Eskişehir'deki bu çürüme içinize siniyor mu?

Bazen bir şehrin hafızası, en sessiz köşelerinde saklıdır. Gürültünün, kalabalığın ve betonun uzağında; bir ağacın gölgesinde, eski bir duvarın çatlağında, kilitli bir kapının ardında… Ve ne yazık ki o hafıza, çoğu zaman göz göre göre yok olur. Eskişehir’in Mahmudiye ilçesinde 1897 yılında inşa edilen Karakışla Camii de bugün tam olarak böyle bir kaderin eşiğinde.

19 Mart 2026 09:09
A
a
Bazen bir şehrin hafızası, en sessiz köşelerinde saklıdır. Gürültünün, kalabalığın ve betonun uzağında; bir ağacın gölgesinde, eski bir duvarın çatlağında, kilitli bir kapının ardında… Ve ne yazık ki o hafıza, çoğu zaman göz göre göre yok olur.

Eskişehir’in Mahmudiye ilçesinde 1897 yılında inşa edilen Karakışla Camii de bugün tam olarak böyle bir kaderin eşiğinde.

Kapısına zincir vurulmuş, içine girilmiyor. Bahçe duvarları yıkılmış, camları brandalarla örtülmüş. Yani bir ibadethaneden çok, unutulmuş bir yapı izlenimi veriyor. Daha acısı ise şu; bu durum kimseyi yeterince rahatsız etmiyor gibi…

Gerçekten insan sormadan edemiyor… Yüz yılı aşkın süredir ayakta duran bir yapı, nasıl bu kadar kolay gözden çıkarılabilir? Bir tarih parçası, nasıl bu kadar sessizce çürümeye bırakılır?

Bu sadece bir cami meselesi değil. Bu, bir bakış açısı meselesi. Bu, “nasıl olsa bir şey olmaz” rahatlığının, “birileri ilgilenir” sorumsuzluğunun ve en kötüsü de “aman ya” umursamazlığının sonucu.

Eskişehir’in birçok noktasında benzer tablolar görmek mümkün. Yalnızca burada değil, ülkenin dört bir yanında kaderine terk edilmiş tarihi yapılar var. Her biri bir hikâye taşıyor. Her biri bir dönemin tanığı. Ama biz o hikâyelere kulak vermek yerine, gözümüzü kaçırmayı tercih ediyoruz.

Oysa Karakışla Camii’nin bulunduğu yer bile başlı başına bir değer. Ağaçların arasında, doğal dokunun içinde saklı bir yapı… Doğru bir restorasyonla sadece yeniden ibadete açılmakla kalmaz, aynı zamanda bölgeye estetik ve kültürel bir değer de katar. Üstelik bu yapılırken en önemli şey belli. Tarihi ve doğal dokusuna zarar vermeden, özünü koruyarak.

Bu noktada asıl mesele şu: Neden yapılmıyor?

İmkânsız mı? Hayır.
Gereksiz mi? Kesinlikle hayır.

Peki o zaman neden?

Belki de asıl sorun, bu yapıların “acil” olarak görülmemesi. Oysa çürüme yavaş ilerler ama durmaz. Bugün çatlayan bir duvar, yarın yıkılır. Bugün kilit vurulan bir kapı, yarın tamamen yok olabilir.
Ve biz yine sadece izleriz.

Açık konuşmak gerekirse, bu ilgisizlik insanı öfkelendiriyor. Çünkü bu yalnızca bir bina değil; bu bir geçmiş, bir kimlik, bir miras. Ve miras dediğiniz şey, korunmadığı sürece yok olur.

Karakışla Camii bu kaderi hak etmiyor.

Belki de artık şu soruyu daha yüksek sesle sormalıyız:

“Bu yapılar ne zaman gerçekten bizim olacak?”

Sahip çıkmadığımız hiçbir şey bizim değildir.

Eğer bugün bu sessiz çürümeye ses çıkarmazsak, yarın anlatacak bir tarihimiz de kalmayacak.

Eskişehirlilere de buradan sorayım. Hangi görüntü içinize siniyor? Karar verin…

Yapay zekaya düzenlettiğim Karakışla Camii ve çürümeye bırakılmış Karakışla Camii.

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi