Türkiye’de özellikle 1950’li yılların başından itibaren kırsaldan kente göçün ilk adresinin İstanbul olduğu biliniyor.
Türkiye’de özellikle 1950’li yılların başından itibaren kırsaldan kente göçün ilk adresinin İstanbul olduğu biliniyor.
Hatta “Taşı toprağı altın” benzetmesiyle ticaretin kalbi İstanbul “yorganı saranın” geldiği bir göç şehri haline dönüştü.
Bu tabloyu 1999 Marmara Depremi dahi değiştirmedi.
2011 yılından sonra Türkiye, Suriye, Irak, İran ve Afganistan’dan yoğun göç aldı.
Resmi rakamlara göre 4 milyon civarında olduğu açıklanan Orta Doğu göçünün gayri resmi rakamlara göre 10 milyonu bulduğu söyleniyor.
Bu göçün büyük çoğunlukla İstanbul’a olduğu da kaçınılmaz bir gerçek.
Eskişehir de yabancı göçünden etkilenen illerden oldu ancak İstanbul ile kıyas dahi edilemez.
Geldiğimiz noktada günümüzde İstanbul’dan Eskişehir’e göç edenlerin sayısında bir artış görülüyor.
Bunda İstanbul’da beklenen büyük depremin etkisi olsa da asıl gerçek başka.
ESTV yayınında konuk ettiğimiz Emlak Komisyoncuları Odası Başkanı Gazi Çelik, İstanbul’dan Eskişehir’e oluşan göçün nedenlerini şöyle sıraladı:
“Afganlar, Suriyeliler yavaş yavaş memleketlerine gitmeye başladı. Zaten kent merkezinde bu hissediliyor, eskisi gibi yabancı nüfus yoğunluğu hissedilmiyor. Eskişehir her yıl ortalama yüzde 5 oranında göç alıyor. Eskişehir 1 milyona yakın nüfusa sahipken sınır komşularımız Bursa 4, Ankara 6 milyonu geçti.
Son zamanlarda İstanbul’dan Eskişehir’e göçte bir artış var. Burada konut arayanlarla konuştuğumuzda İstanbul depreminden korkup gelenler de var. Ancak asıl gerekçe Eskişehir’in modern yüzü ve ucuz olması.
Göç edenler, ‘Eskişehir modern bir Avrupa kenti gibi. Her istediğimiz yere rahatlıkla ulaşabiliyoruz. Eskişehir kültür seviyesi yüksek, uygar ve çağdaş insanlardan oluşuyor. Sakin ve huzurlu bir şehir. Yüksek Hızlı Tren’le diğer şehirlere ulaşım kolay. Üstelik İstanbul’a göre ucuz. İstanbul’da yaşam, yüksek kira ve ulaşım ile diğer giderler nedeniyle giderek zorlaşıyor’ diyorlar.”
Göç olgusunu en iyi bilenler kuşkusuz emlak komisyoncuları.
Çünkü ilk müracaat edilen kişiler onlar.
Dolayısıyla Başkan Gazi Çelik’in söyledikleri önemli.
Bu bir tercih meselesi…
Şehrin ölçülü büyümesi yönünde irade ortaya koyanlar eleştiriliyor belki ancak Eskişehir’i Eskişehir yapan da şu andaki mevcut yapısı değil mi?
Güçlü sosyal yaşamıyla güvenilir, zengin kültür ve sanat altyapısıyla çağdaş, uyumlu birliktelik sağlayıp kaynaşmış Balkan, Kırım (Tatar) ve Karadeniz insanlarının varlığı Eskişehir’in birer gerçeği olarak karşımıza çıkarken, üniversite öğrencileriyle hoşgörü kültürünü geliştirmiş Eskişehirlileri pas geçmemek gerekir.
Anlayacağınız…
Eskişehir, tüm bu bileşenlerle “Anadolu’nun incisi” sıfatını fazlasıyla hak ediyor.
Kent merkezinde pak edecek yer kalmadı!
Ulaşım Koordinasyon Merkezi’nin (UKOME) kararı doğrultusunda, belediye iştiraklerinden KENTAŞ’a bağlı parkomat hizmeti 1 Ekim’de son erdirildi.
Şair Fuzuli Caddesi, Sakarya Caddesi, Kızılcıklı Mahmut Pehlivan Caddesi, Cengiz Topel Caddesi, Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen Bulvarı ve Fabrikalar Sokak’ta artık park etmek ücretsiz hale geldi.
İyi, güzel, hoş da…
Bu defa da kentin ana arterlerinde araç parkı sorun haline geldi.
Ücretli olduğunda bu caddelere parklar kısa süreli oluyordu ancak şimdi uzun süre aracını kullanmayan insanlar dahi otomobillerini buralara park etti.
Araçlarına branda çekenler dahi var.
Cumartesi ve pazar günü şehir merkezindeki kapalı ve açık otoparklar araçlarla doldu.
Yer bulmak imkansız hale geldi.
Bana kalırsa bu bölgelerde paralı park uygulaması devam etmeli ancak daha düşük ücretlerle…
Eğer bu şekilde devam ederse şehir merkezinde araç parkı imkansız hale gelecek.