Hani o meşhur Kızılderili Reisinin sözleri var ya: Son nehir kuruduğunda, son balık tutulduğunda, son ağaç kesildiğinde beyaz adam paranın yenilmeyecek bir şey olduğunu anlayacak”. Kızılderili reisi yanılmış. Yanıldığı konu, balıkların bitmesi, ormanların yok olması, nehirlerin kuruması değil… Beyaz insan konusunda yanılmış… Zira Dünyanın pek çok yerinde, çok önce son balık tutuldu, son nehir kurudu, son ağaç kesildi, insanlar açlıktan, susuzluktan hastalanır, ölür oldular, beyaz adam yine de paranın yenmeyecek bir şey olduğunu anlamadı…
Dünya Su Günü de beyaz adamın verdiği tahribatla yüzleşme günlerinden bir diğeri... 1993 yılından beri Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararıyla Dünya Su Günü olarak kutlanıyor... Malum su hayattır... Suyun olmaması mutlak yokluk demektir... Dünyadaki duruma genel olarak baktığımızda, su hayattır, hayattır da, su kaynaklarımıza ne kadar sahip çıkabilmişiz, bu tartışılabilir. Son 25 yılda doğal su ekosistem endeksi % 50, deniz ekosistem endeksi %40 azalmış durumda... Bununla ilgili beklenen trendler daha hızlı bir azalma olacağı yönünde... Diğer taraftan, Dünyanın yetmişi sularla kaplı olmasına rağmen toplam suyun sadece yüzde iki kadarı kullanılabilir nitelikteki tatlı sulardır. Artan dünya nüfusu, buna karşılık tahrip olan su kaynakları nedeniyle suyun önemi her geçen gün biraz daha da arttırmaktadır. Yerkürede yaşayan yaklaşık iki milyar kişinin temiz suya erişimi bulunmamaktadır. 30 yıl içinde su sıkıntısı olan ülkelerin sayısı altı kat artacaktır. Geleneksel yaklaşıma göre ülkelerin su zenginlikleri ya da fakirlikleri, kişi başına düşen su miktarına bakılarak belirlenmektedir. Buna göre yılda on bin metreküpün üzerinde olan ülkeler su zengini, on bin ila üç metre küp arasındaki ülkeler yeterli suya sahip olan ülkeler, bin ila üç bin metreküp arasındaki ülkeler su sıkıntısı olan ülkeler, bin metreküpün altındaki ülkeler ise su fakiri sayılmaktadır. Üç tarafımız denizlerle çevrili olsa da, ülkemizde durum sanıldığı gibi çok da iyi değildir. Şu anda kişi başına düşen su miktarı yıllık bin beş yüz metreküp mertebesindedir. Hızla artan nüfusumuz düşünüldüğünde, eğer mevcut su kaynaklarımızı koruyabilmemiz halinde bile, yirmi beş yıl içinde su fakiri bir ülke olmamız söz konusudur.
Dedim ya; su hayattır... Suyumuza sahip çıkmamız lazım... Bunu sağlamak için, tarımsal sulamada etkin su kullanımını sağlayacak projeler geliştirmemiz, evsel ve sanayideki suyun verimli kullanılmasını sağlayacak çözümler bulmamız, su kaynaklarımızı kirletmememiz ve korumamız gerekiyor.
Malum ilkbahar resmen başladı... Bol yağışlı, yağışların afet değil bereket olduğu günler dilerim ülkeme... İyi haftalar...
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Ahmet Ataç’ın Eskişehir’de yarattığı güç!
Tarkan Demir
Yeni otoparklar trafiği rahatlatacak
Kerem Akyıl
Halk geçim derdinde siyasiler şov peşinde...
Kaan Özcan
Tepebaşı Belediyesi’nin iş birliği Eskişehirlileri ulaşımda rahat…
Funda Morgül
Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!
Ümit Polatbaş
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
Bornova Afyonspor’dan daha zor rakip
Ahmet D. Canoruç
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy