Eskişehir’deki AK Partili dostlarımız severiz. İyi niyetle çalıştıklarına şahitlik de ediyoruz. Ancak – hiç kusura bakmasınlar – artık Eskişehir’eve Türkiye’ye verebilecekleri bir şey kaldığını düşünmüyorum. Hatta bırakın yeni bir yatırım yapmayı, eldekini – avuçtakini de satışa çıkartıyorlar. Bunun son örneğini Eskişehir’in göbeğindeki Hava Hastanesi’nin özelleştirileceğini öğrenince gördük.
Türkiye’nin başına gelen en büyük felaket, 2017 yılındaki mühürsüz oylarla geçen referandum oldu. Nitekim daha sonra kurulan “Tek Adam Rejimi”yle birlikte memlekete bir tek çivi bile çakılmadı. 2018’den beri devam eden bir ekonomik krizin içindeyiz. Daha önce de Türkiye’de ekonomik krizler elbette olurdu. Ancak mevcut hükûmet 3 ay – bilemediniz 5 aylık bir programla ülkeyi düze çıkartırdı.
Şimdi ise hükûmetin tek projesi, elindeki malları satarak, bir sonraki seçim için bütçe oluşturmaya çalışmak.
Daha yeni Devlet Hastanesi arazisinin satışa çıkarıldığını öğrendik. Halbuki AK Partililer buraya yeni bir hastane yapılacağına ilişkin yeminler etmişlerdi. Bir tek Kur’an’a el basmadıkları kalmıştı.
Daha bu skandalın etkileri geçmeden, Hava Hastanesi’nin de satışa çıkarıldığını görüyoruz.
Bu hastanelerde, bu kamu binalarında tüyü bitmemiş yetimin hakkı vardır. Türk Milleti buraları en zor şartlar altında yaptı. Yapılan yatırımların tamamında işçimizin, köylümüzün alın teri vardır. Şimdi bu arazileri mi satıyorsunuz?
Bunun adı iflas değildir de nedir?
AK Parti iktidarını hayırsız mirasyediye benzetiyorum. Hani babadan kalan hanları, hamamları satıp kumarda yiyen hayırsız mirasyediler vardır ya. En sonunda annesinin evini de satıp kiraya çıkartırlar. İşte AK Parti iktidarı tam olarak bunu yapıyor.
Bence gazetelere ilan versinler; “Patron çıldırdı” desinler. “İflas nedeniyle kelepir satış” diye ilanlar yapıştırsınlar. Çünkü artık yapabilecekleri bir şey kalmadı.
Farkında değil misiniz? Artık AK Parti’nin iktidarda kaldığı fazladan her gün, Türk Milletine büyük bedeller ödetiyor.
Küllüoba kazıları tüm hızıyla sürüyor
Eskişehir’e yalnızca 30 kilometre ötede bulunan Seyitgazi’ye bağlı Yenikent Köyünde devam eden Küllüoba kazıları, bir youtube kanalı olan Arkeomedya’da ele alındı. Kazılar hakkında bilgi veren kazı Başkanı Profesör Doktor Murat Türkteki, 5 bin yıllık tarihi bölge hakkında önemli açıklamalarda bulundu.
Biz aslında nasıl bir ekonomik değere sahip olduğumuzun farkında değiliz. Bundan 5 bin 300 yıl önce bu bölgede kurulmuş bir şehir var. Bu şehirde insanlar yaşamış, birbirlerine aşık olmuş, cinayetler işlemiş ve hükümet darbeleri yapmışlar. Böyle bir şehri gün ışığına çıkartmak, Eskişehir’e her yıl on milyonlarca liralık bir turizm geliri getirebilir.
Küllüoba gibi bir yerleşim yeri – mesela Amerika’da olsa, o şehir hakkında yüzlerce filmler çevrilir, dünya üzerindeki milyonlarca turist, Küllüoba Höyüğünü görebilmek için sıraya girerdi.
Küllüoba bundan 5 bin 300 yıl önce kurulmuş ve 4 bin yıl önce terk edilmiş bir kent. Burada bir devlet mekanizmasının kurulduğuna işaret eden merkezi tahıl depoları, yönetici sınıfa ait binalar ve şehri çevreleyen güvenlik duvarları tespit edilmiş. Hatta bölgenin hemen dışında bulunan ileri karakol yapılarının olduğu da bilimadamları tarafından söyleniyor. Küllüoba’da ayrıca sıradan halktan çok daha iyi beslenen bazı kişilerin, harp yaralarına benzeyen sebeplerle öldüğü de görülüyor. Bütün bunlar bize, küçük bir devlet mekanizmasının olduğunu, ayrıcalıklı bir savaşçı sınıfın bulunduğuna işaretliyor.
Ayrıca Küllüoba, Suriye gibi uzak diyarlardan gelen ürünlerin de yer aldığı bir yer. Demek ki 5 bin yıl önce, küresel ölçekte ciddi bir ticaret yapılıyormuş.
Profesör Murat Türkteki ve ekibini yaptıkları çalışmalardan dolayı kutuluyorum. Bu güzel kazı çalışmaları hakkında geniş bilgi almak isteyenler içinse, şuraya bir link bırakıyorum:
https://www.youtube.com/watch?v=h4J1mRUIBQo&t=17s
Sosyal medyaya sansür
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, sosyal medya kullanımına ilişkin yeni bir düzenleme geldi. Buna göre sosyal medya kullanmak için e-Devlet üzerinden kayıt yaptırılması gerekecek. Söz konusu düzenlemenin olumlu bir yönü bulunuyor. O da 15 yaşın altındaki çocuklarımızın sosyal medyaya girmesinin engellenmesi olacak. Bu çok hayırlı bir gelişme. Çünkü çocuklarımız sosyal medyada kelimenin tam anlamıyla zehirleniyorlar.
Ancak düzenlemenin son derece tehlikeli noktaları da var. Bundan sonra sosyal medya hükûmetin baskısına açık hâle geliyor. Kimse “İyi oldu, troller engellenir” diye düşünmesin. Münferit olarak trollük yapanlar belki engellenir. Ancak hepimiz çok iyi biliyoruz ki AK Troller “Organize suç şebekesi” gibi çalışıyor ve onların internete girmesi engellenemeyecektir.
Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan meslektaşımız ve Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer de tam olarak bu tehlikeye dikkat çekiyor. Çakırözer söz konusu uygulamanın sosyal medya üzerinde yeni bir sansür baskısı oluşturacağını söylüyor ki, bu konuda – maalesef – kendisiyle aynı fikirdeyim.
Kaçakçılar değil vergiler sorun
Eskişehir KOM Şube Müdürlüğü ekiplerince düzenlenen operasyonda 4.7 milyon boş makaron ve çok sayıda kaçak ürün ele geçirildi. Gözaltına alınan 7 şüpheliden 2'si tutuklandı.
İl Emniyet Müdürlüğü’nün başarılı personelini tebrik ederiz. Büyük bir iş başarmışlar.
Belirlenen adreslere düzenlenen eş zamanlı baskınlarda, kaçakçıların adeta fabrikaya dönüştürdüğü depolar ortaya çıkarıldı. Yapılan aramalarda piyasa değeri milyonları bulan 4 milyon 726 bin 400 dal içi boş makaron ile 250 bin 800 dal doldurulmuş sigara ele geçirildi.
Tütün kaçakçılığı gündemimize yeni girdi. Eskiden böyle bir şey yoktu. KOM gibi önemli şubeler enerjilerini daha ciddi işlere ayırırlardı. Ancak ne zaman ki sigaralara ağır ve kabul edilemez vergiler getirildi, tütün tiryakileri de çözümü kaçak tütün kullanmakta buldu.
Üstelik bu kaçakçılığı yapanların mafyalar olduğunu da biliyoruz. Yani aşırı vergiler, dolaylı olarak mafyacıkların ortaya çıkmasına neden oluyor.
Bence devletimizin kaçakçılarla uğraşmak yerine, vergileri düşürmesi gerekiyor. Böylece kaçakçılar da kendiliğinden ortadan kalkacaktır.
Tarihte Bu Hafta
Millet yönetimi ele aldı
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını tüm yurtta coşkuyla kutladık. Çünkü bundan tam 106 yıl önce 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi, Ankara’da dualarla açılmıştı.
Pek çok kişi Kurtuluş Savaşı’nın başlangıç tarihi olarak Atatürk’ün Samsun’a çıktığı 19 Mayıs 1919’u gösterir. Gerçekte Kurtuluş Savaşı’nın kesin bir başlangıç tarihini belirlemek zor. Belki gazeteci Hasan Tahsin’in 15 Mayıs’ta işgalcilere sıktığı ilk kurşun sayılabilir.
Bu konuyu tartışmayı tarihçilere bırakalım. Ancak – bana kalırsa – Kurtuluş Savaşı’nın en önemli dönüm noktası 23 Nisan’da Ankara’da yeni bir parlamentonun kurulmuş olmasıdır.
Osmanlı Devleti’nin son döneminde yaşanan siyasi gelişmeler, Türk milletinin kendi kaderini eline aldığı yeni bir dönemin kapısını açtı. Bu sürecin en önemli aşamalarından biri, Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin kapanması ve ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıdır. Bu olay, sadece bir yönetim değişikliği değil, aynı zamanda egemenliğin millete geçişinin de simgesi olmuştur.
Hatta aynı meclisin adının “Türkiye” olması, yeni bir devletin başlangıcını da simgeler.
Özetlemek gerekirse Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması hem milli egemenliğin saltanattan alınması hem Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktası olması hem de daha sonra kurulacak olan Türkiye Cumhuriyeti’nin müjdecisi olması açısından çok önemlidir.
23 Nisan bir anlamda Türkiye’nin “Tek Adam” rejiminden kurtulmasının göstergesidir.
Günün Sözü
Bir ordunun savaş araç ve vasıta ve usulleri alınabilir, değişebilir. Ama milli karakter ve ruh değeri kuşaktan kuşağa sürer gider
Mareşal Fevzi Çakmak