YENİ Parti farklı bir yola çıktı ve Parti’nin yöneticilerini doğrudan üyelerinin seçeceğini açıkladı. Şimdi Türkiye’deki partiler kanununa göre, delege seçmek zorundasınız ve ilçe ve il yöneticilerini, bütün bunlar bitince de Genel Başkanı ilgili delegelerle seçersiniz
YENİ Parti farklı bir yola çıktı ve Parti’nin yöneticilerini doğrudan üyelerinin seçeceğini açıkladı. Şimdi Türkiye’deki partiler kanununa göre, delege seçmek zorundasınız ve ilçe ve il yöneticilerini, bütün bunlar bitince de Genel Başkanı ilgili delegelerle seçersiniz. Üyelerin mahalle kıraathanesinde kurulan sandıkta oy kullandığı bir seçim resmi olamaz ve Yüksek Seçim Kurulu gözünde “Yok” hükmündedir.
Peki YENİ Parti ne yapıyor? Tribünlere oynayıp, samimiyetsiz bir şekilde “Demokratmış taklidi” mi yapıyor? Bu sorumuza kestirmeden cevap verelim; Hayır! YENİ Parti demokratik bir adım atıyor.
Çünkü her ne kadar “Temayül yoklaması” sayılsa da üyelerin il ve ilçe başkanlarını seçmelerinden sonra hiçbir delege, bu isteğe sırtını çeviremez. Dahası delegeler üyenin istemediğini bile bile başka bir ismi başkan seçerse, o başkanın da görevinde kalması fiilen mümkün olmaz. Hepsinden ötesi Genel Merkez’in üyenin istemediği il başkanını görevden alması, 5 dakikalık bir iştir.
Peki bu sistem uzun vadede başarılı olur mu? Hemen belirteyim; üyelerin temayül yoklamasına dayanan bir seçim, ağzı iyi laf yapan, basında daha çok yer alan popüler isimlerin parlamasına neden olur. Bunun faydaları kadar zararları da olacaktır.
Platon’un da uyardığı gibi demokrasi bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle yapılırsa yönetim oligarşiye döner. Süreç devam ederse halkın duygularına hitap eden demagoglar (laf cambazları) türer. Demagogların ardından diktatörler çıkar ve sistem despotluğa dönüşür.
Sonuç olarak YENİ Parti’nin bu yaptığını artıları ve eksileriyle değerlendirip, olumlu bir gelişme olarak görüyorum. Umarız bütün partilerimiz kendi içlerinde daha demokratik ortamlar oluşturmak için mücadele verir.
Porsuk Festivaliyle ilgili bir başka soru
Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Uluslararası Porsuk Festivali, büyük bir coşku ve başarıyla gerçekleştirildi. Emeği geçen Büyükşehir yetkililerini kutlarız. Tiyatro gösterileri, açık hava konserleri ve seminerlerle geçen Porsuk Festivali, Eskişehir’in tanıtımına büyük katkı sağladı.
Söz konusu festivalle ilgili, “Kaç para harcadınız bakiiim?” tarzında sorularla da karşılaştık. Hemen belirtelim, bazı harcamalar kaçınılmazdır ve zorunludur. Eskişehir’i tanıtan bir organizasyon yapıyorsanız, elinizi de cebe atacaksınız. Ayrıca başta ETİ olmak üzere söz konusu festivalin pek çok sponsoru olduğunu da unutmayalım.
Öte yandan demokratik ve şeffaf bir ülkede yaşıyoruz. Gazetecilerin, politikacıların ve sıradan vatandaşların, “Porsuk Festivali’nde kaç para harcandı?” diye bir soru yöneltmeleri haklarıdır. Büyükşehir Belediyesi’nin de gocunmadan ve alınganlık göstermeden bu soruya doyurucu bir şekilde cevap vermesi gerekir.
Benim burada yapacağım eleştiri başka. Porsuk Festivali çok başarılı geçti ve harcanan her kuruş paraya değdiğini de görüyorum. Benim asıl kafamı kurcalayan şey, bu festivalin Tepebaşı Belediyesi tarafından 18’incisi yapılan Pişmiş Toprak Sempozyumuyla aynı zamana denk gelmesi oldu.
Mantıklı olan he iki festivalin aynı zamana denk gelmemesi değil midir?
Önce 18’incisi yapılan Pişmiş Toprak Sempozyumu bitirilir, üzerinden 1 – 2 hafta geçer ve akabinde Porsuk Festivali yapılabilirdi. Böylece iki festival birbirini boğmamış olurdu. Eskişehir iki atımlık barutunu aynı süre içinde değil, farklı zamanlarda yapar, Eskişehir daha uzun süre gündemde tutulurdu.
Porsuk Festivalini beğendik. Devamının gelmesini diliyoruz. Umarız Büyükşehir yetkilileri bu festivalin zamanlamasına, daha çok özen gösterir.
Gökçek meselesi
Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek hakkında pek çok şey söyleyebilirsiniz. Ama bunlardan biri “Sevimli bir adam” asla olamaz…
Şimdi aynı Gökçek’in mal varlığı sorgulanıyor. Bunun üzerine bazı kişiler “İktidar kendi içindeki isimleri de sorguluyor. Yaşasın adalet!” diye düşünebilir. Ben meseleyi biraz farklı okuyorum.
Sayın Gökçek’in mal varlığını büyük oranda yurt dışına çıkarttığı iddia ediliyor. Bu arada Süleymancılar tarikatına da benzer bir soruşturma açıldı. Soruşturma açılanlara baktığınız zaman, hepsinin ortak noktasının paracıklarını yurt dışına çıkartmış olması.
Dolayısıyla ortada bir adalet arayışı mı var? Yoksa batan gemiyi terk etmek niyetinde olan yandaşlara “Nereye gidiyorsunuz beyler?” diye bir gözdağı mı var? İşte orasını da kendi kendimize sormamız lazım.
Ne oldu bizim Karadeniz petrollerine?
Benzine gece yarısı itibarıyla yine zam geldi. Teamüldendir; hırsızlar gece yarısı çalışır. Benzine gelen gece yarısı zamları da milletin cebindeki paranın bir anlamda çalınmasına yol açıyor.
Şimdi asrın en büyük hükûmetimiz, gelen zamlara gerekçe olarak Hürmüz Boğazı Krizini gösteriyor. Söz konusu krizin ham petrol fiyatlarını yukarı çıkarttığı doğru. Ancak Petrolün varil fiyatının yükselmesi, Türkiye’de en erken 1 ay içerisinde hissedilir. Zira Türkiye ham petrolü alır, depolar, rafine eder ve öyle piyasaya satışa çıkartır. Bu da bir aydan önce olmaz. Halbuki bizim hükûmetimiz, Donald Trump efendileri kaşını kaldırsa, hemen zam yapıyor.
Bu arada aklıma gelmişken sorayım; hani biz Karadeniz’e petrol – doğalgaz bulmuştuk. Hani 174 ülke sıraya girmiş satın almak için araya torpil sokuyordu? Ne oldu o iş? Bu da mı yalan çıktı?..
Üsküdar’da sevinenler
Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın zindana atılmasından sonra başlayan sürecin neticesinde, söz konusu belediyenin başkan vekilliğine AK Partili Dündar Ziya Gültekin getirildi.
Süreci kısaca özetleyelim. Önce Sinem Dedetaş hapse atıldı. Daha sonra 4 CHP’li Meclis üyeleri, “Gördükleri lüzum” üzerine AK Parti’ye geçtiler. Allah bol kazançlar versin. Bu arada Belediye Başkan vekilliği için Meclis’te bir seçim yapıldı ve CHP bu seçimi rahat bir şekilde kazandı. Ancak bu seçim de “Hiçbir şey olmadıysa da bir şeyler olmuştur” diyerek iptal edildi. Daha sonra 3 CHP’li meclis üyesi de zindana atılınca, meclisteki üye sayıları 21’e 21 olarak dengelendi.
Yapılan seçimde 2 CHP’li Meclis üyesi de taraf değiştirince (Allah onlara da bol kazançlar versin) Üsküdar AK Parti’nin eline geçti.
Bütün bunlara bile şaşırmadık. Ama en şaşırdığımız şey, sanki bir mafya filmi senaryosuymuş gibi gelişen bu süreç olmadı. Asıl bu olaya AK partililerin, seviniyor olmalarıydı. Allah onların da kazançlarını bereketli kılsın.
Tarihte Bu Hafta
Asırlık CHP daha ne kadar yaşayacak?
Bundan 103 yıl önce 9 Eylül 1923 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk tarafından Cumhuriyet Halk Partisi kuruldu. Parti’nin o zamanki adı Halk Fırkası’ydı. Bazı kişiler CHP’nin kuruluş tarihi olarak Sivas Kongresi’nin başlangıç tarihi olarak 4 Eylül 1019 tarihini gösterseler de bu, biraz hatalı bir yorum. Sonuç olarak bir parti ne zaman resmen kurulduysa, kuruluş tarihi olarak da o tarihi kabul etmek lazım.
Dünyanın en eski partisi ABD’de 1828 yılında kurulan Demokrat Parti. Bunun dışında 100 yaşını aşan hepi topu 20 civarında parti var. Her ne kadar 12 Eylül döneminde 11 yıl boyunca CHP kapatılmış olsa da CHP’nin ne kadar köklü bir parti olduğu da ortada.
Benim gözümde CHP 103 yıllık tarihinde 5 farklı yapıda halkın karşısına çıktı. Birincisi Atatürk’ün kurduğu ve buram buram İttihat Terakki kokan Türk Milliyetçisi CHP.
İkinci CHP ise İnönü dönemindeki 1938 – 1972 arası ve devlet bürokrasisiyle özdeşleşen CHP.
Üçüncü CHP Bülent Ecevit’in “Ortanın Solu” diyerek dönüştürdüğü ve daha sol görünümlü CHP. 4’üncü CHP ise 12 Eylül’den sonra küllerinden yeniden doğan CHP.
Şimdi ise 5’inci CHP dönemindeyiz. Buna “Butlan CHP’si” diyebiliriz.
CHP savaş meydanlarında kurulmuş ve saraylara – saltanatlara karşı gelen bir genetiğe sahip. Ancak bugünün CHP’sinin tamamıyla saray güdümünde olduğunu söyleyebiliriz.
Bu 5’inci ve son CHP ne kadar yaşayacak? Bunu hep birlikte göreceğiz. Ancak tarih bize gösteriyor ki gücünü milletten alan partiler ayakta durur. Meşruiyetini Saray’dan alanlar ise yok olup gider…
Haftanın Sözü
Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Türk birliğinin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk birliğine inanıyorum, onu görüyorum.
Mustafa Kemal Atatürk
(ANADOLU GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR.)