Vali Tuna uyuşturucu savaşında samimi…

Şinasi Kula yazdı

10 Temmuz 2015 00:09
A
a
Geçtiğimiz günlerde Cihan Yıldırım ile uzunca bir söyleşi yaptı Sayın Vali. ES TV ekranlarından bir saati aşkın süren programda önemli açıklamalarla Eskişehir gündemini oluşturdu. Şu sıralar çok konuşulan Suriyeli göçmenler sorusunun yanıtını da verdi. Uyuşturucu meselesinden önce, ben de bu göçmenler konusunda düşüncelerimi bir nebze olsun açmak isterim izninizle. Savaş mağduru insanlara acımamak, hele ki o günahsız çocuklara ve kadınlara şefkat duymamak olası değil. Ama milyonlarca Suriyelinin ülkemizin her kentini istila edercesine, dokusuyla oynarcasına birikmesine de hoş bakmıyorum. Kimselerin hümanizm adına, ilericilik adına bana ahkâm kesmesini de hiç umursamam bilesiniz ki. Kendi ülkemde yıllar sonra ben göçmen durumuna düşürülüyorsam günü geldiğinde, emperyal güçlerin yaralı karnı kaşıdıkları anlarda malzeme olanlar, bizim onlara kucak açtığımızı unutacak kadar vefasız çıkıyorsa enayisi de ben olamam bu senaryonun. Anadolu topraklarında Anadolu kültürünün yaşanmasını istiyorum kardeşim, Arap kültürünün değil

Uyuşturucu konusunda, hele ki emperyal bir saldırı olduğunun altını mertçe çizdiğim Bonzai konusunda iki yıldır öncülük ediyor gazetemiz Anadolu. İnsanların daha ismini telaffuz edemediği yıllar öncesinden çığlık atmaya başladık Anadolu Gazetesi ve ES TV olarak, manşetlere taşıdık bu büyük tehlikeyi. Ekranlara konuya vakıf bilim insanlarını davet ederek tehlikenin boyutlarını kamuoyuna göstermeye çabaladık. Birkaç ay öncesine kadar tehlikenin farkına varamayanlar şu sıra toplu zehirlenmelerin başlaması ile ahkâm kesmeye başladılar. Yok gündeme biz taşıdık, yok tehlikenin farkına vardırdık gibilerinden. Hatta bir arkadaşımız birkaç gün önce aynen şuna benzer bir yazı yazmış; “köşe yazımı yazdığımın ertesi günü valilik ve emniyet gerekli önlemleri aldı…” E Allah razı olsun değerli arkadaşım ama bizler Emniyet Müdürümüz başta olmak üzere bu sosyal tehlikeye nasıl karşı koyarız paydasında bizzat iletişim halindeyiz o yıllardan bu yana. Eskişehir kamuoyunun(STK’lar, siyasiler ve halkımız başta olmak üzere) duyarsızlığı hiç çekinmeden dillendirenleriz. İşin samimi yanının torbacılarla köşe kapmaca oynamaktan öte, caydırıcı yasaların adam gibi bir an önce çıkarılıp hayata geçirilmesini söyleyenleriz. “Güneydoğulular kentimize bu zehri getiriyor” savı kolaycı bir savdır. İşi kafatası milliyetçiliği paydasında çözdüğünü sanan aklı evveller böyle diyerek çözümü bulduğunu sanıyor. İyi de sorarlar sana, peki Eskişehir’de üs(dağıtım) görevini yerine getiren baron bozuntuları yok mudur diye! Yani bu tehlikenin odak noktasında alt kimlik üst kimlik lakırdılarından öte, tüm hayasızlara karşı savaş açmamız gerektiğini bangır bangır bağırıyoruz…

Gazete ve televizyon olarak Sayın Emniyet Müdürümüzle de bu konunun çözümü doğrultusunda diyaloglarımız oldu uzun zaman öncesinden. KOM biriminin elinden geleni yaptığını yazılarımda sıkça vurguladım, çünkü tanıdıklarımın mertçe ve cesurca uğraşlarına tanıklık ettim. Onları yalnız bırakan biz Eskişehirlileriz dedim çekinmeden. Nihayet bir günde 65 uyuşturucu vakası gözlendiğinde aklımız başımıza geldi. Gerek köşe yazarları, gerek konseylerin muhterem gönüllüleri konuyu gündeme taşıdık türünden açıklamalarda bulunuyorlar sağ olsunlar. Değerli arkadaşlarım günaydın! Bu kentte bu zehirden ötürü toplu ölümler başladı farkına vardığınız için Allah hepinizden razı olsun…

Sayın Vali Güngör Azim Tuna da, Sayın Emniyet Müdürü Mustafa Şahin de samimiler bu savaşta. Samimi olmayan, umursamayan, bana bişi olmaz diyen daha hala biziz biz. Başta Nabi Avcı, Salih Koca, Ülker Can olmak üzere(iktidar milletvekili idiler de ondan) milletvekillerine, neden caydırıcı yasa çıkarmadınız ey milletvekilleri diye hesap sormayan biziz biz! O dönem milletvekilleri içerisinde sadece bir milletvekili bu konuyu gündemine alıp Emniyet Müdürümüzle bizleri buluşturmuştu değerli okurlarımız. Şaşıracaksınız belki ama sadece ve sadece CHP Milletvekili Süheyl Batum attığımız manşetlerden etkilenip önümüze düşmüştü bu savaşta. Nerdeyse bir buçuk yıl öncesinden bahsediyorum. Onun için kimseler boş keseden sallamasın bu konuyu biz gündeme taşıdık diye…

Dört gün önce Kızılcıklı’daki Gökkuşağı Kafe önünde bir bayan yolumu kesti(oğlunun ve kendisinin ismi bende saklıdır). Yağmur gibi gözyaşları dökerek “yardım edin Şinasi hocam oğlum da bu bataklığa düştü. Onun bu zehre tevessül edeceğini asla düşünmemiştim” diye dakikalarca yüreğimi yaktı. “Bana bişi olmaz” diyen Eskişehir halkına, medyasına, demokratik kitle örgütlerine, akademisyenlere, konseylere ithaf olunur…

 

Mezarı olmayan sanatçı!

Akşam Oldu Hüzünlendim Ben Yine, Her Mevsim İçimden Gelir Geçersin, Dün Gece Mehtaba Dalıp Hep Seni Andım, Sevgilim Sanma Seni Bir An Olsun Unuttum gibi çok sayıda unutulmayacak eserler vermiş bir değer o.  Önde gelen kadın besteciler arasında gösterilen ve 3 Temmuz 2008 tarihinde kaybettiğimiz Semahat Özdenses’ten bahsediyorum. İstanbul Kurtköy Yeni Şıhlı Mezarlığında yatıyor ışıklar içerisinde olasıca. Ancak, mezarının tapusunun hâlâ alınmadığı ve mezarının yapılmadığı ortaya yeni çıktı maalesef. Her gün bestelerini çalan TRT yöneticilerinin yüzleri bu olaydan sonra kızarır mı sizce, ben hiç ihtimal vermeyenlerdenim de! Bu olayın açığa çıkmasını sağlayan kim peki? Semahat Özdenses’e güfte verip beste yapmasını sağlayan söz yazarlarının mirasçıları. Allah razı olsun tümünden…

Büyükşehir Belediyemizin de bu yazımdan sonra acil bir görevi yerine getirmesi gerekiyor kanımca. Eskişehirli tüm sanatçıları bellekte çok titizce ve samimice araştırıp onları önce Eskişehir’de ölümsüzleştirmeli. Bunu popüler kültürün tırnak içi sanatçılarına nasıl yapıyorsa, gerçek sanatçıları için de bir an önce yerine getirmeli…

 

OZANCA

Çağladım taştım

Özümde piştim

Yolumdan şaştım

Aşk rehber oldu… Fikret DİKMEN

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi