Toprağın ateşle dansı…

Şinasi Kula yazdı

3 Eylül 2015 00:06
A
a

Ne güzel tanımlamış arkadaşlarım ve böyle bir başlık atmışlar habere. Haber ne diyen saygın okurlarımıza hemen açıklayayım…

9. Uluslar Arası Pişmiş Toprak Sempozyumunun açılış haberi bu. Bir festivali, yarışmayı, bilgi şölenini geleneksel hale dönüştürüp bunu kentin markalarından birine dönüştürmek…

Lütfen on saniye empati kurun güzel insanlar, gerçekten kolay mıdır bunu başarmak? İnsanları organize etmek, inandırmak, heyecanı doruklarda tutmak kolay mıdır? Bir de her şeye maydanoz olan çıkıntılar ya da güruh var ise karşınızda; her başarınızı kıskançlık krizine girercesine cezalandırmak üzere programlanmışsa vay halinize! “Hiçbir başarı cezasız kalamaz” atasözü hayata geçer kendiliğinden…

Aslında işin akademik boyutuna girmeye hiç gerek yok inanın. Tuğla için “dünya tarihinde imalatı yapılan ilk yapı malzemesi” tanımını kullanmak yanlış olmaz. Çamurla hazırlanmış ve güneşte kurutulmuş çamur bloklar, tam tamına 15000 yıl önce ilk tuğlanın insanoğlunun elinde şekillendiğini söyleyebiliriz. Tuğla üretimi Asurlular, Persler ve İslam kültürü ile gelişmiş değişik boyutlara taşınmış…

Kentimizde ise tuğla ve kiremit sanayi 1920’li yıllarda gelişmiş. Yıllarca il ekonomisine önemli katkısı olmuş, kentin önemli bir kimliği haline gelmiş. Yani Eskişehirli “toprağın ateşle dansına” aşinadır aslında. Yaşam biçimimize dönmüş bu aşinalığa da sanatsal güzellik katmak Ahmet Ataç’a nasip olmuş 2000’li yılların başında…

Başkan Ataç’ın basına açıklama yaptığı gün ben de katılımcılar arasındaydım. Başkanlığının ilk yıllarında başlattığı “Pişmiş Toprak Sempozyumu” başkanlığa ara verdiği yıllarda yapılmamış anımsarsınız. “İyi ki yapmadılar o yıllarda, her şeyi olduğu gibi bunu da ağızlarına yüzlerine bulaştırırlardı” dediği an kahkahayı patlatmak geldi içimden. Gerçekten de düşündüğünüzde Ataç’a hak vermemek olası değil. “Sanatın içine tüküren” zihniyetin temsilcisi olarak birileri hasbelkader bu işi sürdürmüş olsaydı pişmiş toprak sempozyumu olurdu size pişmiş kelle sempozyumu…

9. Uluslararası Eskişehir Pişmiş Toprak Sempozyumunda bu yıl AISEEC öğrenci topluluğu 60 kişilik gönüllü ekip ile sempozyumun dünyaya ulaşmasını sağlamış. Etkinliğe on ülkeden sanatçılar katılmış…

05 Eylül Cumartesi günü başlayıp 20 Eylül Pazar günü sona erecek etkinlikte, bu tarihler arasında eserler ortaya çıkacak. Bu eserler de her zaman olduğu gibi kentimize kalacak…

Sempozyuma katılan sanatçılar; Vilma Villaverde(Arjantin), Heike Hamanve Ayşegül Eren(Almanya), Mitsou Shoji, Taylan – Sukumarl Leksawat (Janponya ), Türkiye’den Pınar Genç, İlhan Marasalı, Birol Akalın, Enver Güner ve Betül Demir Karakaya…

Eski Eti Fabrikası alanında ziyarete açık olacak sempozyumda; heykel çalışmaları, 26 bildiri sunumu, sergiler, torna ve yemek yarışmaları gibi pek çok etkinlik gerçekleştirilecek…

Eskişehir’de işverenlerin “sponsorluk” sözcüğünden öcü gibi korktuğunu bilirim. Onun için bu etkinliğe destek veren sanatsever insanları ve kurumları anmayı da görev sayarım. Sempozyumun ana sponsorluğunu: Başak Çatı ve Cephe Sistemleri, Eti A.Ş. Aytemiz İnşaat ve Espark AVM yapıyor…

Sempozyum Sponsorları: Polimeks, Aydoğanlar İnş. Atabir İnş. Otokoç, Mas Magnezit A.Ş, Hedef Grup, Yalçın İnş. Mado, Vinola Ankastre, Neoplus Outlet Yaşam Merkezi, Atışkan Yapı Ürünleri, Eskişehir Ticaret Borsası, JMS Jamak, Rixos Otel

Destekçiler: Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı, Eskişehir Valiliği, Anadolu ve Osmangazi Üniversiteleri.

Yaşasın sanat, yaşasın sanat sevdalıları…

Teşekkürler Ahmet Ataç…

 

Siyaseti erdemli insanlar yapmalı!

Zamanın birinde Urfa'ya senfoni orkestrasının gelip bir konser verdiği söylenir. Urfa'nın tüm kesimlerinde yüzlerce insan katılır. Kimisi merakından kimisi özlemden bu konsere giderler. Salon tıka basa doludur, pür dikkat konser dinlenir. Bu durum karşısında şaşırıp kalan organizatör, bu ilgi alaka karşısında şaşırıp kalır. Konser sonunda konsere katılanlardan yaşlı birine yaklaşarak “konseri nasıl buldunuz” diye sorar gazeteci. Yanıt ironiktir; “Urfa Urfa olalı böyle zulüm görmedi…”

Siyaset de siyaset olalı hiç böylesine karamsar bir tablo çizmedi ne yazık ki! Dün dediğini bugün gözümüzün içerisine bakarak yalanlıyor siyaset sahnesindeki birileri. Hâlbuki binlerce kanıt var o sözleri söylediğine dair, o kararları verdiğine dair. Ama öylesine kolay yalan söylenebiliyor, öylesine kolay inkâr edilebiliyor ki. İşin acı yanı da aptal yerine konan kitleler düştükleri konumun farkında dahi değiller…

Sosyal paylaşım sitelerini ciddi biçimde değerlendirenlerden, yararlananlardan birisi olduğum kanısındayım. Binlerce insanla saniyeler içerisinde haberleşen, duygu paylaşımında bulunan biriyim. Sevgili Deniz Çağlar Fırat ve Cihan Yıldırım da bu kaynağın farkında olanlardan iki isim. Deniz’e pek denk gelmedim de Cihan kardeşimin yazılarının altına öfkeli yorumcuların bindirmelerde bulunduğunu görürüm bazen. Geçenlerde bir paylaşımda bulunmuş sayfasında, şöyle diyor…

“Siyasetin kaliteli ve ahlaklı olmasını istiyorsak Numan Kurtulmuş, Tuğrul Türkeş, Yalçın Topçu, Süleyman Soylu ve İhsan Özkes gibi isimlere tepki göstermeliyiz. Dün söylediklerini bugün kendileri unutmuş olabilir ama biz unutmayalım. Siyaset yüce bir kurumdur, erdemli insanlar tarafından yapılmalı…”

Cihan Yıldırım’a bu sözünden ötürü hak vermemek, itiraz etmek, gereksiz savunmalara girip komik durumlara düşmek olası mıdır? Lakin örnek verdiği isimlerin en başına eklemesi gereken bir isim ya da isimler yok mu acaba? Söylediği yüzlerce sözün tam tersini bugün milletimizin gözünün içerisine bakarak kızarmadan söyleyenler mesela? Üstelik de “ispat etmeyen namussuzdur, şerefsizdir” diye iddialı açıklamalarına rağmen…

 

 

OZANCA

 

Aşı olmaz kuru dala

Güvenme servete mala

Bineceksin unutma ha

Padişah olsan da sala… Fikret DİKMEN

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi