Dört koca yıl oldu memleketim Eskişehir’e döneli. Bu koca dört yıl içerisinde neler değişti ülkemde sıralasam sayfalar yetmez. Bu olağanüstü değişimler öylesine büyük boyutta ki; “Yeni Türkiye” kılıfı altında neredeyse bambaşka bir sabaha uyanacağız yakında. Böylesine afakî değişimlere inat edercesine, benim kentimde değişmeyen bir konu var ki midemi bulandırıyor. Dört yıldır bu konuyu gündemden düşürmemek adına ellerinden geleni ardına bırakmayanlar şahidim olsunlar ki istifra edeceğim artık dayanamayıp! Geldim geleli bu konu başlıklarından, açıklamalardan ikrah getirdik ikrah!
-Stadyum Sazovaya’mı, Muttalip’e mi taşınacak?
-Oraya taşınırsa ulaşım sıkıntı olurmuş da buraya taşınmalıymış!
-Buranın bir tarihçesi varmış da taşınmamalıymış.
Bu ülkede nice tarihi eserler, sit alanları, kültürel miraslar talan edilirken o samimiyetsiz gözleriniz nereye bakıyordu sorumu kim yanıtlayacak peki? Ulaşım sorunu kentin tamamında çözülmüş de, sanki bir tek taşınacak stadyumun derdine düşmüşüz gibi!
Doğru ya da gerçek birdir, göreceli değildir bu kavramlar. İki artı iki eşittir dört gibi mesela. Lakin bizde durum böyle değil ki, yerel yönetimlerin söylediklerini merkezi yönetim karalıyor, merkezi yönetimin önerdiklerini yerel yönetimler kabullenmiyor. Bu gerçek ışığında aynı teraneler temcit pilavı gibi ısıtılarak önümüze konuyor. Niceleri de senaryonun figüranları misali yazıp çizmeye devam ediyor yorulduğumuz konuları…
AKP Milletvekili Ülker Can “Büyükerşen Atatürk Stadyumu’nun yerleşime açılacağını 1/25.000’lik plana yansıttı” şeklindeki bir açıklama yaptı geçtiğimiz günlerde. Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen de Ülker Can’ın iddiasının gerçekle hiçbir ilgisi olmadığını, kamuoyunu yanıltmak ve gerçekleri bilgisizce saptırmaktan ibaret olduğunu vurguladı. Hatta bir de ekleme yapılarak; Eskişehir halkının hafızasıyla alay edercesine, Büyükşehir Belediye Başkanı’nı siyaseten yıpratmak amacıyla Ülker Can’a verdirilen demeç tam bir zavallılıktır. TOKİ’nin yapılmasını istediği plan örneği ekte resmi bir belge olarak kamuoyuna sunuyoruz” denildi. Peki, Ülker Can ne dedi ertesi gün? “Bu saatten sonra ciddiye alınmak isteniyorsa, Eskişehirliler 14 mahallede yapılacak kat artırımının akıbetini soruyor, Kentsel dönüşüm bölgeleri için bakanlığın gönderdiği paraları soruyor. Küçük bir ortaklığım var dediği okul işi için Görsem arazisindeki imar değişikliğini soruyor. Bizim verdiğimiz demeçler bunlar ve bize bunları kapı kapı gezerek derdini sorduğumuz Eskişehirliler verdiriyor. Bu şehrin gerçeklerini bir kenara bırakıp, yapılan işlere çamur atmaya çalışanı siyaseten de yıpratırız milletin gözünde de yıpratırız…”
Meydan ile ilgili bir cümle olmasa da, meydan savaşının ayan beyan olduğu ortada öyle değil mi?
Eskişehir Valisi Güngör Azim Tuna ise “ağzı olan konuşuyor” diyerek bu meydan savaşına müdahil oldu. “Bazıları bu meydanın Büyükşehir’e verilmesini isteyebilir. Büyükşehir bunu hak ediyor mu bunu sormak lazım” diyerek meydan savaşını doruğa taşıdı.
Herkes karşı tarafı rant yeme planları ile suçluyor. “Bu işten kimseye rant yedirmeyeceğiz” diyerek haklılığını kamuoyuna inandırma telaşında. İyi de Allah aşkına doğru bir tanedir ve biz Eskişehirliler testi kırıldıktan sonra sığınılacak hiçbir mazereti kabul etmeyeceğiz bunun da bilinmesi gerekmiyor mu? Öne TOKİ, sonra da Anadolu Üniversitesi’ne bu işin havale edilmesi umurumuzda değil bizim. Orada söz verildiği gibi bir şehir meydanı olacak mı? Meydandan anladığınız ne? Meydan meydan derken, biz Eskişehir halkının cımcızlak meydanda kalmayacağımızın garantisi ne? Yani ister yerleşke ister AVM adı ne olursa olsun, nefes alacağımız ve ağaçlarla-çiçeklerle bezenmiş bir alan olmadıktan sonra istediğiniz vaatlerde bulunun hikâyeden öte değildir bu meydan savaşı inanın…
10 Kasım matem değil, mücadele günüdür!
Statükonun “Atam sen kalk da ben yatam” göz boyamaları artık geçerliliğini kaybetti. Yıllarca halktan kopuk sahtekârca ve sahtekârlarca yapılan “Atatürkçülük” yutturmacaları, sadece o değerlerimizden uzaklaştırdı nice insanımız. Samimiyetsiz törenler, aslı astarı olmayan kutlama biçimleri ve içi boşaltılmış söylemlerle uzaklaştırıldı bu halk Cumhuriyet devrimlerinden. “Atatürk’ün partisindeki” üyeler, delegeler(eski ve iğrenç tanım)ve ne yazık ki bazen de milletvekilleri bile bihaber biçimde Cumhuriyet ideolojisinden arındılar günbegün. “Çok yaşa padişahım” geleneğinin insanlarından tek farkları, yakalarındaki rozetler oldu başka bir artıları kalmadı! Anlamadığınız Atatürk’ün matemini tutmaya kalkmak “timsah gözyaşlı” roldür sadece. Anlamadığınız Atatürk’ün partisinde olsanız ne olmasanız ne? Farkında olmasanız da sizin safınız “çok yaşa padişahım” güruhunun saflarındadır. Dolaylı biçimdedir ama ne fark eder ki?
Sevgili kardeşim Hüseyin Güven’in son cümlesinde dediği gibi bitireceğim ben de. Vesselam, 10 Kasım günleri matem günleri değildir. Uyanmayanlar, kafasını kuma gömenler bunu bilmeli ve gerçeklerle hesaplaşmalılar gayrı. 10 Kasım mücadele günüdür beyler bayanlar! Cumhuriyet değerlerini talan edip, “manda ve himaye kabul edilemez” diye yüce bir önderi hiçe saymaya kalkan aymazlara haddini bildireceğimiz bir mücadele hem de!
OZANCA
Arayıp bulur hasını
Sevince katar yasını
İstiklal madalyasını
Takar Mustafa Kemal’ce
Fikret der bu millet yaman
Hele gelsin bir o zaman
Nice binlerce kahraman
Çıkar Mustafa Kemal’ce… Fikret DİKMEN
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Kesikbaş’ın ekonomik krize çözüm önerisinin odağında tarım var!
Tarkan Demir
Ataç sert çıktı
Kerem Akyıl
Her şeye rağmen Eskişehirspor!
Kaan Özcan
Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!
Ümit Polatbaş
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
Eskişehir'in komşusunda öyle bir miras var ki...
Funda Morgül
Bornova Afyonspor’dan daha zor rakip
Ahmet D. Canoruç
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy