Kurban Bayramını vesile ederek İzmir’e oğlum Bahadır’ın yanına gittim dört günlüğüne. Olanak bulup Çeşme’de mütevazı bir motelde geçirdik bayramı baba oğul baş başa. Ve sevgili arkadaşım İsmail de bizi görmek üzere yanımıza uğradı sağ olsun. Onunla sohbetimiz olağanüstü dolu ve akıcı geçer daima. Yine öyle oldu ve birkaç saatlik birlikteliğimiz birkaç dakikaymışçasına uçtu gitti…
Çocukluk yıllarını anlatırken göz bebekleri ışıldayan İsmail’in şu anısına bayıldım; “babamla buğdayımızı öğütüp un elde etmek üzere yakın ilçelerin değirmenlerine giderdik. Eşeğimize yüklediğimiz buğday çuvalları ile saatlerce yolculuktan sonra yükümüzü değirmene yıkar, eşeği değirmenin yakınlarında ağaca bağlardık. Üç dört metre uzunluğundaki örken(yular) ile ağacın etrafında aynı istikamette dönen eşek saatler sonra 30-40 santimetreye kadar kısalan yuları yüzünden hareket edemeyecek vaziyete gelirdi. Toplumumuzun geldiği karamsar noktayı gördükçe bu anekdot aklıma gelir daima…”
Toplumsal gelişim anlamında felsefe paydasında bir yükleme yapılsaydı bu acılar yaşanmazdı dedik bir ara. Evet, gerçekten de ırkçılık ve manevi duyguların sömürüsü ile giderek karartılan dünyamızı felsefe ölçekli aydınlanma ile engelleyebilseydik zamanında bu acılar yaşanmazdı dedik…
Yalan mı?
Din ile Allah ile kandırarak Cumhuriyet değerlerinden adım adım uzaklaştırılan bu toplumu başka türlü nasıl bu kadar kolayca uyutabilirlerdi ki? Çağdaş bir dünyada yaşamak yerine, ortaçağ karanlığını nasıl bu denli işaret ederek kitleleri kandırabilirlerdi ki? Şu an rağbette olan Kürt Milliyetçiliğini, halkların kendi kaderini tayin etme yutturmacası ile nasıl bağdaştırabilirlerdi ki? Amerikan’ın kucağına oturarak sosyalist palavralar eşliğinde kardeşi kardeşe düşman etmeyi nasıl becerebilirlerdi ki? Irkçılıkta bir felsefe olsa, aydınlanma olsa bu şarlatanlar ortalarda fink atabilirler miydi? Amerikan maşalığını bu denli kolayca yapabilirler miydi? Felsefe, yaşanası bir dünyaya en geniş pencereden bakabilme yetisidir, zenginliğidir. Zihin ya da ruh zenginliğidir felsefe. İnsanı önyargılardan arıtıp empati gücünü olgunlaştıran mükemmel bir bakış açısıdır…
Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı başkanı Veliyettin Hürrem Ulusoy’un çağrısı ile hazırlanan proje kapsamında doğacak her çocuk için 12 fidan dikilmesi isteniyormuş. İçimizi karartan haberlerin yanında böylesine güzel haberleri duymak yaşama sevincimizi artırıyor öyle değil mi? 12 ağacın özünde bir felsefe yatar. İşte felsefenin aydınlanmacı ışığı öncülüğünde insanlara ağaç dikmeyi bir yaşam biçimi olarak kanıksatırsınız. Ağaç diken insan, gelecek kuşaklar adına bu dünyayı güzelleştirmek adına katkı sunan insandır. Çalmayı, hırsızlığı öğretmek yerine; güzelim ormanları katlederek ülkeyi çöle çevirmek yerine ağaç dikmek…
Kübalı 30.000 doktor yoksul ülkelere hizmet vermekteymiş bir başka haber de bunu söylüyor. İşte bu da bir felsefenin dünyamıza aydınlık yansımasıdır. İnsanı iliklerine kadar sömürmeyi öngören kapitalist bir dünya görüşü karşısında, yardımlaşmayı ve paylaşmayı erdem sayan bir başka karşıt görüş. Felsefenin ışığı işte…
Bunları konuştuk sevgili arkadaşımla ve oğlum Bahadır’la…
Keşke şimdilerde yükselen değerler adına AB ve ABD tarafından kıçları kaldırılan ve kafatası milliyetçiliğine sarmalanıp devrimcilik yaptığını sanan zavallıların da Mevlana’ları olsaydı dedik. Keşke onların da Hacı Bektaş’ları, Pir Sultan’ları ve Yunus’ları olsaydı dedik kendi kendimize…
Zeki Müren’i nasıl bilirsiniz!
Sosyal paylaşım sitesinden değerli bir arkadaşım bir iletisinde şunu paylaşıyor benimle…
“Zeki Müren’in ölüm yıldönümü idi. mezarlığına baktım, resimde on kişi vardı. Üç kişi mezarlık bekçisi imiş, üç tanesi yeğenmiş. Dört kişi de dostu... Fakat bir şey okudum, üzüldüm içim burkuldu. 2461 çocuk okutmuş. Şimdi miras sözleşmesi ile halen şu an 210 çocuk okutuyormuş... Bir tanesinin bile orada olmayışı bana dokundu, ya size? Ayrıca, bestelerini icra edenler de ayıp etmiş. Ulusal televizyonlarda bir Zeki Müren anma gecesi yapılsa, son ütüden çıkmış bir sürü vatandaş Pakistan otobüsü modalı elbiseleriyle koşa koşa giderlerdi...”
Saygın okurlarımızdan kaç kişiyi etkiledi bu gerçek bilemem. Ama bir insan olarak, ailesinden vefayı-nankörlük etmemeyi öğrenen bir insan olarak beni hüzünlendirdi. Birileri bana söz konusu sanatçımızın cinsel tercihlerini örnek göstererek karalama çabasına girmesine hiç gerek yok. Ben de hemen manevi değerlerimizi suistimal ederek tüyü bitmemiş yetimin geleceğini çalanları örnek gösteririm size. Homoseksüelliğin beyinde yaşanmışlığı en tehlikeli olanıdır derim! Söz bulamazsınız savunacak kanımca…
Hiç değilse Zeki Müren’in bursu sayesinde okuyan öğrencilerin gönül gözü kör olmasaydı, gerisini boş verin de…
OZANCA
EMEKLİYİZ HEPİMİZ…
Daha dün işimizin
Yollarında koşarken
Maaşımızı alıp
Şöyle böyle yaşarken
Şimdi emekli olduk
Evimizi doldurduk
Hüzünlüyüz hepimiz
Ağlayan emekliyiz
Şimdi emekli olduk
Kuyrukları doldurduk
Emekliyiz hepimiz
Ağlıyor emeklimiz... Fitnet Öksüz
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Eskişehir’in 7 olan milletvekili sayısında ibre kimden yana?
Tarkan Demir
İl Emniyet müdürü hesap versin
Kerem Akyıl
Her şeye rağmen Eskişehirspor!
Kaan Özcan
Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!
Ümit Polatbaş
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
Eskişehir'in komşusunda öyle bir miras var ki...
Funda Morgül
Bornova Afyonspor’dan daha zor rakip
Ahmet D. Canoruç
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy