Vize kuyruğunda her zamanki gibi vize vermemekte direnen yabancı ve tipik suratsız elçilik çalışanlarından biri sıra Temel’e gelince, "Size bir bilmece soracağım, bilirseniz vizenizi hemen vereceğim" demiş ve sormuş:
"Karşıdan karşıya, geçerken üzerinize gelen iki adet far gördünüz, bu nedir?"
Temel, "otomobil" diye sevinerek yanıtlamış, "Tamam ama olmadı" demiş vize memuru:
"Nasıl bir otomobil?.. Opel?.. Ford?.. Mercedes?.. Hangisi?"
Bunun üzerine Temel, "Bana bir şans daha verin" diye atılmış. Memur kabul etmiş:
"Yine karşıdan karşıya geçiyorsunuz, bu kez tek bir far gördünüz.. Nedir bu?"
Temel, kekeleyerek "Mo-Mo- Motosiklet" demiş.
"Yine aynı hatayı yaptınız" demiş memur:
"Ama ne? Honda?.. Suzuki?.. Harley?.. Hangisi?"
Temel sinirli biçimde "Vizeyi boş verin ama madem meraklısınız ben de size bir bilmece sorayım" demiş heyecanlanarak:
"Gece yarısı kırmızı fenerli bir sokaktasınız. Elektrik direğine yaslanmış, file çoraplı, kıpkırmızı rujlu bir kadın gördünüz.. Bu nedir?"
Vize memuru, "Hahaha.. Çok kolay.. Bir hayat kadını" diye yanıt verince, "Tamam ama olmadı" demiş Temel:
"Tamam da kim?.. Ebeniz mi?.. Anneniz mi.. Kız kardeşiniz mi?.. Hangisi?.."
Pilot anonsu
-Sayın yolcularımız, kaptanınız konuşuyor...
Size bir kötü, bir de iyi haberim var. Şu anda tam yanımda üzerinde bomba düzeneği olan bir hava korsanı bulunmakta. İyi haber de şu ki, adam uçağımızı “Fransız Riviera”sına indirme¬mizi istiyor!..
Cumartesi Öyküsü
Ben seni sevmiyorum anne!
Genç anne getirdiği armağanları özenle basma örtülü sedire yerleştirdi. Tam iki koca yıl bu anı düşlemisti. Geleneklerini, dilini bilmediği ülkede her gün binlerce çocuk paltosuna düğme dikerken hep bu anı düşlemişti. Bir yaşında, kardeşine bırakıp gittiği kızı "Meltem" birazdan içeri girecek, getirdiği güzel hediyelere hayran olacak, koşup "canım anneciğim" diye boynuna atılacaktı.
Yeniden sedirdeki eşyalara baktı. En iyisini, en pahalısını almıştı.
Kız kardeşi kendini karşılamaya gelirken "Meltem"i komşuya bırakmıştı. Çok geçmedi kıvırcık saçlı bir baş odaya uzandı. Meltem bu. Ürkek gözlerle odaya bakındı. Anne kalktı yerinden, "Gel kızım bak, ben senin annenim, neler getirdim sana bak."
Aynı anda teyzesi de odaya girdi.
Genç anne, Meltem’e getirdiklerini anlatmaya çalışıyordu. Anne öylesine coşkun bir sevinç içindeydi ki kızının gözpınarlarına biriken yaşları görmüyordu. Onun canı, kızı “Meltem”i ne güzel olmuştu. Dayanamadı sarıldı, "Hadi sen de anneciğim seni çok seviyorum" de.
Meltem, ilk kez gördüğü resimlerden tanıdığı, bu kendisine durmadan bir şeyler giydiren kadına şaş¬kınlıkla baktı bir an, sonra koşarak teyzesine gitti. Onun ayaklarına sarıldı, "Anne, sen benim annem değil misin? Ben seni seviyorum anne. Onu sevmiyorum, gitsin o..."
Teyze, bacaklarına sarılarak "anne" diye ağlayan Meltem’i kucakladı, dışarı çıkardı.
Anne, olanlar karşısında donup kalmıştı. Sedirde eşyalar karmakarışık, cansız duruyorlardı...
Işıl özgentürk (Yaşanmış öykü)
Günün Balı
AB Bakanı Egemen Bağış, "Avrupa'nın reçetesi bizde" demiş.
Bizde olan..
Avrupa'nın reçetesi değil de "Peçetesi" olmasın!
Kolsuz Yaşar’dan
"Deniz Feneri Davası" ne oldu?" diye önüme çıkan soruyor abi...
"Aziz Yıldırım" Adalet Bakanı olsun..
Hep.birlikte bağıralım:
"Yak şu Fener’i Aziz, yak şu Fener’i!..
Günün Sözü
Üzülmek, yarının sıkıntısından bir şey eksiltmez. Sadece bugünün gücünü tüketir.
Cronin
Kıssa-dan
"Yaşayan tanık olur" derler ya..
CHP’ye köstek olup gözden düşürmeye çalışan, külah kapamayınca da partiden ayrılan, hatta kapağı AKP'ye atan ne CHP'liler gördük!..
Öztin Akgüç
Gerilim
Ankara’daki hava kirliliği kalitesiz kömür yüzünden artmış.
Kalitesiz kömür sonuçtur.
"Kalitesiz başkan ise sebep!"
Günün İncisi
Dil, vücut dediğimiz geminin dümenidir.
Thomas Fuller
Günün Şiiri
Mutsuzluk
Uyanıyorsunuz her sabah
Yeni bir şeyler bulurum diye
Duvarlarınız hiç değişmemiş
Hep aynı gökyüzü pencerenizde
Oysa ki düşleriniz vardı
Boydan boya aydınlık gün gibi
Ne ümitleriniz boy verdi
Ne aradığınız sevgiler
Pencerede güzeldi çiçekleriniz
Ama, yalnız güzel kaldı
Büyük denizlerden ötede
Aydınlandı günleriniz
Her sabah uyanıyorsunuz
Bir sıcaklık diyorsunuz yöremde
Şöyle alışılmamış bir şey
Kendinizi buluyorsunuz pencerede...
Engin Ünsal (Varlık-1959)
Günün Olayı
Yozgat'ta bir imam 180 vakit camiye gelen çocuklara tablet bilgisayar hediye etme sözü vermiş.
Dinde "teşvik primi" böyle oluyor demek ki!
Fahrettin Fidan
Günün Biberi
Öğrenci Seçme Sınavı'nda "din soruları" da olacakmış ya, karar hayırlı olabilir...
Belki de soruları şifreli cevap şıklarıyla çözmeyi umut edenler "çarpılma korkusu"yla vazgeçer!
Gani Yıldız
Görüşler
Hala aynı senaryo!
Ünlü "bir diplomatın sözüdür:
"Vatikan'ın Türkiye'ye derin bir alerjisi vardır..
Neden?
"Tarih boyu 22 Papa ile savaşmak mı?"
Hayır?
"Alerjinin nedeni çok farklı!"
Nedir peki?
"Laiklik..."
Devam ediyor adam:
"Türkiye'nin laik modeli kilisenin işine asla gelmiyor..."
Türkler, "İslamın kılıcı" işlevini üstlenmeye devam etselerdi, Vatikan bundan sıkıntı duymazdı...
Sanılanın aksine "İslam-Hıristiyan karşıtlığına şikayetçi değildi Katolik dünyası...
Ama Türkiye hiç hesapta olmayan bir şey yaptı ve şablonu kırdı...
"Laik düzenin Müslüman bir ülkede hayata geçebileceğini ve evrensel olabileceğini gösterdi.
Kilise için bundan aykırı bir şey düşünülebilir mi?
Kısacası..
"Vatikan'ın bir numaralı düşmanı İslam değil, laikliktir..."
…….
Bazen 40’lı yılların "Varlık" dergilerini karıştırırken, özellikle "Yaşar Nabi"nin irtica üzerine olan yazılarını aktarmaya çalışırız…
Özetle “Komünizm değil, irtica tehlikelidir” diyor..
Onca yıl geçmiş..
"Hala aynı senaryo, aynı film!"
…….
Daha geçen gün Eskişehir’de yapılan eylemden sonra bir gazetenin manşetiydi:
"Türban okula girdi..."
Vatikan, kimbilir ne kadar mutlu olmuştur...
“Hem de Eskişehir gibi bir yerde!”
Ne demişti Başbakan?
"Velev ki simgedir, ne olacak?"
Bazen düşünürüz de, "Yumurta" da bir simge olabilir mi?
Vatikan'da yumurtayı nasıl yiyorlar, merak eder dururuz...
"Rafadan olabilir mi!.."
Soner Yalçın’dan
"Soner Yalçın" 21 Aralık 2012’de tahliye oldu. Ancak mahkeme kararında , her çarşamba karakola gidip imza atması istemi de yer aldı. Aksi halde yeniden tutuklanacağı tutanağa geçirildi.
Soner Yalçın diyor ki:
"Mahkemeler tecavüzcülere, katillere, Hizbullahçılara bu hükmü koymadı. Mesele her hafta imza atmak değil, devletin aydınlarına reva gördüğü zulüm. Katilden korkmayan devlet, aydınından korkuyor…”