Eskişehir eskiden hem öğrenci kenti diye nitelendirilirdi hem de birçok kente göre ucuzdu. Tiyatrosu ucuzdu, kirası düşüktü, kafelerin ücretleri gidilebilir düzeydeydi, çarşısı pazarı uygundu. En azından bir öğrenci olarak geçinebiliyordunuz.
Eskişehir eskiden hem öğrenci kenti diye nitelendirilirdi hem de birçok kente göre ucuzdu. Tiyatrosu ucuzdu, kirası düşüktü, kafelerin ücretleri gidilebilir düzeydeydi, çarşısı pazarı uygundu. En azından bir öğrenci olarak geçinebiliyordunuz.
Üniversiteleri ve Açıköğretim Fakültesiyle öğrenci kenti olarak bilinen Eskişehir, artık emekli kenti olmaya başladı. Büyük kentlerde yaşayan Eskişehirliler, emekli olduktan sonra yaşamasını daha kolay olarak gördükleri memleketlerine dönmeye başladı. Ya da Eskişehir’i sosyal medyada, televizyonda veya bir gezide gören birçok emekli Eskişehir’i tercih etmeye başladı. Yani aslında geçinemeyen emekli, tası tarağı toplayıp Eskişehir’e sığındı. Özellikle toplu taşıma kullandığınızda Eskişehir’deki emekli nüfusunun artmaya başladığını görebiliyorsunuz.
Emeklilerin Eskişehir’i tercih etmesinde Eskişehir’in fiziksel özellikleri, parkları vs etkili olduğu kadar ekonomik gerekçeler de etkili tabi ki. En düşük emekli maaşının 20 bin lira olduğu bir ülkede özellikle emeklilerin ister Eskişehir olsun ister başka bir kent olsun, köyde yaşaması bile neredeyse imkânsız hale geldi maalesef.
Geçinmesi, yaşaması daha kolay olan Eskişehir, Türkiye ekonomisinden bağımsız değil. Artık Türkiye’nin herhangi bir kentinde bir insan ne yaşıyorsa, nasıl yaşıyorsa ya da yaşayamıyorsa Eskişehir’de de durum aynı. Milyonları refahta, bollukta, zenginlikte eşitleyemeyen bu düzen, yoksullukta eşitlemeyi başardı ve öğrenciler gibi beraber ev tutmak zorunda kalan ya da doğal gaz faturası ödememek için battaniyeyle evin içinde oturan emekliler, evine ekmek götüremediği için hayatına son veren babalar yarattı.
İşte böyle bir tablo önümüzde duruyorken yerel yönetimlere çok büyük işler düşüyor. Dün görevi kaldırım, yol yapmak olan ya da çöpleri toplamak olan belediyelerden beklentiler ister istemez değişiyor. Evet kentsel dönüşüm önemli, evet iklim krizini derinden hissettiğimiz bu dönemde su sorunu çok önemli, trafik sorunu, bat-çıklar… Bunların hepsi çok önemli. Hepsi de bu şehrin ihtiyaçları. Ama bu şehrin tek ihtiyacı beton mu?
Ya da yukarda bahsettiğimiz sorunlar, eksikler tek başına çözülebilir mi? Kentsel dönüşümde, su sorununda, trafik karmaşasında, geçim derdinde yerel yönetimler kadar merkezi idarenin de üzerine düşen görevler yok mudur? Elbette vardır. Ama Türkiye’de siyaset o kadar kutuplaştırdı ki insanları herkes birbirini yaptıkları ya da yapmadıkları üzerinden gözü kapalı şekilde sürekli eleştirir hale geldi.
2012 yılında 2 milyon 171 bin 614 hane düzenli sosyal yardım alırken, 2024’te bu rakamın 3 milyon 537 bin 185’e yükseldiği görmezden gelindi ya da birileri bu rakamlardan utanması gerekirken övünmeyi tercih etti. Kent lokantaları, kent berberi, aşevi, halk market, halk et, halk ekmek, Emek Kafe… Belediyelerin neden bu hizmetleri yapmak zorunda kaldığını düşünmek, anlamak yerine küçük esnafa zarar verdiği iddiasıyla ya da “belediyelerin asli görevi bu değil” diyerek sert eleştiriler yapıldı mesela. Bu eleştirileri yapanlar “Belediyeler neden bunları yapmak zorunda kalıyor?” diye düşünmedi ya da düşünmek işine gelmedi. Oysa bugün Eskişehir’de CHP’li belediyelerin açtığı kent lokantasının benzerini Samsun’da AK Partili Büyükşehir Belediyesi halk lokantası adıyla açmaya başladı. Açmalı da. Neticede ekonomi politikaları bir tercihtir. Bütçeyi ya rant ya da halk için kullanırsınız. Yönetenler için bu bir tercihtir. Ama yoksulluk, açlık yurttaşın tercihi değildir. Çünkü emekli maaşının 20 bin lira, asgari ücretin 28 bin lira olduğu bir ülkenin yöneticilerinin tercihi, vatandaşın zorunluluğuna ve çaresizliğine dönüşüyor…