“Böyle olaylardan sonra mümkünse televizyon izlemeyelim… Hele olay yeri görüntülerini asla!”
Türkiye’de psikolojik şikâyetlerle doktora başvuranların sayısı, son dört yılda üç kat artmış…
“3 milyondan, 9 milyona yükselmiş…”
*****
-Hastanede vezne kuyruğundayım…
Önümde 60 yaşlarındaki adam elini “biometrik kimlik doğrulama cihazı”nın üzerine koyuyor. Görevli ona bir şeyler söylüyor, adam başını sallıyor. Sonra gülümseyerek yanındaki arkadaşına yöneliyor:
“Sistem beni tanıdı…”
*****
Cumhuriyet’in “Dijital Dünya” adlı köşesinde anlatmış “Hakan Kara” bu olayı…
Gerçekten, dijital dünyada hangi kayıtlarımız tutuluyor, “sistem” bizi ne ölçüde tanıyor?
Biz bilmesek de…
“Sistem bizim her şeyimizi tanıyor!”
Ödediğimiz vergi, üstümüze kayıtlı taşınmazlar, eğitim durumumuz, davamız var mı, geçirdiğimiz hastalıklar, kullandığımız ilaçlar bile biliniyor…
“Telefonla hangi saatte kimi aradık?”
Saat kaçta yattık…
“Hepsini biliyor sistem…”
Sadece “Atatürk Stadı”nda tam 106 kamera olduğunu, övünerek açıklamıştı yetkililer…
Ama hala passolig isterler…
“Gözetim toplumu olduk!”
*****
Tüm bunlara karşın, Ankara’nın göbeğindeki canlı bombadan haberi olmuyor sistemin?
“Bozuk muydu?”
“Şarjı mı bitmişti?”
Yok yok… Patladıktan sonra çalıştı ya!
“Tek tek tanıdı onca öleni!”
Bazen yaşamı yitirdikten sonra bile övünüyoruz onunla:
“Sistem beni tanıdı!...”
////////////////////////////
Millet olmanın üç yolu…
-Edebiyatımızda hiçbir geri kuvvetin durduramayacağı ilerleyişler var elbette…
Bunları bilene bilmeyene tekrar tekrar da olsa söylemeliyiz ki, hem ilerleyenlerin umudu kırılmasın, hem de gerileyenler büsbütün akıntıya kürek çekmesin.
-Baktılar, geriye bağlı insanları toplumun ilerlemesine engel olamayacak bir hale sokabilmişler…
Mesela, papazlar, lordlar, kontlar, krallar müsbet bilgilerle gelinmesine yardım etmişler. Madem hala geriye bağlı kalanlarımız var, biz de bari öyle yapalım…
“Dünyayı tanımak bir, kendimizi tanımak iki, kendi dilimizle yazma üç…”Bu yollardan istesek de geri dönmeyiz gayri…
“Çünkü bunlar, millet olmanın yollarıdır…”
*****
Yukarıdaki satırları “Sabahattin Eyüboğlu”nun “Üç Yol” başlıklı yazısından aktardık…
Tarih 1 Ocak 1949…
Yayımlandığı derginin adı “Yaprak…”
Ve de derginin birinci sayısı…
Sahibi de “Orhan Veli Kanık…”
Ne günlere gelmişiz…
“Millet olmanın yolları”nı bugün tam tersinden uygulamaya çalışıyoruz!
//////////////////////
Gerilim
On yılda 320 polis intihar etmiş.
Kendini öldüren er sayısı ise 965 idi…
Ordu mensubumuz polisin üç katı olduğuna göre…
“Oran tıpa tıp uyuyor!”
/////////////////////////
Özdeyiş
Sevgi, ayrı ayrı gözlerle, bir noktada aynı şeyleri görebilmektir…
Hanri Benazus
/////////////////////////
Günün İncisi
Siyasetçilerin en büyük silahı, halkın hafızasının zayıflığıdır…
//////////////////////
Kolsuz Yaşar’dan
Şablonlara takılmayalım…
“Teorinin gri, hayatın yeşil olduğunu” söyleyen “Goehte”yi anımsayalım.
Teoriyle hayatın derin aşklarını, kara sevdalarını unutmayalım…
////////////////////////////
Günün Olayı
Bazen ağlanacak halimize gülüyoruz…
6 yıldır “Barış süreci için her türlü fedakârlığı yapıyoruz” diyenler…
Birkaç milletvekili koltuğu için savaşa tutuştu!..
////////////////////////////////////////////////
Günün Biberi
Hala insanları aptal yerine koyup kendi yeteneklerinden değil, iktidarın suçlarından medet umuyorlar…
“Türkiye ayakta, sen de biraz kıpırda artık birader…”
///////////////////////////
Günün Sözü
Doğayı tam manası ile anlayabilmek için, saf bir ruh yüceliğine ihtiyaç vardır…
//////////////////////////////////////////////
Günün Sorusu
Islıkla para arasındaki en büyük benzerlik nedir?
“İkisinin de çalınabilir olması…”
////////////////////////////////////
Cuk
Yasalarına korkuyla değil, tutkuyla uyulan bir Cumhuriyet’ten daha güçlü rejim yoktur.
Nontesguieu
///////////////////////////////////////
Benzinlikten çıkarken
Tır şoförü yaşlı bir adam, kamyoncuların durup yemek yedikleri benzin istasyonunda kahvaltısını ederken içeriye, deri ceketli, dev gibi üç serseri girmiş.
Birincisi, adamcağızın tabağındaki çorbada sigarasını söndürüp barın önündeki sandalyeye oturmuş.
İkincisi, adamın içtiği suyun içine tükürüp bardaki yerini almış.
Üçüncüsü de, adamın tabağını ters çevirip arkadaşlarının yanına geçip oturmuş.
Adamcağız, en ufak bir itirazda bulunmadan, barı sessizce terk etmiş.
Kısa bir süre sonra serserilerden biri garson kıza dönüp, “Ne biçim herif bu? Erkekliği beş para etmezmiş!” demiş…
“Evet” demiş kız:
“Şoförlüğü de beş para etmezmiş… Benzinlikten çıkarken dev gibi tırı ile üç Harley Davidson’un üzerinden geçti…”
//////////////////////////
İkisinden birini…
Zengin kadın, ressama giderek bir portesini yaptırmak istemiş ve özetlemiş:
“Hem bana çok iyi benzesin, hem de çok güzel olsun…”
Ressam, kadına iyice baktıktan sonra “Bakın bayan” demiş:
“İkisinden birini seçmek zorundasınız!”
//////////////////////////////////////
Aziz Sancar’ın başarısı
“Ersoy Öngün” yazıyor:
-Mardin’in Savur ilçesinde doğan “Aziz Sancar”ın Nobel Kimya Ödülü’nü alması ülkemizde büyük sevinç yarattı ve kendisi de verdiği her röportajda yetiştiği ülkeye olan minnettarlığını ifade etti.
“Aziz Sancar”ın bu başarısı, Güneydoğu coğrafyasında yaşayan insanların…
“ÖCALAN”ların peşinden giderek devletten öç almaya ve TC’yi yıkmaya çalışmak yerine…
“SANCAR”ların peşinden giderek devleti onarmaya çalışması halinde, bölgenin pekala bilimin cenneti haline gelebilecek birikim ve değerlere sahip olduğunun kanıtıdır…
////////////////////////////////
Gazetecilik zorlaşıyor!...
ABD’nin saygın dergilerinden “New Yorken” da “George Packer” gazetecilik yapmanın artık zorlaştığını söylüyor:
“Çünkü, dünya genel anlamda giderek demokrasiden uzaklaşıyor. Bu ortamda en kırılgan kurum özgür basın oluyor, en kolay harcanan kişiler de gazeteci…”
Doğru değil mi?
Hani “yandaş” diyoruz ya…
Bizim gibi ülkelerde gazeteci, hükümetler, şirketler veya silahlı grupların işine geldiği sürece “işe yarıyor!”
Üç kuruşluk simit hırsızını yazarsınız…
Kimseden ses gelmez!
“Ayakkabı kutusu, para sıfırlama” gibi konulara girerseniz, tek kelime ile…
“Yandınız…”
/////////////////////////////
Günün Şiiri
Bir tepede
Mehmet seyrediyordu
Tarihin dalgın bakışlarına denk
Denizin ağır ağır sallanışını
Toprağın sabahın elinden kımıldayışını
Seyrediyordu, düşünüyordu Mehmet
Baharın büyük şafaklarına karşı
Bizans’ın perişan bayraklarına karşı
Osmanoğullarının azametiyle yükselmiş
Beyaz küheylan üstünde
Al çizgilerle düşünüyordu
Mehmet seviniyordu
Talihin kendisine bahşettiği cenge
Gökte bulut bulut, toprakta başak başak
Titreyen, gülen, mavileşen renge
Seviniyordu…
A.Hikmet Par (Varlık- 1953)
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Okul arazileri de mi satışa çıkartılacak?
Kerem Akyıl
Ahmet Ataç’ın Eskişehir’de yarattığı güç!
Tarkan Demir
Halk geçim derdinde siyasiler şov peşinde...
Kaan Özcan
Tepebaşı Belediyesi’nin iş birliği Eskişehirlileri ulaşımda rahat…
Funda Morgül
Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!
Ümit Polatbaş
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
Bornova Afyonspor’dan daha zor rakip
Ahmet D. Canoruç
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy