Sessiz canların hayatta kalma mücadelesi

Türkiye’de sokak hayvanı olmak, sürekli tetikte yaşamak demek.

23 Ocak 2026 08:11
A
a
Bir kap suyun, bir parça ekmeğin, bir gölgenin nereden geleceğini bilmeden gün geçirmek demek. İnsanların merhametiyle olduğu kadar korkusuyla da yüz yüze yaşamak demek.

Bu ülkede sokak hayvanları için hayat, çoğu zaman doğanın sertliğiyle değil, belirsizlikle zor. Bugün bir sokağın sevilen köpeğiyken yarın aynı sokakta istenmeyen olmak mümkün. Bir gün başı okşanan, ertesi gün görmezden gelinen bir yaşamdan söz ediyoruz.

Sokak hayvanlarının en büyük sorunu açlık ya da soğuk değil yalnızca. Asıl mesele, görünmezlik. Onlar şehirlerin asli parçası olmalarına rağmen planların, projelerin ve öncelik listelerinin dışında kalıyor. Şehirler büyürken, beton yükselirken, sokak hayvanları aynı hızla sıkışıyor. Yaşam alanları daralıyor, kaçacak yerleri azalıyor.

Bir sokak hayvanı için her gün yeni bir sınav. Trafik, zehirlenme riski, kötü muamele, hastalıklar… Bunların hiçbiri istisna değil, gündelik hayatın parçası. Üstelik bu zorluklar yalnızca fiziksel değil; sürekli kovalanmak, ürkütülmek ve yer değiştirmek zorunda kalmak da onların doğasını yıpratıyor.

Türkiye’de hayvan hakları çoğu zaman “iyi niyet” başlığı altında konuşuluyor. Oysa hak, iyi niyetle değil; süreklilik ve sorumlulukla var olur. Bir kap mama bırakmak elbette kıymetli. Ama hayvanların kaderi yalnızca bireysel çabalarla taşınamayacak kadar ağır.

Sokak hayvanı olmak, insanlara tamamen muhtaç ama aynı zamanda onlardan sürekli kaçmak zorunda olmak gibi bir çelişkiyi içinde barındırıyor. Güven duygusu kırılgan. Bir kötü deneyim, aylarca kurulan bağı silebiliyor. Bu yüzden sokakta yaşayan her hayvan, biraz mesafeli, biraz temkinli.

Barınaklar, yasalar, düzenlemeler…

Bunların hepsi konuşuluyor. Ama çoğu zaman asıl soru sorulmuyor:
Birlikte yaşamak için ne yapıyoruz?

Türkiye’de hayvan hakları, Hayvanları Koruma Kanunu ile güvence altına alınmış gibi görünse de sokakta yaşayan hayvanlar için bu güvence her zaman somut bir karşılık bulmuyor. Yasa, hayvanların korunmasını ve refahını amaçlıyor; ancak uygulamadaki eksiklikler, sokak hayvanlarının hayatını kolaylaştırmak yerine zaman zaman daha da kırılgan hale getiriyor. 

Kanunun en sorunlu yanlarından biri, “toplama” yaklaşımını çözüm gibi sunması. Sokakta yaşam zor olduğu için değil, sokak rahatsızlık verdiği için hayvanların toplanması fikri güçleniyor. Oysa bu yaklaşım, birlikte yaşamayı öğretmek yerine, yaşamı kontrol altına alma refleksini besliyor. Sokaktan çekilen her hayvan, daha güvenli bir hayata değil; çoğu zaman belirsiz bir sürece giriyor.

Yasada yer alan “agresiflik” ve “tedavi edilemezlik” gibi tanımların net olmaması, en büyük risk alanlarından birini oluşturuyor. Bu belirsizlik, sokak hayvanlarının kaderinin bilimsel kriterlerden çok yorumlara bağlı kalmasına neden oluyor. Bir hayvanın davranışı ya da sağlık durumu, bulunduğu koşullara göre değişebilirken, bu esnekliğin yasal metinlerde yeterince karşılığı yok.

Bir diğer sorun ise denetim meselesi. Kanun, sorumluluğu yerel yönetimlere bırakırken, uygulamayı sürekli ve şeffaf biçimde denetleyecek güçlü bir mekanizma sunmuyor. Böylece barınaklar, kamuoyunun gözünden uzak alanlara dönüşebiliyor. Hayvanların yaşam koşulları, ancak bir görüntü ya da bir ihbar ortaya çıktığında gündeme geliyor.

Son olarak, yasa hayvan haklarını bir “sosyal sorumluluk” başlığı altında ele alırken, bu hakkı gerçek anlamda bir yaşam hakkı olarak güvence altına almakta yetersiz kalıyor. Hayvanların varlığı, kent yaşamının doğal bir parçası olarak değil; yönetilmesi gereken bir sorun olarak görülüyor.

Bu nedenle sokak hayvanları için asıl tehlike, yalnızca sokakların zorluğu değil; onları korumak iddiasıyla hazırlanan düzenlemelerin, uygulamada hayatı daha da daraltabilme ihtimali.

Medeniyet nerede başlar?

Hayvan hakları, bir toplumun en savunmasız olana nasıl davrandığının aynasıdır. Ve o ayna, çoğu zaman hoşumuza giden bir görüntü yansıtmaz.

Türkiye’de sokak hayvanı olmak zor. Çünkü bu ülkede yaşam, güçlü olan için daha kolay akıyor. Gücü olmayanın ise sesi çıkmıyor; çıkamıyor.

Belki de mesele, hayvanları “korunması gereken” bir başlık olarak görmekten vazgeçip, birlikte yaşadığımız canlılar olarak kabul etmekte düğümleniyor. Çünkü bir şehrin gerçek medeniyeti, meydanlarında değil; en sessiz köşelerinde nasıl yaşandığıyla ölçülür.

Ve o köşelerde, hâlâ bekleyen çok sayıda can var.
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi