Bireysel düzeyde, kişisel bir devrim olmadan, geniş ölçekli bir devrim olamaz. Her şey öncelikle içinde olmalıdır.
Bu sözler bana ait değil, Jim Morrison’u sözleri.
Bugünkü yazımda daha yaşanabilir bir çevre için öncelikle kendimizden başlamamız gerektiğini vurgulama fikrim nedeniyle bu sözlerle yazıma başladım. Birkaç hafta evvel bu köşeden yine benzer bir sözü, Amerikalı bir yazar ve filozof olan Robert M. Pirsig’in “Dünyayı geliştirmenin (iyileştirmenin) ilk olarak başladığı yer, birinin kendi kalbi, kafası ve elleridir ve oradan dışarı çıkar”… sözünü paylaşmıştım.
............................................
Aslında belki çevre sorunları bugün ulaştığı noktada kişisel girişimlerle ortadan kaldırılabilecek boyutu çok aşmış da olsa, yine de çevre sorunlarını çözmek adına pek çoğumuza önemli görevler düşüyor. Bunu vurgulamak için şöyle bir örnek verebilirim. Bugün itibarıyla Dünyadaki tüm bireyler yaşam ve çalışma alanlarında akkor lambalar yerine enerji tasarruflu ampulleri kullanma kararı alsa, tüm Dünyada yaklaşık 100 tane termik santralin kapatılması söz konusu olabilir. Kömür yakan orta çaplı bir termik santralin kömür tüketimini iki – üç bin ton olduğu düşünülürse sadece enerji tasarruflu ampul kullanarak günde iki-üç yüz bin ton kömür yakılmasını önlemiş oluruz. Genellikle termik santrallerde düşük ısıl değerli kömürler kullanıldığından termik santraller hem çok fazla hava kirliliğine yol açmaktadır, hem de aynı zamanda oldukça fazla cüruf, kül ve külün içerdiği kadmiyum, civa, kurşun vb metallerin ortaya çıkmasına da neden olmaktadır. Ülkemizde de otuz kadar termik santral bulunmaktadır ve bu santraller elektrik üretiminin yaklaşık %60’ı sağlamaktadır. Bu termik santrallerin önemli bir kısmı kömür yakmaktadır ve yakılan kömürün büyük kısmı ısıl değeri düşük linyittir. Bu ülkemizde enerjiye bağlı olarak önemli düzeyde bir hava kirliliği yaratmakta, ülkemizin karbon ayak izinin önemli düzeyde artmasına neden olmaktadır. Düşük kalorili linyitlerin yakılması sonucu oluşan karbondioksit, karbonmonoksit, azot oksitler, uçucu organik bileşikler, metan, kükürtdioksit vb gazlar ile uçucu partiküller önemli düzeyde hava kirliliğine yol açmaktadır. Bakın işte sadece yaşamın içindeki akkor ampul kullanma alışkanlığımızı değiştirmemiz, paralelinde azımsanmayacak miktarda termik santralin kapanmasına imkan verecek ve dünya genelindeki karbon ayak izimizin önemli ölçüde azalmasına yol açacaktır.
Bireyler olarak yapabileceğimiz şeyler, evlerimizde kullandığımız çamaşır makinesi, buzdolabı, bulaşık makinesi gibi araçları mümkün mertebe enerji verimliliği yüksek olanlarla değiştirmek, yeni bir elektrikli alet alırken yüksek enerji verimliliğini öncelikli olarak tercih sebebi olarak ele almak, yine eğer otomobil almak istiyorsak, ne konforlu ve süratlı bir araç olduğundan çok ortaya çıkardığı karbondioksit emisyonları az olan, düşük yakıt tüketen araçlardan yana tercih kullanmak olacaktır. Hatta mümkünse hibrit araçlar tercih edilebilir. Ancak burada tabii önemli bir yasal düzenleme ihtiyacı olduğunu ifade etmek istiyorum. Özellikle kullanılmamış araç alımında hibrit araçlarda uygulanan ÖTV’nin araçların silindir hacmine bakılmaksızın düşürülmesi gerekmektedir. Böylece hangi segmentindeki diğer araçlarla kıyaslandığında, nispeten pahalı olan hibrit araçların kullanımını ülkemizde yaygınlaştırmak mümkün olacaktır. Çevre açısından önemli bir alışkanlık da, mevsim meyve ve sebzelerinin tüketilmesi, mümkün mertebe yaşadığınız bölgenin yerel sebze ve meyvelerini tüketmek olacaktır. Mevsim dışında yetişmiş, yerel olmayan sebze ve meyvenin sizin satın aldığınız tezgaha kadarki macerası düşünüldüğünde, o ürünlerin karbon ayak izinin hiç azımsanamayacak kadar çok olduğunu anlamak mümkün olabilir... Sonuçta sadece şu yönüyle bile düşünseniz bunu anlamak kolaylaşacaktır... “o tezgaha gelirken, yetiştirildikleri diğer şehirden ya da ülkeden yürüyerek gelmediler ya”...
Dikkat etmemiz gereken bir diğer husus, kullanma suyumuzdur. Damlayan bir musluk, gereksiz yere örneğin dişimizi fırçalarken açık bıraktığımız bir musluk, gereksiz yere çekilen bir sifon, bir yıl bütününe vurduğunuzda tahmin edemeyeceğiniz kadar yüksek su tüketimine yol açmaktadır. Dünyayı bize yuva yapan, bu küre üzerinde yaşamımızı sağlayan, sahip olduğumuz en önemli yaşam kaynağı sudur. Suyun olmaması demek, mutlak yokluk demektir. Bu bakımdan su tasarrufuna dikkat etmemiz gerekmektedir. Benim kendi müstakil evimde yaptığım bir diğer önemli değişiklik bahçemden çimi kaldırmak olmuştur. Çim yer örtücü bir bitkidir, pek çok yer örtücüye göre çok fazla avantajı vardır. Ancak en büyük handikabı aşırı derece fazla bakım ister ve sulama gerektirir. Bu bakımdan ben kendi evimin arka bahçesinde bahçeyi kuşatacak şekilde çiçek ve ağaç dikmek için bir bordür bıraktıktan sonra içteki alanın bütününe çakıl taşları serdirmiştim. Bu sayede de önemli miktarda su tasarrufu sağlayabildim. Ayrıca özellikle bahçeli bir eviniz varsa, bahçenizde kullandığınız bitkilerin o bölgenin yerel bitkilerinden olmasına dikkat etmelisiniz. Çünkü kullanacağınız yerel bitkiler, o bölgenin yerel koşullarına adapte olmuş olduklarından su, bakım gereksinimleri daha az, hastalık ve zararlılara daha dirençli ve olasılıkla bitki besin maddesi gereksinimi de daha az olan bitkiler olacaktır. Ayrıca bahçede su tasarrufu sağlamak için yapılması gereken bir diğer şey mümkün mertebe bahçenizdeki bitkilerin su gereksinimi damlama sulama sistemleri ile çözmek olacaktır.
Yine suyla ilgili önerebileceğim bir diğer konu yağmur sularının toplanması ile ilgili sistemlerin kurulması ve özellikle bu toplanan suların bahçe sulama ya da evlerde sifonlarda kullanımının sağlanması olacaktır. Dünyanın pek çok gelişmiş ülkesi yağmur sularının yapı bazında toplanması ile ilgili önemli kamu destekleri sağlamaktadır. Aslında çok da büyük maliyet gerektirmeyen, düşük maliyetli çok basit teknik çözümler gerektiren bu sistemlerle ilgili, bilinçlendirme yapılması ve kamu desteği sağlanması gerekmektedir. Bu yolla tahmin edemeyeceğiniz kadar çok su tasarrufu sağlamak mümkün olabilecektir. Biraz daha karışık ve maliyetli, yapının yapım aşamasında değerlendirilebilecek bir diğer husus, konutlarda kullanılan atık suların gri sular ve siyah sular olarak ayrı tesisatlar aracılığı ile toplanması, mümkünse özellikle toplanan gri sular için evsel arıtma tesisinden geçirilmesi ve bahçe sulama ve yine evdeki sifonlarda bu gri suların kullanılması olacaktır. Evde kullandığınız deterjanların bile çevreye verdiği zarar düşünüldüğünde, kişisel tercihlerinizin değiştirilmesi anlamında yapabileceğiniz şeylerden bir diğeri deterjan ve temizlik malzemesi ürünü seçiminde öncelikle ürünün doğada çözünüp çözünmediğine ve çevreye zarar verip vermediğine bakmak olacaktır.
.......................................
Bu konuyla ilgili yazacağım daha çok şey olacak. Saat geç oldu, yerimiz de bitti, yazacaklarımızın bir kısmını da gelecek haftaya bırakalım. Herkese iyi haftalar dilerim....