Yıllarca bu havai fişek konusu üzerine köşe yazıları yazarım. “Bu öldürücü eğlencede” havai fişek atımıyla doğaya yayılan kimyasal gazların etkisi bir yana, yarattığı gürültü de kuşlar için de tehdit oluşturmaktadır. Çünkü fişeklerin atıldığı anda çıkardığı yüksek düzeyde gürültü ve ışık en çok onları etkiliyor. Fişeklerin güçlü ışığı nedeniyle kuşların göç sırasında yönlerini şaşırıp ters yöne doğru uçabildiklerini de belirtiyor. Geçen yıl Amerika’da ölü bulunan bir sığırcık sürüsünün ani ölümüne, havai fişek patlamasının neden olduğunu hatırlatan uzmanlar, ses ve ışığın yarattığı panik nedeniyle kuşların öldüğü söylüyorlar.
Yaşam hakkı tanımadığımız kedi ve köpekleri zaten konu bile etmiyorum farkındaysanız. Tüm bunları da bir kenara bırakın bunun için, yani “havai fişek patlatmanız için bakınız neler gerekli”… Yetkili mercilere bir dilekçe ile müracaatınız gerekli. Dilekçe ekinde proteknik madde satın alma ve satış izin ruhsatı, patlayıcı madde güvenlik belgesi, A sınıfı ateşleyici yeterlilik belgesi, taahhütname ve sigorta poliçesi gibi bir dizi belge verilmesi gerekiyor. Kaymakamlık dilekçeyi gösterinin yapılacağı yerdeki güvenlik kuvvetine havale ediyor. Emniyet müdürlüğü veya jandarma yetkilileri ile ateşleyici yeterlilik belgesine sahip kişi tarafından gösterinin yapılacağı yer tespit ediliyor ve krokisi çiziliyor. Yerleşim birimlerine, patlayıcı veya yanıcı madde istasyonlarına, güvenlik kuvveti birimlerine, okullara, havaalanlarına ve ormanlık alanlara yakın olmamak kaydıyla atışa müsait olan yerler kaymakamlığa bildiriliyor ve onay alınıyor. Öyle kafanıza estiği biçimde patlatamıyorsunuz yani!
Salı gecesi 22.15 sıralarında evimde yemeğimi yedim, televizyon karşısında Almanya-Brezilya maşını bekliyorum. İnanılmaz yoğun bir gürültüyle, ardı ardına gelen patlama sesleri ile sıçradım olduğum yerde. Balkonun camına doğru yöneldiğimde gördüğüm manzara tam anlamı ile “toplumu hiçe sayma” idi. 140 haneli bir site içindeki evimin 35 metre ilerisinde patlamalar sürerken gökyüzünü kimyasal kokular kuşatıyordu. Farkındaysanız toplumu hiçe sayma olarak adlandırdım çünkü başka adı yok bunun. Hani 140 hanelik bir yerleşim biriminde hiç değilse “komşulara saygı gereği” gündüzden haberdar ediliriz de, yapılan olay yasak da olsa komşuluk hatırına 5 dakikalığına hoş görebiliriz. En ufak ne bir bilgi, ne bir içten yaklaşım da yok! Akılınız tavana vurmuş biçimde sitenin güvenliğine(!)soruyorsunuz üst kattan bağırarak; “neler oluyor kardeşim” diyerek. “Doğum günü var hocam, X beyin doğum günüymüş de havai fişek gösterisi var…” Haydi olayı insani yönden değerlendirelim sevgili okurlarım. Hiç mi komşuluk hatırı yoktur, az önce de vurguladığım üzere nezaketen bir haberdar edilseydik ne olurdu? Böylesi yasak ve riskli bir uygulamaya hazırlıklı olup hiç değilse “komşu komşunun külüne muhtaç” yaklaşımıyla sineye çekseydik olmaz mıydı? Yeni yasaya göre artık mahalle olan yerleşim bölgemizde(burnumuzun da dibinde) jandarma karakolu bulunmaktadır. Görevli astsubaya telefon açıp, bu yasağa neden ilgisiz kaldıklarını sordum. Üstelik de bu coğrafyada yapılan tüm düğünlerde çevre sakinlerinin mermi seslerinden rahatsızlığını anımsattım kendisine. Sonuç ne oldu diyeceksiniz biliyorum. Onu birkaç gün sonraki yazımda açıklayacağım ama işin acı yanı, bu yasak uygulamayı kendisine hak sayanlar, eğlencemizi mahvettin diyerek seni hedef gösterebiliyorlar… Bu konuyu, yani ateşli silahlar konusunu Eskişehir Valisi Güngör Azim Tuna ile bizzat da görüşmüştük bir toplantıda. Notlar da alınmıştı ama sanırım notlar alındığı ile kaldı!
DIŞARDAN GAZEL
Bizi Aldatan Bizden Değildir!
Hazreti Muhammed, buğday satan adamın yanına yaklaşarak elini buğdayın içine soktu, bir de baktı ki buğdayın içi ıslak.
— Bu ne, ey yiyeceğin sahibi diye sorar satıcıya. Adam:
— Yağmur isabet etti, ey Allah'ın Resulü, diye cevap verir. Peygamberimiz ise;
— Yaş olan tarafını üstüne koysaydın da insanlar görseler, dedikten sonra, «Hile yapan kimse benden ve benim ümmetimden değildir» buyurdular. “Bizi Aldatan Bizden Değildir” şekline dönüşen bu güzel sözü ise bizler de ne yazık ki işimize geldiği biçimde kullandığımızı sanırız! Reşadiye Camisini süsleyen mahyada bu yazıyı gören bir okurumuz fotoğraflayıp bize göndermiş sağ olsun. Bu gönderme kime ya da bir cemaate mi diyerek de eklemiş iletinin altına. Valla bunun açıklamasını yapmak bana düşmez. Bildiğim ve emin olduğum bir gerçek şudur; bizler ne yazık ki böylesi güzel vecize ve atasözlerini işimize nasıl gelirse öyle kullanan bir toplumuz. Hem de karşımızdakinin gözünün içine bakarak, hiç çekinmeksizin. Yüce Peygamber ne güzel demiş bakın; “Hile yapan kimse benden ve benim ümmetimden değildir” diyerek. Mahyaya keşke aynen böyle yazılsaydı da yetim hakkı yiyen arsız zındıklar hiç değilse bu mübarek ay boyunca baktıkça kızarsaydı! Ayakkabı kutuları literatürümüze girmeseydi ya en önemlisi!