Eskişehir’in yer altında sessizce yatan, çıkarıldığında ise ustasının elinde adeta dile gelen bir sırrı vardır: Lületaşı. Diğer adıyla "beyaz altın". Dünyada sadece bu topraklara has olan, yerin metrelerce altından büyük bir emekle gün yüzüne çıkarılan bu paha biçilmez maden, ne yazık ki bugün sadece toprağın altında değil, çıraksız kalan atölyelerin sessizliğinde de kaybolmaya yüz tuttu.
Lületaşının hikayesi kolay başlamaz. Yerin onlarca metre altındaki daracık kuyulara inen madencilerin, suyu ve çamuru aşarak iğneyle kuyu kazar gibi çıkardığı bu nazlı taş; tezgaha geldiğinde ustasından büyük bir sabır, incelik ve yaratıcılık bekler. O tebeşir beyazı, yumuşak doku; bıçağın her dokunuşuyla bir pipoya, zarif bir kolyeye ya da ince ince işlenmiş bir figüre dönüşür. Kurudukça sertleşir, yıllandıkça rengi hafifçe sararır ve değerlenir.
Fakat bugün Odunpazarı’nın o tarihi sokaklarında ya da Atlıhan El Sanatları Çarşısı’nda turladığınızda, vitrinlerdeki o muazzam eserlerin arkasında buruk bir hikaye yatar. İçeri girip o beyaz toza bulanmış, parmakları nasırlı ustalarla sohbet ettiğinizde duyacağınız ortak bir dert vardır: "Çırak yok."
Zamanın ruhu değişti. Gençler, aylarca sabır gerektiren, tozu yutulan, paranın hemen değil zamanla, el melekesi geliştikçe kazanıldığı bu zorlu zanaatın yerine daha hızlı, daha "modern" işleri tercih ediyor. Ustalar, ellerindeki o paha biçilmez zanaatı, bıçağı nasıl tutacağını, taşa nasıl nefes vereceğini aktaracak bir sonraki nesli bulamıyor. Bir ustanın vefatı, sadece bir sanatkarın gidişi değil, yüzlerce yıllık bir hafızanın da toprağa karışması anlamına geliyor.
Lületaşı işlemeciliği sadece turistik bir eşya üretimi değildir; bu, Eskişehir’in somut olmayan kültürel mirasının tam kalbidir. Bu zanaatı yaşatmak, sadece ustaların omuzlarına bırakılamayacak kadar büyük bir sorumluluktur. Zanaatkarı destekleyecek teşvik mekanizmalarının kurulması, gençlerin bu alana yönelmesini sağlayacak eğitim köprülerinin inşa edilmesi şarttır. Aksi takdirde, dünyanın en eşsiz taşına sahip olmanın bir anlamı kalmaz; taşı işleyecek el olmadıktan sonra o taş sadece yer altındaki beyaz bir kaya parçası olarak kalır.
Beyaz altının hikayesi, ustasının elinde son bulmamalı. Çünkü bir kültür, ancak onu yarına taşıyacak eller bulunduğunda yaşamaya devam eder.
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Eskişehir’in mirası yok oluyor!
Ümit Polatbaş
Duyarsız olmayalım!
Kaan Özcan
Kimse parti üyelerini ezemez
Kerem Akyıl
Cumhur İttifakı Eskişehir’i kazanmak için CHP’den umutlu!
Tarkan Demir
Eskişehir yeni eserler kazandı!
Seval Erci
Daha iyi performansları göreceğiz
Ahmet D. Canoruç
Tepebaşı Belediyesi’nin iş birliği Eskişehirlileri ulaşımda rahat…
Funda Morgül
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy