Dün öğle saatlerinde Küçük Sanayi Çarşısı’na gittim…
Yarım saatlik bir işim vardı…
Önce arabam ile gitmeyi düşündüm…
Sonra vazgeçtim…
5-6 ay önce arabamdaki bir sıkıntı için gittiğim Küçük Sanayi Çarşısı’na evden 15 dakikada ulaştım…
Sanayi Çarşısı’nın girişinden araba ile 2 dakika olan tamircimin tamirhanesine ise 10 dakika da zor gitmiştim…
Tramvaydan indim…
Tramvay durağı ile gideceğim dükkânın arası 5-6 dakika…
Sanayi Çarşısı’nın içerisinde öyle bir trafik var ki, yaya olarak yürümek bile deveyi hendekten atlatmaktan daha zor…
Yaya kaldırımları işyerleri tarafından işgal edilmiş…
Tamirciler, tamir edecek araçları işyerlerinin önündeki kaldırımlara çekmişler…
Yayalar ister istemez caddelerde mekik dokuyan araçların arasından geçmek zorundalar…
Odunpazarı Belediyesi’nin Burhan Sakallı’nın başkan olduğu dönemde Sanayi Çarşısı’nın kaldırılması gündeme geldi…
Büyükşehir Belediye Meclisinin almış olduğu “Kentsel Dönüşüm” kararı bakanlık tarafından onandı…
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı “Kentsel Dönüşüm” yetkisini Büyükşehir Belediyesi’ne verdi…
Büyükşehir Belediyesi de bu yetkiyi Odunpazarı Belediyesine devretti…
Burhan Sakallı, Sanayi Çarşısı’nda işyeri ve arsası olan hak sahipleri ile toplantı yaptı…
Hatta proje hazırlama işini de ihale açarak bir firmaya verdi…
Plan, proje hazırlama işini alan firma Sanayi Çarşısındaki işyeri, arsası ve konutu olan hak sahiplerini belirledi…
Onlarla sayısını tam olarak bilmiyorum ama toplantılar yaptı…
Bu toplantılar sonucu hazırladığı 1/25 binlik planlar Odunpazarı Belediye Meclisi’nde görüşülerek kabul edildi…
Odunpazarı Belediye Meclisinin kabul ettiği Küçük Sanayi Çarşısı’nın dönüşümü ile ilgili planlar Büyükşehir Belediyesi’ne gönderildi…
Bir yıla yakın Büyükşehir Belediyesi İmar Komisyonu’nda bekleyen planlar nihayet Büyükşehir Belediye Meclisi’ne geldi…
Büyükşehir Belediyesi’nin AK Parti’li meclis üyeleri,”planların içi boş. Nereye ne yapılacağı planlara işlensin, ondan sonra meclise gelsin” diyerek müteahhit firmanın hazırladığı planları kabul etmediler…
Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Büyükşehir Belediyesi’nin Ağustos ayı toplantısında Küçük Sanayi Çarşısı’nın planlarının yeniden gündeme geleceğini söylemişti…
Ağustos ayı toplantıları yapıldı…
Küçük Sanayi Çarşısı’nda yapılacak olan “Kentsel Dönüşüm” yaklaşık 5 yıldan beri gündemde olmasına rağmen, bence önemli bir yol katledilemedi…
Küçük Sanayi Çarşısı vakit geçmeden kaldırılmalı…
Eskişehir’de araç sayısı 251 bine dayandı…
Bu rakam sadece 26 plaka taşıyan araçların sayısı…
Bu sayıya Eskişehir dışından satın alınan ve plakası 26’ya dönüştürülmeyen ve tayin olarak Eskişehir’e gelen kamu görevlilerinin otomobillerini de ilave edersek sanıyorum 300 bini bulur…
Bu rakam Sanayi Çarşısı’na girip çıkan araç sayısının önemli bir göstergesi değil mi?
Buradan şuraya gelmek istiyorum…
Küçük Sanayi Çarşısı’nda yapılacak olan “Kentsel Dönüşüm” uygulaması ne kadar uzarsa, Sanayi Çarşısı’na tamir için gelen araç sayısı her geçen yıl artacağı için Sanayi Çarşısındaki keşmekeşlik de artacak…
Şimdi bile aracınız ile hareket etmek zaman zaman zorlaşan Sanayi Çarşısı’na, eğer ‘kentsel dönüşüm’ uygulayamaz, mevcut yerinden kaldıramazsa iddia ediyorum çok değil en geç 3-4 yıl sonra araçla girmek mümkün olmayacak…
*-******
ATAÇ’TAN BİRLİK MESAJI
15 Temmuz’da gerçekleştirilmek istenen hain darbe girişiminin ardından darbeci zihniyete karşı gerek halkımızın gerekse siyasilerin sergiledikleri dik duruş, milli birlik ve beraberliğe sağladıkları katkı takdire şayan…
Bunları gördükçe,”dün nerede idiniz?” diye soruyor herkes…
Farklı partilerin mensupları olabiliriz…
Ki olmalıyız…
Madem “demokrasi” diyorsak o zaman, demokrasinin tam oluşması içinde farklı farklı fikirler ortaya çıkmalı…
Ancak söz konusu vatan, millet, bayrak ve devlet olduğunda bir olma kültürünü gösterebilmeliyiz tıpkı 15 Temmuz’da olduğu gibi…
15 Temmuz akşamı bunu çok güzel bir şekilde ortaya koyduk.
15 Temmuz gecesi FETÖ’cuların kalkıştıkları darbe girişimine karşı sağladığımız bu kültür, milli birlik ve bütünlüğümüz her ne kadar FETÖ’cular ve PKK terör örgütü militanları tarafından bozulmak istense de sonsuza dek devam ettirmeliyiz…
İnanıyorum ki bugün Türkiye 15 Temmuz öncesinden çok daha güçlü ve bizler 15 Temmuz öncesinden çok daha güvendeyiz…
Bu gücümüzü ebediyen devam ettirmeliyiz. Bu topraklarda gözü olan ve olacakları, ancak biz millet olarak birlikte hareket ederek olanların emellerine ulaşmalarına engel olabiliriz…
Her zaman vatanının, milletinin, demokrasisinin ve milli iradesinin yanında yer alan bu millet, bundan sonra da bu hep böyle olmaya devam edeceğine olan inancımı hep korudum, bundan sonra da korumaya devam edeceğim…
Bu yazıyı yazmama hayatı boyunca demokrasi, milli irade ve cumhuriyet’i savunan, bugünde aynı duruşu sergilemeye devam eden Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç’ın katılmış olduğu 2. Ayzara Abhaz Şenliğinde söyledikleri sözler vesile oldu…
2. Ayzara Abhaz Şenliğine katılan Başkan Ataç şunları söylemiş:
“Farklı kültürlerin bir araya geldiği Eskişehir bir mozaik olarak adlandırılır. Ben bir diş hekimi olarak bunu alaşım olarak tanımlıyorum. Zengin ve güçlü madenlerden bir araya gelen daha güçlü ve zengin bir birliktelik. Bu birliktelik güçlenerek devam edecektir. Atatürk’ün dediği gibi ‘Yurtta Barış, Dünya’da Barış’ barışa her zamankinden daha çok ihtiyacımız var”.
Başkan Ahmet Ataç’ın bu sözleri hepimizin kulağına küpe olmalı…
Bu nedenle 15 Temmuz akşamı yaşanan “darbe kalkışması” ile başlayan ve 27 gün süren “demokrasi nöbetleri” de bu anlamda önemliydi…
Bu nöbetlerde ben her türlü görüşe sahip insanlar gördüm…
Alevisi-Sünni’si, Türk’ü-Kürt’ü, Laz’ı-Çerkez’i, Tatarı-Manavı, vesselam her düşünce ve ırka mensup insanlar 27 gün kol kola, yan yana, el ele, sırt sırta vererek nöbet tuttular…
Bugün bu nöbetler her ne kadar meydanlarda tutulmuyorsa da, 15 Temmuz’da yaşanan “darbe” kalkışmasının tehlikesi tamamen ortadan kalkmadı…
Her birimiz bulunduğumuz yerde, kalbimizde, gönlümüzde vatanımızı milletimizi korumak ve bu hainlere fırsat verme noktasında ki birlik ve beraberliğimizi aynen devam ettirmek zorundayız...
Türkiye ebediyen bu topraklarda, inancıyla, ezan sesiyle ayakta duracak ve dünyaya huzurun, barışın yayıldığı bir ülke olacak…
*-********
FIKRA:
İdam ya da Beraat
Adam üzerine yıkılan suçtan dolayı mahkemeye düşmüş. Mahkeme öyle bir safhaya gelmiş ki artık adama ceza verilip verilmeyeceği bile tartışılır olmuş. Son karar olarak ya beraat ya idam verilecekmiş.
Hâkim: "İki kâğıt alıp birine idam, birine beraat yazacağını" söylemiş. Adamın çektiği kâğıtta ne yazıyor ise o karar uygulanacakmış.
Zaten suçsuz olan adam, bu suçun kendisinin üzerine yıkılması işinde hâkimin de olduğundan şüphelenmiş. Eğer hâkim de işin içinde ise iki kâğıtta da "idam" yazacağını biliyormuş.
Hakikaten de adam şüphelerinde haklıymış. Hâkimin ikisine de "idam" yazdığı, iki kâğıt rastgele karıştırılıp adamın önüne sunulmuş. Adam kâğıtlardan birini alıp ağzına atmış, hemen çiğnemeye başlamış. Çiğnerken de demiş ki:
"Seçtiğim kağıt budur!".
Adama kızacak olmuşlar ama adam demiş ki:
- Eğer yediğim kâğıt idam ise diğer kağıtta beraat yazacaktır, fakat eğer yediğim kağıt beraat ise diğer kağıtta idam yazacaktır!
İki kâğıtta da idam yazdığından, adam salıverilmiş...
Günün Sözü : Yeryüzünde büyüklenerek yürüme. Çünkü bir müddet sonra bu yer, seni de içine çekip alacaktır. İmam Şafii
Dedem diyor ki : İnsanı ateş değil, kendi gafleti yakar. Herkeste kusur görür, kendisine kör bakar. Neye nasıl bakarsan, o da sana öyle bakar.