yandex

Nereye yetişiyoruz?

28 Temmuz 2026 09:30
A
a

Çağımızın en büyük hastalığı belki de sabırsızlık. Her şeyin bir tıkla hallolduğu, siparişlerin dakikalar içinde kapıya geldiği, mesajların saniyesinde iletildiği bir dünyada yaşıyoruz. Hız, hayatımızın ana ritmi haline geldi. Fakat bu baş döndürücü tempo, farkında olmadan bizden çok temel bir insani erdemi söküp aldı: Beklemeyi bilmeyi.

Bugün bir tohuma bakıp "neden hemen ağaç olmuyorsun" diye kızan sabırsız bir kalabalığa dönüştük. Bir işe başladığımızda hemen karşılığını almak, bir emek verdiğimizde sonucunu ertesi gün görmek istiyoruz. Oysa doğanın bize öğrettiği değişmez bir hakikat var: Hiçbir meyve, siz başında sabırsızlıkla beklediniz diye vaktinden önce olgunlaşmaz. Güneşin, toprağın, rüzgarın ve zamanın kendi ritmi vardır.

Azim denildiğinde çoğumuzun aklına bağırıp çağırmak, hırsla kapıları zorlamak ya da kendini heba etmek gelir. Oysa gerçek azim, çoğunlukla gürültüsüzdür. Gerçek azim; taşın altına elini koyduktan sonra, üzerine düşeni sessizce yapıp zamanın kendi işini görmesine izin vermektir. Yolu yarıda bırakanlar genelde yeteneksiz olanlar değil, ekim ile hasat arasındaki o sessiz boşluğa tahammül edemeyenlerdir.

Hayat, herkesin kendi kulvarında yürüdüğü uzun bir mesafe koşusu. Başkalarının hızlı çıkışlarına bakıp telaşa kapılmak, kendi adımlarımızın ritmini bozar. Önemli olan ne kadar hızlı koştuğumuz değil, fırtına koptuğunda durduğumuz yerde ne kadar sağlam durabildiğimizdir. Çaba bizden, takdir zamandandır.

Bir şeylerin henüz gerçekleşmemiş olması, hiç gerçekleşmeyeceği anlamına gelmez. Bazen sadece toprağın altındaki kökler güçleniyordur. Kendi emekten payımıza düşeni eksiksiz yaptıysak, geri kalanı zamanın adil ellerine bırakmak en büyük bilgeliktir. Çünkü doğru zaman geldiğinde, o sessiz sabırla sulanan her tohum mutlaka meyvesini verir.

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...