Yine bir sabah bi uyandık, bi de ne görelim? Ülkemin devlet diye isimlendirilen mekanizmasının her kurum ve kuruluşu ayıklanıyor “paralelcilerden”. Emniyette paralelci, adliyede paralelci, sonu “tay” ile biten bütün kurumlarda paralelci! Hepsi de bir bir yakalanarak, hesap vermeleri için yüce adaletin karşısına dikiliyor! Bülbül gibi öttürüldüklerinden anlıyoruz ki bu paralelcilerin yegâne işi “kumpaslar” kurarak hayatlarını idame ettirmek!
Peki diyor birileri. Hani o beraber yürümek aynı yollarda, “ne istediniz de vermedik sitemleri?” Bu güruhun paralel hale gelişi sürecine dek etle tırnak vaziyetleri nasıl açıklanır? Birlikte geçen uzun yıllar, olimpiyat sahnelerindeki gözyaşları, yurtdışındaki okullardan övgülerle söz edişler? Ne zaman farkına vardınız bu paralelcilerin bu denli tehlikeli olduğuna?
Açıklıyorlar hemen en yetkin ağızlar; “Ergenekon da Balyoz da bu paralelcilerin hazırladığı kumpaslarmış, o zaman anladık!” İyi de bu suçlamalardan ötürü mesleğinden koparılmış insanların itibarları, intihar edenlerin çalınan hayatları, dört duvarlar arasına hapsettiğimiz ve yıllarca özgürlüklerini çaldığımız insanlarımız? PARDON mu diyeceksiniz tüm bu saydıklarımıza? Bu kadar basit mi insan hayatı bu ülkede?
“Albay Alican Türk ” gibiler ne olacak peki?
Geçtiğimiz aylarda “sessiz çığlık” eylemlerinde tanıdım Emekli Albay Alican Türk’ü. Gazete köşemdeki e-posta adresimden davet etmişti, katılmıştım etkinliklerine. Daha sonra merhaba olanağı bulduğumda gördüm ki, bu naif yapılı başı dik komutan da Ergenekon, Balyoz ya da buna benzer isimler altında Sincan’da hapis edilenlerden sadece birisi. Dün baş başa söyleşi yaptığımızda, hüzünle kaplandı yüreğim elimde olmaksızın. Alican Albay hapishane demiyor, Sincan Orduevi diye tanımlıyor on dört ay zorunlu ikamet edildiği yeri. Ben Türk Ordusunun bir askeri olarak aldığım emirleri yerine getirmeyi öğrendim. Görevimin hiçbir döneminde darbe ya da benzeri bir çağrışım adı altında hiçbir faaliyette bulunmadım. Zaten bu yürek rahatlığı içerisinde başımız her daim dimdik, yüreğimiz dirençliydi diyor. 28 Şubat ile ilgili olarak müşteki durumundakilerden hiç ama hiç biri (Meral Akşener, Şevket Kazan, Hasan Celal Güzel, Çiller gibi isimler saydı)ifadelerinde asla “darbe yapıldı” ibaresi kullanamadılar bile diyor. En ilginci de o mazlum, o masum, o canı yanmış (!) Tansu Çiller’in sözlü ifade vermeye bile gitmemiş olması! Allah’a olan inancını da, Mustafa Kemal’e olan sadakat duygusunu da çok samimi ve insanca dile getiren bu başı dik, bu güzel yürekli insana da sadece “pardon” deniyor şimdilik!
“Faili Meçhul Cinayetler” isimli kitap yazmış o yoğun süreçte. Rüşvetten saymazsan imzalayıp hediye etmek isterim hocam dedi sohbet bitiminde. Başladım okumaya bugün içimdeki kırık dökük duygular eşliğinde. Keşke daha önce tanısaydım bu değerli kardeşimi diyerek iç geçirdim kitabının ilk sayfasını araladığımda…
OZANCA
Kapkaranlık geceye tan
Türküler baş kaldırınca
Ne şah tanır nede sultan
Türküler baş kaldırınca…
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Kesikbaş’ın ekonomik krize çözüm önerisinin odağında tarım var!
Tarkan Demir
Ataç sert çıktı
Kerem Akyıl
Her şeye rağmen Eskişehirspor!
Kaan Özcan
Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!
Ümit Polatbaş
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
Eskişehir'in komşusunda öyle bir miras var ki...
Funda Morgül
Bornova Afyonspor’dan daha zor rakip
Ahmet D. Canoruç
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy
