“Mehmet ağa beş bin liralık eşeğe niye on bin lira verdi” diye gece boyunca düşünüp, durmuş. İçi rahat etmeyince ertesi gün eşeğini geri almaya karar vermiş. Pazara gitmiş Mehmet ağayı bulmaya ama bir de ne görsün, eşek yirmi bin liradan satışa çıkarılmış...
İyice sıkıntı basmış ve kesin karar vermiş, geri alacak eşeğini...
Yirmi bin lira pazarlıksız ödeyip geri almış. Aynı olay bu defa Mehmet ağa’nın başına gelmiş, o da uyuyamamış.
“Allah Allah, Ahmet niye on bine sattığı eşeği yirmi bine geri aldı. Var bu işin içinde bir iş” diye gece boyunca düşünüp durmuş.
O da ertesi gün eşeği geri almaya karar vermiş Ahmet Ağa ile anlaşıp kırk bin lira vererek geri almış eşeği.
Bu alışveriş her gün fiyat artarak devam etmiş...
Bir kaç gün sonra pazara bir başka köyden Hüseyin gelmiş.
Hüseyin pazardaki kalabalığın arasına dalınca bir de ne görsün;
“al, al, al, sat, sat, sat” bağrışmaları arasında bir yaşlı eşek ve bu eşeğin satış fiyatı tam 100 bin lira!
Yanındakine sormuş “hemşehrim, nedir bu iş, bu yaşlı eşek yüz bin lira eder mi yahu” diyerek. Adam hemen yanıtlamış;
“Valla grafikler ortada, bu eşeğin fiyatı bir haftada elli bin liradan başladı, doksan beş bin liraya geldi. Şöyle bir teknik analizine bakarsan görürsün. Eşeğin fiyatı yüz bin direncini bi kırarsa, yüz elli bine kadar yolu var…”
***
Toplumsal değerlerimiz, özellikle de yükselen değerlerimiz çok farklı şu günlerde artık. Nitelik dediğimiz, karakter dediğimiz insani değerlerin yerini çok daha farklı özellikler aldı. Bir insan yeteneğinden, niteliğinden, becerilerinden, kimliğinden ötürü saygınlık kazanmıyor artık bu ülkede. Hani eskiden namuslu insan tanımlaması vardı anımsar mısınız? Hulusi Kentmen, Kadir Savun tiplemeleri bu tanımlama ile özdeşleşen simgelerdi adeta. Rahmetlik Aliye Rona ise her daim entrikalar peşinde olan haris, kıskanç bir simge olarak kazındı belleklerimize. En başta kendi hemcinsleri yüzünden kıskançlık krizlerine girerdi. Sonu da hep kötü biterdi hani her filmde! İşte yükselen değerler adına bu tipler(kadın olsun erkek olsun) her naneyi yiyerek, gemisini yürüten, işini bilen ya da “becerikli” tanımlaması ile ödüllendiriliyor artık günümüzde!
Böylesi versiyonların ortak özellikleri gelen ağa giden paşa şiarını baş tacı etmeleridir. Taban yalayarak, entrikalar çevirerek yerini sağlamlaştırmaları ve her devrin yağdanlığını yapabilmeleridir. Peki, karakterlerindeki oryantalist becerilerini bir yana; layık görüldükleri makam için donanım, diploma, belge gibi yasal donanımlar gerekmez mi? Gerekmez kardeşim, bunların ne önemi var ki? Baksanıza bu ülkeyi yönetenlerden birileri “elitistler” diye söze başlayıp yıllarca aydını, diplomalıyı, okuyanı halkın nezdinde değersizleştirmedi mi? Hak edenin değil, taraf olanın bertaraf olmayacağını öğretmedi mi?
İşin kıssadan hisse bölümü şu saygın okurlarımız.
Hepimiz aynı gemi içerisindeyiz, baş taraf nereye rotayı çiziyorsa kıç taraftakiler de aynı noktaya gidiyoruz yani. Bunun için söz konusu örneği sağcılara, biatçilere, padişahçılara yaftalamak, diğerlerini yaldızlamak ahlaksızlık olur. Bu işin sağı solu- faşisti devrimcisi, demokratı sosyal demokratı yok vesselam!
Ahlaksızlığı kanıksamış bir coğrafyada tüm insanlar öyle veya böyle nasiplenir bu çürümüşlükten. Bunun dünya görüşü, alt kimliği, dili, dini yoktur yani! Ahlaksızlık sınır tanımayan yegâne yükselen değerlerdendir çağımızda…
SİZİN SESİNİZ
Taziyeye Tepkiler…
Medyada çıkan haber sosyal paylaşım siteleri üzerinden de paylaşılınca gündeme oturuverdi. Genel Kurmayın, Atatürk’e her fırsatta dil uzatan bir gazetenin genel yayın müdürünün ölümü üzerine taziye mesajı konuşuldu günlerdir. Söz konusu gazeteci(!) için “Dik duruşundan asla vazgeçmedi” cümleleri ile başlayan bir taziye mesajı iletildiği yazıldı. İşin ilginç yanı “ulusalcı” diye nitelenen görüşün insanları önce böyle bir haber yok yalanlaması yaptı. Oysa genelkurmaydan en ufak bir tekzip girişimi yoktu ve hala da yok! Bu kesim baktı ki yalanlama yok bu kez de “e canım ne var bunda, Kılıçdaroğlu da o gazeteye ziyarete giderek taziyede bulundu” avunmacasına sığındılar. Bu yaşımda bir kez daha inandım ki BİAT’ın sağ-sol diye ayrımı yoktur. Meyilli guruplar solda da olsa, sağda da olsa amigolar gibi koşulsuzca bu işi sürdürebilirler. Hem de ölümüne, hem de gözünü karartarak, hem de zerre kadar vicdan ve mantık yürütmeksizin…
Oysa bakın Nusret Güner adlı Emekli Donanma Komutanı bu olay üzerine hemen nasıl bir açıklamada bulunmuş; “Bazılarını dik duruşundan vazgeçmemiş diye övenlerin, kendi eğik duruşundan vazgeçmedikleri anlaşılıyor...” Emekli generalin söylediğinin doğruluğu ya da yanlışlığı ile ilgili değil benim derdim. Amacım; yanlış ve hatasını asla kabul etmeyen, eleştiri ve özeleştiri mekanizmasını çalıştırmaktan aciz gurubun binde üç yazgısını ebediyen kabullenmiş görünmesi. Binde dörde çıkması olası değil bunların. Buna rağmen de sosyal paylaşım sitemden benimle sidik yarışı yapmalarına acıyarak gülüyorum sadece. Oysa o yazılarımın altına kondurulan yüzlerce yorumu okumaktan aciz olmasalar, ne denli tepki aldıklarını bir görseler yanlışlıklarından arınacaklar belki ama!
OZANCA
Es geçtik, pas geçtik
Dedik ki; daha çok vakit var
Bir baktık
Dağ gibi birikmiş yaşanacaklar
Şimdi kimi eskimiş, anlamı yok, vakit geçmiş
Çürümüş bırakıp gitmiş duygular
Çoğunu da unutmuşuz, suya yazılmışlar
Bazıları da yanmış, kül olmuşlar… Karakayan
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Eskişehir’in 7 olan milletvekili sayısında ibre kimden yana?
Tarkan Demir
İl Emniyet müdürü hesap versin
Kerem Akyıl
Her şeye rağmen Eskişehirspor!
Kaan Özcan
Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!
Ümit Polatbaş
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
Eskişehir'in komşusunda öyle bir miras var ki...
Funda Morgül
Bornova Afyonspor’dan daha zor rakip
Ahmet D. Canoruç
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy