Prof.Dr. Alper Çabuk

Kişisel Devrim…2

Kişisel Devrim…2

23 Aralık 2013 09:55
A
a


 

Bugün ekolojik anlamda kişisel devrimden söz etmeye devam edeceğim. Bu konuyla ilgili yazacak bir yazım daha olacak. Ancak özetle şu noktaya işaret etmek istiyorum: Benim alışkanlıklarımı değiştirmem neyi değiştirir diye düşünmeyin, bir insan dünyayı değiştirebilir. Siz kendi adınıza karbon ayak izinizi azaltmaya çalışın…

 

Baksanıza dünyamıza “gerçek olmayan insan ilişkileri, sanal bağımlılık, kendimizin planlamadığı bir mesai, stresli çalışma ortamı, kafaya saksı düşme riski, deprem, fırtına, kasırga, tsunami zararları, kuraklık-açlık tehdidi, ulaşımda-sanal ortamlarda yitirilen zamanlar, hızlı yaşama metabolizmanın tepkisi, sağlıksız beslenme, artan kanser, kalp, tansiyon gibi yıkıcı hastalıklar, tüketim çılgınlığı, TV bağımlılığı, çocukların eğitimi, ekosistemin çöküşü, savaşlar, işgaller, küresel iklim değişikliği, ötelenen buzul çağı, ozon tabakası, pahalıya satılan organik ürünler, ekoloji tacirleri, GDO’lu gıdalar, bir yanda obezite, bir yanda açlık yüzünden ölen insanlar,  doğadan kopuk bir yaşam”.... Oysa ki diğer yandan şu da zor değil aslında… “Birlikte üretip, doyup, yaşayan, doğadan almaktan çok vermeyi düşünen bir projelere, yaşam alanlarına yaşamları uyarlamak…Küreselleşmeyle başlayan sürecin kültürdeki olumsuz etkilerini ve olası çözümleri bulmaya çalışmak…

 

Almanya’yı örneklemek istiyorum. Almanya, kalkınmış ve dünyanın en güçlü ülkelerinden birisi. Buna karşılık çevre duyarlılığını ve enerji verimliliğini de ön plana çıkarıyor. Çünkü özellikle Almanya ve Danimarka, İsveç, Norveç, Finlandiya gibi ülkelerde, kalkınma tam anlamıyla sürdürülebilir kalkınma olarak algılanıyor. Hep söylediğim gibi kalkınma demek, ekonomik büyüme demek değildir. Kalkınma ekonomik büyüme paralelinde, toplumun her kesimindeki insana asgari düzeyde de olsa insanca yaşamlarını sürdürebilecekleri beslenme, barınma, eğitim, sağlık, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı verilmesi ile kalkınma olur. Zaten sorun, 20.yüzyıl boyunca kalkınmanın eksenini değiştirmesi, sadece toplum içindeki belli grupların ekonomik gücünün artışı ile bile sağlanabilen bir olgu olarak algılanmaya başlamıştır ve işte bu yüzden sürdürülebilir kalkınma gibi bir kalkınma tanımı ortaya atılmıştır. Bana göre bu tanım sadece retorik bir tanımlama olmaktan öteye gidememiştir. Çünkü bu tanımlamaya gerek dahi yoktur. Kalkınma zaten sürdürülebilir değilse kalkınma değildir… Neyse lafı uzatmayalım Almanya örneğimize geri dönelim.. Almanya biliyor musunuz neden kalkınma sürecinde daha fazla enerji verimliliğini ve çevreyi korumayı ön plana almıştır? Kalkınabilmek için… Bu bilinci sayesinde kalkınmıştır da.. İki Dünya Savaşı’nın ağır izleri ve külleri arasından bir dünya devi yaratılmıştır. Bu ülkede kalkınmak için yenilenebilir hammadde, yapılarda enerji kullanımı ve ısı geri dönüşümü gibi konularda sürdürülen araştırmalar, enerji verimliliği ve kazanımı konusunda sürekli olarak yeni inovatif arayışlar, teknik standartlar ve normlar onların kalkınmasını sürdürülebilir kılıyor....

 

Düşünsenize hammaddeniz yoksa, çevreniz tahrip olduysa, enerji kaynaklarınız tükendiyse, yani kalkınma adına tüm doğal kaynaklarınızı ve doğanızı tahrip ettiyseniz, tarım, hayvancılık, sanayi, aklınıza gelecek kalkınmanızı sağlayan tüm sektörler durur... Bunun bilincinde olduğu için hammadde açısından çok fakir ve yoğun nüfuslu bu Orta Avrupa ülkesi, kalkınmasını sürdürebiliyor. Diğer taraftan bu gibi gelişmeler, uzun süredir ekolojik inşaatı önemli bir ekonomik unsur ve geleceğin mimarisi haline getiriyor. Ekolojik inşaat Almanya'da oldukça prestijli bir konuma ve köklü bir geleneğe sahip. Almanya hep kalkınmasını sürdürebilmek kaygısıyla çağlar boyunca yapı yüzeyleri, yapı malzemeleri ve enerji kullanımı konusunda tutumlu bir tavır benimsemek zorunda kalmış. Bugün idari ve endüstriyel mimari alanlarında, eğitim alanında ve hatta ulaştırma sektöründe, ekolojik inşaatın çok sayıda önemli örneği görülüyor.

 

Çok mu zor yapılarımızı bu hale dönüştürmek ya da çok mu yüksek maliyet gerektiriyor. Değil... En zoru kendimizi ve kafamızı değiştirmek. Bakın Türkiye bir kentsel dönüşüm olayından bahsediyor son iki yıldır. Bu kapsamda yapılması gereken en önemli şey, bakış açımızı da değiştirmek ve kentsel dönüşüm kapsamında yapılacak her yapıda enerji tüketimi – verimli araçlar, su temini ve arıtma, emisyon azaltıcı tedbirler, enerji üretimi, yenilenebilir enerji kaynaklarından da yararlanan ısıtma – soğutma – aydınlatma – güç sistemleri, geri dönüşümlü ya da geri kazanılmış malzeme kullanımı, mümkün mertebe yerel malzeme kullanımı, mimari formların yerel koşullara uygun şekillendirilmesi gibi hususlara da dikkat edilmesini sağlamak olacaktır.

..................................

Harç bitti, yapı paydos.... Kimi zaman yaşama atfettiğimiz anlamlar ve değerler farklı olsa da tüm bu zenginlikleri yaşamak, arayışların bitmediğini görmek çok güzel... Herkese iyi haftalar....

 

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi