Şiddetle özeleştiriye ihtiyacımız var

Şinasi Kula yazdı

1 Şubat 2016 09:27
A
a
Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’in sözlerini yazı başlığı olarak uygun gördüm. Cuma gecesi Halk TV ekranlarında yayınlanan Halk Arenası adlı programdaki söyleşisi esnasında söyledi. Benim de uzun yıllardır nice köşe yazılarımda, televizyon programlarında vurguladığım, statükoculuğu teşhir etmeye çabaladığım konuyu açıkça dillendirdi. “Köylere gitmemişiz o insanlara dokunmamışız bir kere” dediğinde Müjdat Gezen de Ahmet Kutsi Tecer’e ait olan bir şiiri anımsattı hemen. Orda bir köy var uzakta/ O köy bizim köyümüzdür/ Gitmesek de, gelmesek de/ O köy bizim köyümüzdür dizelerini okuyarak; “be kardeşim gitmediğin, gelmediğin, uğramadığın köye şiir yazsan ne” diyerek statükonun simgesi haline gelmiş bu şiiri eleştirdi. Uğur Dündar ise güzel bir eklemede bulundu. Mustafa Kemal Atatürk’ün posterini makam odasından kaldırtan ve artık zaman yenilikler zamanı deyip Atatürksüz bir CHP’yi ima eden ikiyüzlü milletvekiline atıfta bulundu. O milletvekilini deşifre edip ihraç etmeyen, tam aksine olayın unutulması adına çaba gösteren mevcut yönetimi çekinmeden eleştirdi…

Sayın Büyükşen’in konuşmalarında vurgu yaptığı önemli konular bununla da bitmedi. Varoşlar doğdu zamanla şehirlerin uzak bölgelerinde. Kimse fark etmedi buradaki halk yığınlarını. Hiç birimiz hissetmedik onları, yalnızlıkları ile baş başa bıraktık. Fizik kuralıdır, fizikte boşluk kabul edilmez. Sizin dolduramadığınız boşlukları, yerleri birileri gelir doldurur dedi…

Bu kadarla da kalmadı o samimi söylemleri.

Birbirimizle ideolojik ayrılıklara, anlaşmazlıklara düştük. İdeolojik anlaşmazlık da denemez buna. İşin açıkçası çıkar tartışmalarına düştük, ayrıştık.

Hocam milyonların gözünün içerisine bakarak, hiç de endişe duymaksızın bu sözleri söylerken yüreğimden neleri geçirmedim ki? Üşenmeyip arşivdeki yazılarıma bir zahmet göz gezdiren herkes rahatlıkla görecektir. Bir garip Orhan Veli olarak, minicik bir kalemim ve mikrofonumla ben yıllardır bu söylemleri yılmaksızın, zerre beklentim olmaksızın söylerken neden alınganlık edildi acaba? Alınız, 01 Ocak 2016 Cuma tarihli “Belediyeleri Alacağız” başlıklı köşe yazım. Bu kadar da değil, alınız 18 Aralık 2015 Cuma tarihli “Ataç'çı mısın, Kurt'çu mu” başlıklı köşe yazım. Gidelim mi daha gerilere? Ekmeleddin dayatmasını “tıpış tıpış sandığa gideceksiniz” söylemi ile seçmenlerine dikte eden anlayışı karşısında yazmış olduklarım. Ve on dört milyon insanın bu tepki üzerine sandığa gitmemesi, CHP’ye resmen oy vermemesini de anımsatalım mı?

Peki, benim gibi insanlar bu eleştirileri yaptığında neden ağırına gidiyor söz konusu statükocuların? Neden sadece övgü yazılarımız hoşlarına gidiyor da eleştirdiğimiz zamanlarda “onun da burnu kalktı” yakıştırması eşliğinde tukaka ilan ediliyoruz? Neden “bizi daima takdir etsin, aman ha aman eleştirmesin” gafletine düşülüyor söyler misiniz? Oysaki “Şiddetle özeleştiriye ihtiyacımız var” diyen milyonlarca insanın sevdiği bir isim, yani Yılmaz Büyükerşen başka bir partiden değil ki! Ve bu tarihi sözleri söylediği televizyon kanalı hangi partinin dünya görüşleri doğrultusunda? Hiç çekinmeden bu doğruları söylemesi yanlış mı şimdi? Kafasını kuma sokup mevcut durumun amigoluğunu yapanlar gibi davranmadığı için ayıp mı etti, yanlış mı yaptı yani şimdi?

Oysaki kendisini padişah sananları, padişahlığa soyunanları en üst makamdan eleştiren ve kendisini demokrat diye tanıtan insanların; iş kendisine yapılan eleştirilere geldiğinde tahammülsüzlük göstermeleri ne denli dik duruşluktur acaba?

İşte Yılmaz Büyükerşen’in milyonlarca insanın gözüne bakarak yaptığı açıklamalardan sonra insanlar kendisini gönül aynalarında bir kez daha seyretsin(tabii ki var ise). Neler diyor hoca?

“Köylere gitmemişiz o insanlara dokunmamışız bir kere…”

“Varoşlar doğdu zamanla şehirlerin uzak bölgelerinde. Kimse fark etmedi buradaki halk yığınlarını. Hiç birimiz hissetmedik onları, yalnızlıkları ile baş başa bıraktık. Fizik kuralıdır, fizikte boşluk kabul edilmez. Sizin dolduramadığınız boşlukları, yerleri birileri gelir doldurur…”

“Birbirimizle ideolojik ayrılıklara, anlaşmazlıklara düştük. İdeolojik anlaşmazlık da denemez buna. İşin açıkçası çıkar tartışmalarına düştük, ayrıştık…”

Teşekkürler hocam, teşekkürler…

Yıllarca haykırdıklarımın özetini bir gece yarısı herkesin gözlerinin içine bakarak ve çekinmeyerek söylediğiniz için sonsuz teşekkürler…

Zira söylemle eylemin kesişmesi, birbirine denk düşmesi halinde kitleleri inandırabilirsiniz ancak. Öbür türlü; şu an seçim olsa ya da başkanlık için referanduma gidilse en az %50 ile yine bir ders daha alacak malum kişiler. Benden söylemesi…

 

OZANCA

Bir damla balım ben

Bin çiçek var içimde,

Bin bir emek, bir o kadar da renk

Küçük bir şişede hayat benim

Denize göre damla,

Damlaya göre denizim ben

Kafeste bülbülüm ben

Mutluyum uçmasam da,

Ötebilmek yeter bana,

Nice mutluluklar var iken

Bir gül dalındayım

Tomurcuk ben, açan ben, solan da ben

Her mevsimde bir başka ben

Sayısız tanelerden biriyim çölde

Bir tek sevgim büyük çölden,

Sevgi ben, seven ben, sevilen ben

İşte bu sevgi, işte bu sevmek

İnsanı insan eden,

Seni başka, anayı başka, kardeşi

Eli âlemi sevmek başka

Her sevgi aynıdır sanki

Her biri diğerine benzer insan yüzü misali,

Gerçekte hepsi bir başka

Gülen, ağlayan, sevinen, üzülen...

Yaşayan bir yudum su, bir avuç toprak

Bir de hava sebep,

İnsanım ben, ya sen?   Mehmet Ali Çetin

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi