Takvimler yaz aylarını gösterip havalar iyice ısındığında, hepimizin telefonlarına adeta senkronize bir şekilde aynı bildirimler, aynı reklamlar düşmeye başlar: "Plaj vücudu için şok diyet", "Bölgesel incelme mucizesi"...
Kış boyu evinde, kendi halinde, kendi bedeniyle mutlu mesut yaşayan modern insan; takvim yaprağı değişip yaz kapıya dayandığında tuhaf bir yetersizlik, estetik kaygı ve suçluluk psikolojisinin içine itilir. Sanki yaz mevsimi ve güneş, sadece "belli ölçülere" sahip insanların hakkıymış gibi, kolektif bir zayıflama, sıkılaşma ve kusursuzlaşma çılgınlığının ortasında buluruz kendimizi. Sahi, kim bu her haziran ayında karşımıza dikilen "kusursuz" insanlar ve biz neden kendimizi onlarla kıyaslayıp duruyoruz?
İletişim dünyasının ve özellikle görselliğin hüküm sürdüğü sosyal medya platformlarının bize dayattığı en büyük illüzyon: Pürüzsüzlük. Instagram’da, TikTok’ta ana sayfamıza düşen o selülitsiz bacaklar, sıfır göbekli karınlar, her anı filtreli, kusursuz ışık oyunlarıyla bezenmiş fotoğraflar, gerçek hayatın ve insan anatomisinin standardıymış gibi pazarlanıyor.
Oysa hepimiz çok iyi biliyoruz ki; o mükemmel tek bir karenin arkasında düzinelerce başarısız deneme, ışık ayarlamaları, profesyonel duruş açıları ve en önemlisi dijital rötuş programları var. Gerçek insanlar ise oturunca katlanan göbeklere, çatlaklara, lekelere ve selülitlere sahiptir. Bu, biyolojinin en temel kuralıdır. Bizler, dijital bir yalanla kendi organik bedenimizi kıyaslayarak her yaz döneminde kendimize en büyük haksızlığı yapıyoruz.
Son yıllarda moda dünyasında ve medyada "kendini olduğun gibi sev", "her beden güzeldir" diyen beden olumlama akımları boy göstermeye başladı. İlk bakışta kulağa çok devrimci ve insani gelen bu akımın bile, kapitalist endüstri tarafından içi hızla boşaltıldı.
Bir yandan ekranlardan "kendini sev" mesajları verilirken, hemen bir sonraki reklam kuşağında zayıflama çayları, detoks suları, "kusurları gizleyen" mayolar ve agresif estetik müdahaleler havada uçuşuyor. Çünkü sistem, bizim aynaya baktığımızda kendimizden memnun olmamamızdan, mutsuzluğumuzdan besleniyor. Mutsuz ve yetersiz hisseden insan tüketir. Mutsuz insan daha çok kozmetik ürün alır, daha çok spor salonuna yazılır, açlık hissini bastıran diyet ürünlerini sorgulamadan sipariş eder. Aynalarla aramızı bozan şey aslında estetik kaygılarımız değil; bizim yetersizlik duygumuz üzerinden milyarlarca dolar kazanan devasa bir ekonomik çarktır.
Yaz tatili; kışın o kasvetli ve yorucu havasını üzerimizden atmak, denizin serinliğiyle hafiflemek ve güneşin tadını çıkarmak için vardır. Ancak modern dünyada tatil bile bir dinlenme eylemi olmaktan çıkıp, adeta bir "performans alanına" dönüştürüldü.
Plajda mayo veya şort giymek, bir rahatlama değil; sanki görünmez bir jürinin karşısına çıkma, podyumda yürüme stresine evrildi. "Başkası arkamdan ne der?", "Fotoğrafta göbeğim çok mu çıkmış?" soruları yüzünden, o buz gibi denizin tadını doyasıya çıkarmak yerine havluların altına saklanan, üzerine tişört geçirip oturan binlerce insan var. Sosyal medyanın yarattığı o görünmez baskı, en doğal hakkımız olan serinleme ve dinlenme özgürlüğümüzü bile elimizden alıyor.
Gerçeği artık yüksek sesle söylemenin zamanı geldi: Bir "plaj vücuduna" sahip olmak için ihtiyacınız olan tek şey bir adet beden ve bir adet plajdır. Ölçüleriniz, kilonuz, kas oranınız ya da teninizin rengi ne olursa olsun; güneş gökyüzünde herkese aynı açıyla vurur, deniz herkesi aynı kucaklayıcı serinlikle karşılar. Deniz dalgaları, sahildeki insanın kaç kilo olduğuyla zerre kadar ilgilenmez.
Bu yaz kendinize, zihninize ve bedeninize bir iyilik yapın. Algoritmaların, reklam panolarının ve filtrelerin yarattığı o sahte, plastik "mükemmellik" hapishanesinden tek bir hamleyle çıkın. Bedeniniz, sizi bu yaşınıza kadar taşıyan, nefes almanızı sağlayan, kalbinizi attıran en değerli ve tek evinizdir. Onu bir başkasının beğenisine ya da sosyal medyanın insafsız beğen butonuna sunulmuş bir vitrin gibi görmeyi bırakın. Havlunuzu kenara atın, denize doğru yürüyün ve sadece anın tadını çıkarın.