YAZIYORUM
TÜRK SİLAHSIZ KUVVETLERİ!
CHP Genel Başkan Yardımcısı Adnan Keskin, Türk halkının Cumhuriyet’i yasaklamaya kalkan anlayışa karşı sivil direniş hareketini başlattığını belirterek, “Artık Türk Silahsız Kuvvetleri ayağa kalkmış durumda”dedi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Keskin, “AKP ateşle oynamaktadır. Bu ateş, Cumhuriyet rejimini değil iktidarı yakar.’’ diye konuştu. Keskin şöyle sürdürmüş konuşmasını: Şimdiye kadar rejim tehlikeye düştüğünde halkımız Türk Silahlı Kuvvetleri’nden beklenti içine girmişti. Şimdi ise halkımız Türk Silahsız Kuvvetleri olarak devreye girmiştir. Bu durum halk hareketi için çok önemli bir gelişmedir.’’
Bir gerçek, 29 Ekim Pazartesi günü herkes tarafından net biçimde görülmüştür tüm ülkede. Cumhur, Atasının sonsuzluğa uğurlanmasından bu yana ilk kez kendi iradesi ile bayramını kutlamıştır. Uzun yıllardır “ölü toprağı mı serpildi” sorusunun yanıtı da alınmıştır veya verilmiştir. Hele ki Ankara’da en zorlu sınav verilmiştir Ankaralılarca. Ankaralılarca diyorum çünkü başka illerden Cumhuriyet Bayramı kutlamaları için Ankara’ya gidenler engellenerek, yürüyüşe çok geç katılımları sağlanmıştır. 1’inci TBMM önünde yaşanan birçok olayı canlı yayında kare kare izledik nefeslerimizi tutarak. Gerçekten de gençlerin çoğunlukta olduğu yüz binler, hiçbir provokatif tuzağa düşmeden Ankara’da bir tarih yazdılar. Her şeye, ama her şeye rağmen polise “yüzlerini değil, sırtlarını dönerek” fesat odaklarını sevindirmediler. Anıt kabirde Atasının yanına çıkarak “Sahipsilerin sahibi olan Cumhuriyet sahipsiz değildir Atam” mesajını verdiler. İktidar partisine ve malum medyaya ilk kez tüm kalbimle teşekkür ediyorum huzurlarınızda. Cumhuriyetin faziletlerini unutmaya yüz tutmuş halkımıza bu değerleri anımsattı(!) Yan gelip yatarak, Cumhuriyet savunması konusunda işin kolaycılığına kaçıp; silahlı kuvvetlerden medet umarak yurttaş olunmayacağını anımsattı(!) Cumhuriyeti, bağımsızlığı ve bölünmez bütünlüğü savunma görevinin Cumhura ait olduğunu öylesine öğretici biçimde anlattı ki; Cumhuriyet Bayramı ilk kez Cumhurun içten coşkusu ile yaşandı. Bu yüzden Adnan Keskin’in tarihi gözleminin altını çizmek istedim…
OZANCA
DEĞİŞEN KİM?
(……)
Ben mi ihraç edip vekil susturdum,
Veya bakan dövüp, terör estirdim,
Bir sürü gönülü ben mi küstürdüm,
Değişen ben miyim, yoksa onlar mı?
Doğrudur, konuştum, asla susmadım,
Çünkü ben yanlışa imza basmadım,
Apo denen... Ben mi asmadım,
Değişen ben miyim, yoksa onlar mı?
Ben asmamış olsam, o ipi atmam
Atarsam Meclis’te... eli tutmam
Nezaket, mezaket ben bunu yutmam
Değişen ben miyim, yoksa onlar mı?
Ozan Arif yeter, kâfidir bunlar
Anladıysa eğer erbaş olanlar
Başçavuş da eşek değil ya anlar,
Değişen ben miyim, yoksa onlar mı?
Ozan ARİF
DIŞARDAN GAZEL
ESKİŞEHİRLİM DE DESTAN YAZDI!
Hiç kimse ama hiç kimse böylesine bir katılımı beklemiyordu. Büyük bir çoğunluk her zamanki gibi göstermelik bir kuru kalabalıkla geçiştirileceğini sanıyordu bu bayram kutlamasının da! Birlik ve beraberliği, paylaşımı unutan bir kesim olarak tanıtılıyordu. Biat kültürünün insanları arasındaki dayanışma, sahiplenme duygusu “bunlarda yok” deniyordu kısacası! Ama Cumhuriyetin gerçek sahipleri kaybedeceklerine inandıkları bir değere öylesine sahip çıktılar ki! Dost da düşman da, içerdeki de dışarıdaki de, güç birlikçisi de işbirlikçisi de şaşırdı kaldı. Eskişehirlim, İzmir’deki şehir düşmüş Kubilay’ına seksen iki yıl önce nasıl sahip çıktıysa; bugün de Cumhuriyetine ve onun simgesi olan bayramına sahip çıkmıştır.