Yine bir yoğunluk var bu günlerde yaşamımda… Biraz da yorgunum hani… Bu yoğunluğun ve yorgunluğun içinde, “ne ürettin” derseniz, şöyle bir baktığımda, çok da bir şey çıkmamış hani. Lisansüstü jürileri, proje değerlendirmeleri, hakemlikler, makale değerlendirmeleri, davetli konuşmacı olarak katıldığım etkinlikler, arazi çalışmaları… Bana kalan, görevini yapmış olmanın verdiği huzur, insanların yüzlerindeki memnuniyet ifadesi… Özellikle de bunlar içinde Bursa’ya gittiğimde, daha önce tasarladığımız ve geçtiğimiz günlerde Ulusal Peyzaj Mimarlığı Ödülü alan Bursa İnkaya Kentsel Sit Alanı’nın Osmangazi Belediyesince uygulanmış halini görmek, oradaki doğa anıtı tarihi çınarın yaptığımız tasarım ve başarılı uygulama sayesinde çok daha sağlıklı hale geldiğine şahit olmak ve insanlardaki memnuniyeti hissetmek… Derim ya hep, mutluluk dediğin yaptıklarınla, başkalarının yüzünde yarattığın tebessümün kendi yüreğine yansımasıdır… Bu da yeter zaten… Başka ne beklemeli? Çok sevdiğim bir film var, Pay it forward…Sanırım ülkemizde de İyilik Yap, İyilik Bul ismiyle gösterildi. Bir ilköğretim okulunda öğretmenlik yapan bir kişinin, öğrencilerine dünyayı değiştirecek bir şey yapmalarını ödev olarak vermesi filmin ana teması. Konunun odağındaki çocuk bu ödevi duyunca öğretmenine sorar?
“Peki sen ne yaptın dünyayı değiştirmek için”?
Öğretmen yanıt verir:
“Bu fikri sizlere verdim”…
Bu iş, işte öyle bir hikaye, benim için de… Bu arada Bursa’dayken, geçen hafta sonu yüreğimizi ağzımıza getiren deprem oldu. Deprem Bursa’da biter bitmez, bilgi almak için Anadolu Üniversitesi olarak Eskişehir’deki ve Bursa’daki yer hareketlerini izlemek amacıyla kurduğumuz deprem ve ivme ölçer istasyonlarının sorumlusu Muammer Tün kardeşimi aradım. Depremin başlamasından yaklaşık 25-30 saniye sonrasında Muammer’e ulaştığımda, Muammer Eskişehir’in de sallanmakta olduğunu söyledi. Eyvah dedim, Bursa, sonrasında Eskişehir, demek ki deprem Kuzey Anadolu Fay hattının batısında bir yerlerde oluyor. Biran Marmara Denizinde şiddetli bir deprem mi oluyor diye endişelendim, elim ayağım titredi. Neyse ki bu sefer şanslıydık…
Böyle bir iklimde, tam da depremden birkaç gün öncesinde Ankara’da Bilkent Cyber Park’ta “Mekansal Analizler” üzerine gerçekleştirilen bir çalıştayda Hacettepe Üniversitesi’nden değerli büyüğüm Prof.Dr.Candan Gökçeoğlu ile birlikte konuşmacı olduğum bir çalıştaya katılmış, birlikte doğal afetlerden, yaşadığımız çevre sorunlarından ve bunların bizler üzerindeki olumsuz etkilerinden, bunların ortaya çıkardığı can ve mal kayıplarından aslında bizim sorumlu olduğumuzdan bahsettik. Son dönemde dünyanın pek çok yerinde yaşanan, kasırgalardan, sellerden, Afganistan’da binlerce kişinin yaşamına mal olan heyelandan, Bosna’daki dostlarımızı etkileyen sel felaketinden ve daha pek çok konudan bahsettik. Bunların böylesine çok can ve mal kayıplarına yol açmasının sorumlusunun biz olduğumuzu söyledik… Sorumlusu biziz, çünkü çevremizi anlamadan yaptığımız müdahaleler, çevreyi onu anlamadan şekillendirme çabamız ve yanlış yer seçimlerimiz ve tercihlerimiz, doğa olaylarını afete çeviriyor, diğer yandan yarattığımız çevre kirliliği, ortaya çıkan iklim değişiklikleri bu afetleri biraz daha fazlalaştırıyor, yaşamlarımızı ve yaşam alanlarımızı tehdit ediyor. Aslında değerli Candan hocamla önceden ne konuşacağımız üzerine bir görüşme yapmamıştık, ama herhalde sunumlarımızı birlikte hazırlamış olsaydık ancak bu kadar örtüşebilirdi. Depremden hemen sonra internet haberlerine eriştim ve özellikle okuyucu yorumlarına baktım. Okuyucu yorumlarına bakınca aklıma iki şey geldi. Biri Candan hocanın biraz önce bahsettiğim panelde konuşması esnasında anlattığı anekdot -onu daha sonraki yazılarımda paylaşırım- diğeri ise Bozkurt Güvenç hocanın 17 Ağustos depreminden sonra yaptığı açıklama... Bozkurt hoca, “Japonlar kültürlerindeki doğaya saygı anlayışları nedeniyle inşa ettikleri yapıların depremlerde doğaya uyumlu şekilde sallanmasını hedefledikleri, o yüzden depremler olduğunda yapıların doğaya uyumlu şekilde davranış gösterip, yıkılmadığını, Amerikalıların kültürlerindeki doğaya hükmetme arzuları nedeniyle, doğaya meydan okuyacak kadar güçlü ve sağlam yapılar inşa ettiklerini, o sağlam yapıların da depremlerden etkilenmediğini, bizim ise nedense her şeyi Allah’a emanet edip, güvensiz yapılar inşa ettiğimizi, o yüzden depremlerin böylesi ağır hasarlar verdiğini” söylemişti. Tabii ki Allah’a da emanet etmeli, ancak önce aklımızı kullanarak yer seçimi yapmamız, doğru inşaat teknikleri kullanmamız gerekiyor. Arazim değerlenecek ya da inşaatta bazı konuları göz ardı edersem biraz daha tasarruf edeceğim kaygısını bir kenara bırakmamız da gerekiyor. Kar etmek için, rant sağlamak için uygun olmayan zeminlerde, uygun olmayan tekniklerle inşa edilen o yapılarda yitirilen canların hesabını da, Allah soracak çünkü.
....................................
Bu hafta için yazacağım çok şey vardı. Ama yine yerim doldu sanırım. Herkese iyi haftalar dilerim. Allah’a emanet olun, olun da, diğer yandan da hep iyilik yapın, iyilik bulun...
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Ahmet Ataç’ın Eskişehir’de yarattığı güç!
Tarkan Demir
Yeni otoparklar trafiği rahatlatacak
Kerem Akyıl
Halk geçim derdinde siyasiler şov peşinde...
Kaan Özcan
Tepebaşı Belediyesi’nin iş birliği Eskişehirlileri ulaşımda rahat…
Funda Morgül
Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!
Ümit Polatbaş
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
Bornova Afyonspor’dan daha zor rakip
Ahmet D. Canoruç
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy