarkan Demir
Almanya Ahmet Ataç’ı örnek alıyor
Kerem Akyıl
Sağduyu her şeyden önemli
Ahmet D. Canoruç
Halk geçim derdinde siyasiler şov peşinde...
Kaan Özcan
Tepebaşı Belediyesi’nin iş birliği Eskişehirlileri ulaşımda rahat…
Funda Morgül
Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!
Ümit Polatbaş
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy
