YAZIYORUM
Eskişehir’in travestileri!
Gazeteniz Anadolu’da “Anadolu’dan kente bakış köşesinde ilginç bir haber yayınlandı geçtiğimiz gün. “Travesti sorunu devam ediyor” başlıklı haberin içeriği de şöyle devam ediyordu. “Mustafa Kemal Caddesi’nde müşteri bekleyen travesti sorunu devam ediyor. Hava Hastanesi önlerinde müşteri bekleyen travestiler çevredekileri de taciz ediyor.”
Büyük şehirlerin hemen tamamında “travesti” tanımlaması yapılan ve cinsel tercihini toplumun alışageldiğinin dışında sergileyen insanlar mutlak bulunur. Bu değişmez bir gerçektir. Ne bunu, ne de insanların cinsel tercihlerini asla yadırgamam. Benim dikkatinizi çekmek istediğim konu daha farklı bir konudur. Sormak isterim bu yazımı okuyan herkese. Bu “taravetsi” diye uzaydan geldiklerini sandığımız insanlarla cinsel birliktelik yapanlar kimlerdir? Seks tek kişilik bir boşalım aracı değildir ki! Normal biçimi iki kişi ile yapıldığına göre bu travestilerle yatıp kalkan erkeklerin(!)adından neden kimseler söz etmez? Neden ikiyüzlü bir toplumuz kadınlı erkekli? Tek suçluyu taravetsiler olarak göstermek işin kolaycılığı ve ikiyüzlülüğü değil midir? Eğer bunlarla cinsellik yaşamak günah ve ayıpsa bu günah tek kişilik midir? Bu insanlara para vererek yatan, ilişkiye giren ve böyle bir sektörün oluşmasında yüzde 50 rol oynayanlar masum mudur? Eğer namustan, erdemden söz ediyorsak bu insanlarla yatıp kalkan sözde erkekleri(!) de araştırıp onları da toplum dışına bıraksanız ya! Bakın bakalım hanginizin muhterem kocası, hangi birinizin saygın babası, hangi birinizin toplumun önünde gelen lideridir, bir bakın. Araştırın da bir görün on gram yüreğiniz varsa. Bakalım yüreğinizde değer kıldığınız hangi böyyük mesleklerden, hangi saygın(!) muhteremler o travestilerle yatıp kalkıyor? Bir sorum daha olacak tabii. Biz ahlaki değerlerimiz gereği apartmanımızda veya mahallemizde (dönme, travesti, i…ne)gibi tanımladığımız türleri asla istemeyiz. Kadınlı erkekli çok duyarlı ve ahlaklıyızdır şükürler olsun ki. Pekiyi televizyon kanallarından Bülent’i, Fatih’i, Huysuzu izlerken neden ağzımızın suyu akarcasına izler ve hayranlık duyarız? Onların çalıştığı gazinolara binlerce lira ödeyip gider, başlarından aşağı güller döktürürken; onların küfürlü aşağılamaları karşısında da sırıtırız karımızın çocuğumuzun gözleri önünde. Ama apartmanımızda, ama mahallemizde istemeyiz. Çünkü bizler namuslu toplumuz. Ünlü travestilerin topuklarını yalayacak kadar, ünlü olmayanlara da “vurun kahpeye” diyecek kadar…
DIŞARDAN GAZEL
KÜLTÜR BAŞKENTİYİZ, İYİ DE…
Soner Yüksel kardeşim çok güzel bir konuya değinmiş köşe yazısında. Şehrin tüm yöneticilerine sırayla sormuş; “ 2013’e çeyrek kala kürlü başkenti dediğimiz bu kentte daha nelerin olacağını bilmiyoruz. Hangi etkinliklerin hangi zaman dilimine yayılacağını bilmiyoruz. Bu etkinlikler hangi kültür merkezlerinde, alanlarda ve mekânlarda olacak bilmiyoruz. En önemlisi de bu etkinlikler sonrasındaki eşittir de(yani sonuç olarak)bu kentin net kazanımları neler olacak?”
Gerçekten de üç buçuk ay kalmış 2013’e. Bunları bilsek de bizim de çorbada tuzumuz olsa keşke!
OZANCA
Bir akşamüstü çıktım yollara
Genç yaşta düştüm gurbet ellere
Hasret kalmışım tatlı dillere
Ayrılık acı, yok mu ilacı?
Bahar kokmuştur şimdi toprağım
Yeşillenmiştir dalım yaprağım
Sizde yeşerin ey umutlarım
Ayrılık acı yok mu ilacı?
Bitmek bilmiyor koyu geceler
Kördüğüm olmuş buruk acılar
Dilim ucunda gizli heceler
Ayrılık acı yok mu ilacı
Ayrılık acı zaman ilacı… Şinasi KULA