Geçen hafta 17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü vesilesiyle yazdığım yazıda kuraklık ve çölleşme ile mücadelenin önemli bir gündem maddesi olduğuna işaret etmiştim. Bazı okurlarımdan bana geri dönüş oldu: “Hoca, Haziran ayı bitti, yağışlardan kurtulamadık, sen hala ne kuraklığından bahsediyorsun?”.
Bana da bu durumu açıklamak düştü. Geçtiğimiz yıl malum tüm Türkiye’de ciddi anlamda bir kuraklık yaşandı. Konya ovasında kuraklık seviyesi artık kuraklığın son evrelerine ulaştı. İstanbul’daki barajlarda doluluk oranı dibe vurdu. Ülkenin her köşesinde yüzey sularında önemli bir azalma oldu. Bunlar yaşanırken diğer yandan geçen yıl ülkemize düşen yağış miktarında hatırı sayılır bir artış vardı. Ancak genellikle yıl boyunca aşırı sağanak yağışlar şeklinde görülen bu yağışlar, kuraklıkla, yüzey sularının azalmasıyla ilgili olarak beklentileri gerçekleştiremedi. Tersine bu yağışlar ciddi anlamda toprak kaybına, arazi bozulmalarına, tarımsal üretimde düşüşe, sellere ve kentlerde su baskınlarına yol açtı.
Benim de yazılarımda belirtiğim gibi, kurak geçen birkaç yılın ardından, 2014’ün son çeyreğinde ve 2015 yılının ilk altı ayında hem etkili kar yağışları oldu, hem de yağmur eksik olmadı. Özellikle kar yağışları ülkemizdeki su dengesi anlamında çok yararlı oldu, ayrıca barajlarımız doldu. Ancak geçen yıl nasıl önümüzdeki yıl bol yağışlı olacak diye söylüyorsam, bir bildiğim var; yağışlı dönem fazla uzun sürmeyecek. Bunu bilmek için alim ya da falcı olmaya gerek yok. Doğanın dinamiklerini ve periyodik ve sistematik olarak ortaya koyduğu düzeni anlamaya çalışmak yeterli. Ülkemiz yarı kurak iklime sahip. Ülkemizde kurak dönemlerin meydana gelme sıklığına baktığımızda 1950-1951, 1973-1974, 1988-1989, 1994-1996, 2000-2001, 2006-2008, 2012-2014 yılları arasında aşırı kurak dönemler yaşandı. İklim değişikliklerinin tesiriyle ülkemizde periyodik olarak görülen aşırı kurak dönemlerin tekrarlanma periyodları arasındaki zaman kısalıyor ve yakın bir tarihte yeni bir aşırı kurak dönem kapımızı çalabilir. Gerçi bu sefer bir yanılgı içinde de olabilirim, çünkü iklim değişikliklerinin etkisiyle Dünya’nın her hangi bir köşesinde her an ekstrem bir olay yaşanabilir. Geçen haftaki yazımda da belirttiğim gibi, hep derim, iklim değişiklikleri ve etkileri 21. Yüzyılın aslında en önemli gündem maddesi... Gerekli tedbirler ivedilikle alınmazsa yakın bir gelecekte, gezegenimiz üzerinde yaşama tutunmayı başaran insanların ortak söylemi şu olacak : “Her şey bir anda oluverdi”.
Her ne koşulda olursa olsun, bu yıl yağışlar fazla oldu, Haziran’ın sonuna geldik hala yağışların etkisinden kurtulamadık belki ama şunu bilmeliyiz ki, ülkemizde yanlış kentleşme ve gelişimler nedeniyle su havzaları, doğal drenaj ağları tahrip edilmiş durumda. Kentlerdeki altyapı son derece yetersiz. Planlamaların ve uygulamaların çoğu bilgiden ve bilimden uzak, işin yeterince ehli olmayan kişilerce yapılmış-yapılıyor… Her geçen haftada en az üç-dört şehrimizde su baskınları oluyor, ülkenin farklı yerlerinden sel haberleri geliyor. Geçen yıl da böyleydi, yine de kuraklık vardı, bu yıl belki kuraklık tehdidi ertelendi ama yine de sellerin, su baskınlarının, buna bağlı toprak ve tarımsal üretim kaybının, arazi bozulmasının önüne geçemiyoruz. Her ne olursa olsun, Türkiye su zengini değil, su fakirliği sınırında bir ülke… Önümüzdeki yıllarda susuzluk özellikle büyük şehirleri artan bir şiddette etkileyecek. Kuraklığın etkisiyle ülkenin önemli miktarında tarımsal üretimde önemli kayıplar yaşanacak, verimli tarım toprakları zarar görecek. Dolayısıyla merkezi ve yerel yönetimin önemli gündem maddesi uzun erimli projelerle su kullanımında verimliliği artırmak, su arzını artırıcı doğaya uyumlu projeler ortaya koymak olmalı… Ülkemizde hala su tüketiminin yarısından daha fazlası tarımsal sulama amaçlı kullanılıyor. Tarımsal sulamada ülke çapında suyun etkin kullanımı amaçlı projelerin kararlılıkla ve bazı kamu destekleriyle hayata geçirilmesi gerekiyor. Belki de su kullanımın miktarını en çok etkileyen konulardan biri de eskimiş su dağıtım hatlarındaki, tarımsal sulama altyapısındaki kayıplar. Bunların da hızla ortadan kaldırılması gerekiyor… Ayrıca yine kimi zaman benden duyduğunuz, Dünyada her geçen gün biraz daha önem kazanan ve Peyzaj Mimarlarının öncülüğünde yürütülen yeşil altyapı sistemleri, hem su baskınlarının önüne geçilmesi, hem de suyun kazanımı için ülkemiz için değerlendirilmesi gerekli olan bir seçenek.
Neyse lafı fazla uzattık sevgili okurlarım… “Kuraklık mı kaldı, yağış var, sen hala kuraklık diyorsun” diyen sevgili okurlarım umarım bu haftaki açıklamalarımdan tatmin olmuşlardır…
Herkese iyi haftalar….
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Ahmet Ataç’ın Eskişehir’de yarattığı güç!
Tarkan Demir
Yeni otoparklar trafiği rahatlatacak
Kerem Akyıl
Halk geçim derdinde siyasiler şov peşinde...
Kaan Özcan
Tepebaşı Belediyesi’nin iş birliği Eskişehirlileri ulaşımda rahat…
Funda Morgül
Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!
Ümit Polatbaş
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
Bornova Afyonspor’dan daha zor rakip
Ahmet D. Canoruç
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy