Senin çocuk şehit, benimki işsiz!

Şinasi Kula yazdı

21 Ağustos 2015 00:11
A
a
Düğmeye basıldığı an itibarı ile(yani kırk gün gibi bir zamandan) şu ana dek ellinin üzerinde şehit var ülkemde. Ateş Eskişehir’e de düştü ve Çifteler ilçesinde dağ gibi bir kınalı delikanlı daha ecelsiz toprak altına girdi…

Cılız birkaç ses şehit cenazesine katılan AKP milletvekilini ve yanındaki Milli Eğitim Bakanını protesto etse de, ateş her zaman olduğu gibi yine düştüğü yeri yaktı. Bir ocak daha sönerken birileri göstermelik tabloda yerini aldı, birileri “şehitler ölmez vatan bölünmez” diye bağırıp kendini rahatlattı(ya da kandırdı), birileri olanı biteni bomboş gözlerle seyrederek işine devam etti. O ailenin ise, evet sadece o ailenin ocağı söndü hayatın gerçeği de buydu…

Dağ gibi genç, asker oğlumuz öldü, şehit düştü.

Lakin bu ülkede yüz binlerce diplomalı işsiz her sabah yatağından kalkerken umutsuz biçimde hayata dâhil olmaya devam ediyor. Hani abartı gelmesin ama bu çocuklarımız da her gün ölüp, yeniden diriliyor! Onurlu insanlar için işsizlik dünyanın en büyük cezasıdır bilen bilir. Lafımı geri alıyorum bu gerçeği sadece onurlu insanlar bilir. Evet, işsizler de her gün istisnasız biçimde ölmeye devam etmekteler.

 

Bunlardan bir tanesi de benim oğlum…

Anadolu Üniversitesi Konservatuvar bölümünü birincilikle bitiren oğlum sekiz dokuz ay işsiz kalınca bunalıma girmesin diyerek yurt dışı sınavlarına soktuk. Hiç değilse yüksek lisansını da yapsın iş bulmak kolay oldun dedik aklımızca. Evet, birincilikle konservatuvarı bitiren oğlumuz bu kez da Almanya Dresden’de 33 ülke arasındaki gençleri eleyerek tek kazanan Türk çocuğu olarak eğitimine başladı. Başladı ama sadece altı ay dayanabildik ona harçlık yollamak için. Ne bir tek burs, ne bir umut, ne bir destek; hiçbir katkı sağlayanımız olmadı. Çoğu insanımızın yarasına merhem olan ben, kendi evladıma merhem olamamanın hüznü ve utancını yaşamaktayım şu sıralar.

Demem şudur!

Dağ gibi askerim şehit oldu öldü, üniversite mezunu dağ gibi evlatlarımız da her doğan günle birlikte ölü olarak güne başlıyorlar. Sosyal paylaşım sitemden de şu düşüncemi paylaştım; Birçoklarının derdine derman olmuş bir medya mensubu olarak, oğluma çare olamamanın hüznünü ve utancını yaşamaktayım...

Gençlerimizin geleceğini çalarak ülkemi bir iç savaşın eşiğine getiren, bizleri çaresizlik batağına atan onun bunun çocukları ve onları başımıza her daim bela eden dilenci ruhlu toplumla hem bu dünyada var ise ahrette hesaplaşmak boynumun borcudur...

 

 

Ölümün öldüremediği adam

Mustafa Kemal…

Fotoğrafı dikkatle bakın ey güzel insanlar! Bu fotoğrafın nerede(hangi coğrafyada), kaç yılında çekildiğini ve verdiği mesajı lütfen algılamaya çalışın birkaç dakika. Ve daha sonra da yarım kaldığınız yerden yazıma devam edin lütfen…

Tarihini yani geçmişini bilmeyen, geleceğini doğru yönlendirmez bu kesin! Altı yüz yılı aşkın süredir(623)dünya üzerinde varlığını sürdürmüş Osmanlı İmparatorluğundan geriye kalanlarız. Avrupalı ve ABD’nin “Hasta Adam” diye nitelediği Osmanlı’nın son yıllarında çekilmiş bir fotoğraftır sizlere sunduğum bu fotoğraf. Fotoğrafın çekildiği yer İstanbul Taksim Meydanıdır. Her yer Yunan bayrakları ile donatılmış ve İngiliz Emperyalistlerinden gücünü alan Yunan askerleri de işgal etmişler İstanbul’u. Taksimde her yer mavi beyaz renklere büründürülmüş. Yani her tarafta Yunan bayrakları dalgalanıyor deyim terineyse…

On binlerce halk sadece seyrediyor olup bitenleri. Hani günümüzdeki “ben çorbama bakarım” diye nefsinin dışında hiçbir şeyi zerre kadar önemsemeyen onur yoksunları var ya? İşte aynen yüz yıl önce çekilmiş bu fotoğrafta da bu türen olanlar yine çokça mevcut…

Diyor ki bazı yobazlar; Mustafa Kemal ne yaptı?

Safa yatıp bu soruyu soran malum kişilere o fotoğrafı hediye ediyorum. Sordukları sorunun tüm yanıtlarını o fotoğraf veriyor kendilerine. Hani o mavi beyazlı bayraklar size hiçbir mesaj veremiyorsa da sizin anlayacağınız dilden başka bir öneride bulunayım; bayrak direklerine dikkatle bakın olur mu?

Gereğinden fazla da büyükler üstelik…

 

Ah şu sokak düğünleri…

Necla Kalemcioğlu, gazetemizden bizi sürekli takip eden değerli bir okurumuz. Benim sürekli dile getirdiğim mahalle düğünleri ve görgüsüzlerin çevreye verdiği gürültü kirliliği ile ilgili konuyu tekrar dile getirmemi istiyor. Şöyle diyor hanımefendi;Şinasi Bey, sezon bitmeden sokak düğünleri konusuna değinirseniz sevinirim. Evde yatalak ağır hastam var gece 24 e kadar düğün sesinden hastamızın sesini duyamıyoruz. Sokak düğünü güzel olur, ancak yaşam şartları değişti. Çalışanı var, çok ağır hastası var yeni doğanı var…

Maddi imkânı olmayan vatandaşa belediyeler ucuz salon temin etsin veya başka çözüm yolları bulunsun. Konuya değinirseniz sevinirim teşekkürler…”

Sayın Valimiz dâhil, Emniyet Müdürümüz dâhil, Jandarma Komutanımız dâhil herkes yazılarımdan haberdar emin olun.

Hava fişekleri patlamaya devam ediyor…

Mermiler gökyüzünde vızırdamaya devam ediyor.

Düğün konvoyları çevre yolundaki trafiğin ırzına geçerek, zorttiri zorttiri korna sesleri eşliğinde bizi çıldırtmaya devam ediyor…

Yani Necla Hanım; “yağmur yağıyor, seller akıyor, Arap kızı camdan bakıyor…”

 

 

OZANCA

 

Ormanda büyüyen adam azgını

Çarşıda pazarda insan beğenmez

Medrese kaçkını softa bozgunu

Selâm vermek için kesen beğenmez… Kazak ABDAL
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi