Eskişehir'e dilenci akını…

Şinasi Kula yazdı

14 Aralık 2015 00:15
A
a
Bokunu çıkarmak!

Bu bir halk deyimidir.

Hem de hepimizin güncel yaşamda sıkça kullandığımız bir halk deyimidir. Yazı başlığımdan ötürü, hiç kimse yüzünü buruşturup “aaaa, anacığım bu adam da ne banal biriymiş canım” türünden tiriplere girmesin lütfen. Samimi ol canımı ye diyorlar ya, valla aynen öyle işte; gelin triplerle zaman kaybetmeyelim. Ne diyeceksek hiç uzatmadan karşımızdakini yormadan diyelim diyeceğimizi…

Bu deyimin karşılığını, en kısa anlatımla abartmak olarak açıklayabiliriz saygın okurlarımız. Biz toplum olarak gerçekten çok eğimliyiz abartma işine. Hayatın birçok alanından örneklemeler yapmak olası ama ben yaşadığım bir olayı anlatarak bunu pekiştirmekte yarar görüyorum.

Yârim(eşim) geçtiğimiz hafta görevi gereği Antalya’da seminerdeydi. Antalya işi kesinleştiğinde bana şöyle dedi; “herif herif, önümüzdeki günlerde Antalya’ya dört günlüğüne görevli gideceğim. Bak değmeyecek zübükler yüzünden haftalardır hem kendi canımı sıktım, hem de senin sinirlerini gerdim. Gel bari bu vesile ile sana da değişiklik olsun birlikte gidelim. Hey dostum bendensin, bak tekmeletme o kara…”

E tabii ki benim yaptığım da şimdi abartının tavan yapması, yani bokunu çıkartmanın köşe yazısına dönüşmüş hali oldu. İnsanca davet etti yârim ve icabet ettim hepsi bu. Antalya Side’de dört gün sessiz sakin bir atmosferde nefeslendim gerçekten…

Tabii anlatacağım konuyu da buradan, yani Side’den örnekleyeceğim doğal olarak. Antalya’ya dört yıl önce geldiğimde her yer köstebek yuvası gibiydi. Yollar ve alt yapı inanılmaz berbattı. Şimdi de aynı rezil durumda. Hani Eskişehir’e kulp takanlar burayı görseler yeminle dilleri lal olur! Side’nin her metrekaresi otel olmuş. 1986-87 yıllarında üst üste geldiğim ve müzisyenlik yaptığım o Side’den eser kalmamış. Dediğim gibi adım başı dört ya da beş yıldızlı otel her yer. Beton yığını yani…

O bozuk caddelerinin tamamında incik boncuk satan küçük esnaf ürünlerini sergilemişler. Sergiledikleri tüm ürünlerin üzerindeki etikler TL bazında değil. Hepsi Euro işareti ile süslenmiş. Sanırsınız ki ucuzluk nuru yağmış buralara 3-5-10 Euro ne alırsanız. Ama o rakamı 3,2 ile çarptığınızda şeytan çarpmışa dönüveriyorsunuz. Abartılı biçimde oteller yığını, abartılı biçimde aynı ürünleri satan esnaf yığını, abartılı biçimde etiketlerdeki AB para birimi…

Sormak geldi içimden esnaflardan birine; “kardeşim tuvaletlerinize de Euro ile mi giriliyor” dedim. Gıcık kaptığımı anladığı için tebessüm ederek;

-Yok hemşerim, hacet işi TL karşılığı dedi. Niye o TL karşılığı dediğimde pişkince yanıtladı;

-Gardaş bu yabancılar zaten her naneyi otellerinde yiyip içtikleri için boşaltma işlemlerini dahi orada gideriyorlar dedi.

-İyi de hiç mi ekstra sıkıştıkları olmuyor yahu, o zaman olsun da girmiyorlar mı dedim. Sırıtarak şöyle dedi;

-Yılların esnafları olarak hiç birimiz bu sırrı çözemedik. Öylesi anlarda hacetlerini nasıl gideriyorlar emin ol çözemedik dedi…

Abartılmış biçimde otel ve dükkânlarla doldurulmuş Side’de “Rus Vurgunundan” sonra esnaf ters gelmenin şokunu yaşıyordu hala. Rus turistlerin mekân bellediği bu turizm beldesinde in cin top oynuyordu adeta. Her türlü yatırımı yabancılara göre yapan sermaye en zor günlerini yaşıyordu kanımca. Otellerin büyük bir bölümü resmen kilit vurmuştu kapılarına. Gerdeğe elin aynasıyla girildiğinde ne olurmuş? Aynanın sırları döküldüğünde aynada kendinizi asla göremezmişsiniz! En ufak bir abartı yok bu benzetmemde biliniz ki…

Lakin hamam kele yaradı.

Forslu forslu bir gezişim vardı ki!

Esnaflar gözümün içine bakıyordu, önemsiyordu.

Mümkün müydü beş yıldızlı otelde dört gece benim gibi bir emekçi için aksi takdirde?

Abartı işi bana ve benim gibi dört günlüğüne kafa dinlemek için burayı tercih edenlere yaramıştı vesselam…

Unutmadan şunu da ekleyeyim. Oteller beklentilerini tamamen Rus-Alman ve Arap turistler üzerine kurmuşlardı burada. Öyle ki televizyon izlemek istiyorsunuz odanızda, bütün sıralama Rus-Alman ve Arap televizyon kanallarına göre yapılmış. Anca 64. Sıra itibarı ile bizim kanalları görebiliyorsunuz. O kanallar da malum hani o “yandaş” diye nitelenen ve hayatı güllük gülistanlık gösteren türlerden…

Tek güzel olanı her tahribata(beton yığınına)rağmen insanoğluna hala koşulsuzca veren doğa idi. Ve bu doğanın nimetlerinden yararlanan sokak kedilerinin ve köpeklerinin kışın ortasında sağlıklı görünümleriydi. Masmavi denizin güneşle arkadaşlığı ve ciğerlerimize çektiğimiz güzelim deniz kokusu idi.

 

Eskişehir’e dilenci akını…

Sayın Mehmet Ömürlü eposta yolu ile fotoğraflı bir ileti gönderdi. Yılardır kendi dilencilerimizin sorununa çözüm bulamamışken bir de Suriye’den ithal dilencilerin her köşede baş göstermesini konu edinmiş. “Savaştan kaçtık, size sığındık, yardımlarınızı bekliyoruz” diye Türkçe yazılı pankartlar açarak ailece dilenen Suriyeliler hem içimizi sızlatıyor; hem de bıkkınlık getiren kötü görüntüler oluşturuyor. Hâlbuki bunların elinde Suriyeli kimliği var. Devletimizden ve Avrupa ülkelerinden 3 bin euro para yardımı yapılacağı söyleniyordu ne oldu diye sormuş Ömürlü…

Geçtiğimiz aylarda Suriyelilerin Eskişehir işgali başlıklı köşe yazımda beni zalim bulan kuşumun aydını, sözde devrimci demokrat(ama bence sadece liboş) vatandaşımıza soruyorum şimdi.

Dediğim çıktı mı?

Savaşı gerekçe gösterip ülkesinden kaçanların bedelini Eskişehirli başta olmak üzere bu halkın çekmek zorunda olmadığını o mermer kafan şimdi daha iyi anladı mı?

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi