Eskişehir’de vicdansızlar çoğalıyor!

Şinasi Kula yazdı

18 Şubat 2016 08:30
A
a
Sevgili kardeşim Ayten Tutkun yollamış iletiyi bana. Fotoğraflara bakınca zaten anında kanamaya başladım saygın okurlar…
                                                 ***
Eskişehir-Akçayır köyünde dört beş yıldır gözetilen küpeli Kirli’ye çarpıp kaçan vicdansız sürücünün yaraladığı canı, bir kaç gün sonra Aylin Güdür ve Ufuk Güdür bulmuş. Ön ayaktaki kemik dışarıda yaşama tutunmuş. Tepebaşı Belediyesine Alo Pet Taksi ile götürülen canın Doğal Yaşam Merkezinde tedavisinin yapılamayacağı görülünce Gönen Veteriner Kliniğinde Güdür çiftinin himayesinde tedaviye alındı. Bugün ki operasyon başarıl geçti. Her şey yolunda giderse ön ayağı kurtulacak. Emeği geçen Gönen Veteriner Kliniği Veteriner Hekimi Gönen Hanıma, Tepebaşı Belediyesi Doğal Yaşam Merkezi Veteriner Hekimi Cem Bey ve Önder Beye ve klinik personeline teşekkürler...
                                                  ***
Evet, inanılmaz biçimde çoğalıyor merhametsiz insanlar Eskişehir’de. Sadece bu kente ait kara bir yazgı değil bu elbet. Karanlığa doğru giden bir geminin içerisindeki her metrekarede olduğu gibi bu kentte de ucubelerin türemesi ve giderek artması kaçınılmaz son. Hayatın her alanına baktığınızda(trafik, siyasi arena, apartmanlar, gecekondular, caddeler)her yeri amansız bir virüs gibi sarmalayan bu acımasız versiyonlar yüzünden kahredici bir yaşam tarzına mahkûmuz artık. Nasıl çoğalmasınlar ki bunlar!
Okuyanı, aydını, entelektüeli, akademisyeni, sanatçıyı halkın gözünde itibarsızlaştıran bir erk sayesinde cahillerin kendini insandan saydığı, adamdan saydığı yükselen değerler kapsamında nasıl çoğalmasın ki bu ucubeler?
İki aracın bile zor sığıştığı yoldan inanılmaz biçimde süratle giden insan görünümündeki insancık…
Yolun iki şeridine de dörtlülerini yakıp park eden ve bu rezaleti seyreden görevli(yetkili) konumundaki insancık…
Ezdiği sokak hayvanı için zerre kılı kıpırdamaksızın yoluna devam ruhunu yitirmiş insancık…
Tramvaydan inenlere yol vermesi gerekirken eşek gibi sağına soluna çifte atarak içeri girmeye çalışan insancık…
Tek bir kitap, tek bir gazete okumadığı halde, bilgi sahibi olmadığı halde her konuda fikir üreten haddini bilmez(hödük) insancık…
Karşısındakini tanımadan, neler ürettiğini ve kim olduğunu bilmeden, araştırma gereği bile duymayan ve kendisini fil boku gibi yığan kasıntı insancık…
Dominant kimliğinin törpülemekten aciz, lakin her halükarda demokrasi edebiyatı yapan insancık…
Erişemediği gönlü ya da insanı görmezden geliyormuş havasından asla taviz vermeyen ama işi gücü erişemediği kişiyi takip etmek olan; hasetlik batağında debelenen kıskanç-haris insancık…
Yazdığı manileri şiir sanan, tuttuğu günlüğü romandan sayan, sığ dedikodularla kadılıktan öte gidemeyen insancık…
Tribünlere oynamakta ölçü ve sınır tanımayan kaşar insancık…
Yüzüne tükürsen yarabbi şükür demeyi yaşam biçimi saymış insancık…
Yirmi dört saat(uykusunda bile) kendisine lunapark aynalarından bakıp orgazm olan ama gönül aynasından mahrum olan insancık…
Dindar olsan ne, dinci olsan ne, ateist olsan ne?
Okumuş olsan ne, okumamış olsan ne?
AKP’li, CHP’li, MHP’li, HDP’li olsan ne?
Tabela partilerinin üfürükten amigosu olsan ne?
Zengin olsan ne, fakir olsan ne?
Padişah olsan ne, şah olsan ne?
Ne demiş baba oğluna; “ben sana padişah olamazsın demedim ki…”
 
 
SİZİN SESİNİZ
 
Önder Baloğlu üstada…
 
Gerek canımın parçası oğlum ile ilgili sızım, gerek ülkemin giderek karanlıklara gömülmesi üzerine yüreğim karartma geceleri modunda şu sıralar. Buna bir de kendisi dâhil, hayatın nice gerçeklerinin farkında dahi olmayan duyarsız insan toplulukları içerisinde yaşadığım yalnızlık hissi giderek yoğunlaşmakta…
Bu ruh hali içinde aracımı park edip kentin merkezine doğru yürürken telefonumun çaldığı duyabildi zor duyan kulaklarım! Önder Baloğlu idi arayan. Kırgın ve yorgun bir ses tonu ile başladı sözlerine. Hani Türkçesi “sağır sultan bile duydu” sen duymadın mı imasında bulundu. Kalp krizi geçirdiğini söylediği an itibarı ile nevrim dönüverdi. Şaka olmasını diledim tüm kalbimle ama şaka değil gerçekti maalesef. Duymamıştım yemin ederim gerçekten de. Köşe yazısını, rahatsızlığı nedeni ile yazmadığını(boş köşesinde)gördüm ama detayı duymamıştım. Ayak parmağında nükseden rahatsızlığı gibi algılamıştım…
Üzülmem de, utanmam da neyi değiştirirdi ki?
Onunla telefon konuşmamız bittiğinde Zülfü Livaneli’nin türküsü çınladı saatlerce. Hiç fasıla vermeksizin hem de…
Susarlar sesini boğmak isterler/Yarımdır kırıktır sırça yüreğin/ Çığlık çığlığa yarı geceler/Kardeşin duymaz eloğlu duyar…
Evet, kimsenin kimseyi duymadığı günler artık bu günler.
Vefanın, kadir bilmenin anlamını yitirdiği günler.
İnsanın insanı bozuk para gibi acımasızca harcadığı günler.
Kimselerin kimseyi acılarda birleştirmeyi akıl bile etmediği, organize etmediği günlerdeyiz. Bunlar bahane değil bizim gibi yürekler için Önder Ağabeyim haklısın. Dilerim kardeşini affedersin zaman içerisinde…
Şifa dilerim, çok lazımsın daha yazılarınla bizlere…
 
 
OZANCA
Susarlar sesini boğmak isterler
Yarımdır kırıktır sırça yüreğin
Çığlık çığlığa yar geceler
Kardeşin duymaz eloğlu duyar
                Çoğalır engeller yürür gidersin
                Yüreğin taşır götürür seni
                Nice selden sonra kumdan öteden
                Kardeşin duymaz eloğlu duyar
Yıkılma bunları gördüğün zaman
Umudun kesip de incinme sakın
Aç yüreğini bir merhabaya
Kardeşin duymaz eloğlu duyar…
1000
icon
1bilenbahar 18 Şubat 2016 13:05

Yaratılması istenen insan profilini okadar güzel özetlemişsin, ki gittikçe çogaliyorlar ,maalesef gelecekte susuzluktan,kurakliktan daha büyük bir tehlike olacak bunlar,eğitilmezlerise bittigimiz an dır......yüreğine sağlık....

0 2 Cevap Yaz
M Ali 18 Şubat 2016 10:52

Adam olamassın dedim. Sizden duydum Teşekkürler, Önder BALOĞLU beye geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum

0 2 Cevap Yaz
Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi