Bilen bilir ki, her şiddet uyguladığında korkusuzca eleştirenlerdenim polisi. Demokratik platformda hak mücadelesi veren, kırıp dökmeden sesini duyurmaya çalışan kitleler hak etmedikleri davranış biçimine maruz kaldığında o kitlelerin sesi oluruz. Şiddet yoluyla katledilen gepegenç evlatlarımızın katillerinin bulunması adına da gereğini yapmaktan çekinmeyiz. “Halkın polisi” kavramını sürekli işler, iktidarların gelip geçici olduğunu sıkça vurgularız. Lakin bazı toplumsal gösterilerde gurupların içine sızarak yüzünü gözünü maskelerle gizleyen provokatör guruplardan iğrendiğimizi de açıkça söyleriz. Amaçları sadece kitleleri kışkırtmak olan bu maşaların, Eskişehir’imizde asla prim yapmayacaklarını ve o amaçlarına da asla ulaşamayacaklarını da biliriz...
Abdullah Bayraktar ve Emine Girgin arkadaşlarımız “Halkın Sesi” olurlar ve sokaklarda mikrofon tutarlar insanlarımıza. Geçtiğimiz günlerde yine görevlerini yaparlarken Opera tramvay son durakta saldırıya uğradılar. Bu bölgede oturan halktan zaten şikâyetler alıyorduk. Ama durumun böylesine vahim olduğunu başımıza gelenlerden sonra daha iyi anladık. Malumunuz o bölgede Suzan Gürcanlı İlkokulu, Mustafa Kemal Anadolu Lisesi, Sağlık Meslek Lisesi bulunmakta. Arkadaşlarımız Necatibey Parkında oturan yaşlı bir kadının, genç bir erkek tarafından sıkıştırıldığını görür. Kameralı ve elinde telsizli arkadaşımızı gören pecmurde kılıklı kişi uzaklaşmaya başlar kadından. Anlaşılır ki o kişi yaşlı kadının parmağındaki yüzüğü çıkamaya çabalamaktadır, kadın korkudan şoka girmiştir. Uyuşturucu kullandıkları söylenen diğer iki kişi de gözlemcilik yapmaktadır. Polis değil de gazeteci olduğunu öğrendiklerinde de arkadaşlarımıza “ulan siz ne karışıyorsunuz” ile başlayan küfürlerle saldırırlar. Bir esnafın dükkânına sığınan arkadaşlarımız 155 i arayarak yardım ister. On beş dakika gibi bir sürede gelen polis yardımı sonrası çakallar ya da şehir eşkıyaları kaçarlar…
Emniyet Müdürümüz Mustafa Şahin’e bu olayı intikal ettirdiğimde zaten o bölge hakkında bilgileri vardı. Necatibey Parkını cinsel ilişki için mekân belleyen bir güruhtan da şikâyetler olduğunu ilettim kendilerine. Üstelik de okullar bölgesinde tinerci diye tanımlanan uyuşturucu bağımlılarının cirit atmasının gelecekteki vahim sonuçlarını anlattım. Bu kadar hayâsız, korkusuz ve çeteleşerek insanları alenen tehdit eden bu tiplerin kontrol altına alınması gerektiğine mutabık kaldık. Ama Sayın Emniyet Müdürü bir konunun altını öylesine güzel çizdi ki! Bali, tiner ya da adı ne ise ne. Bu tür uçucu madde satanların kontrol edilmesi… Küçücük yaşta bu aşağılık maddelerin köleleri olan insanlara devlet elinin uzatılarak ıslah edilmesi…
Akademisyenlerin bu konu başta olmak üzere “bu kentte bıçak ve silah neden çok taşınıyor” konusunu araştırması… Tedavi merkezlerinin yetersizliği… Nice duyarsız ailelerin, okul aile birliklerinin, okul idarecilerinin elini taşın altına koyarak çözüm konusunda emniyeti desteklemesi… Polisin defalarca yakaladığı böylesi sosyal tehlikelilerin, ertesi gün adliyeden elini kolunu sallayarak çıkması… Her elini kolunu çıktığında biraz daha toplum düşmanı ve arsız olarak çıkması… Sanki uzayda yaşıyorlarmış gibi, yasa yapanların bu gerçeklerden hiç haberlerinin olmaması… Yerel medyamızın bu sorunları sorundan saymayıp, bildikleri telden çalmakta ısrar etmesi…
Her sıkıştığımızda emniyet halletsin demek sadece duyarsızlık ve vicdansızlıktan öte bir şey değildir bu böyle biline. Demezler mi adama, sen ne halt ediyorsun bu şehirde kardeşim?
DIŞARDAN GAZEL
Kayıp kızın bulunması…
Sendikacı, sevdiğim bir kardeşim telefonda diyor ki; “Hocam 14 yaşındaki kayıp kızın bulunmasında gerek gazete, gerek televizyon kanalı olarak imza attınız. O ana babanın hayır duasını aldınız. Belki de sizin baskılarınız olmasaydı birkaç gün daha bulunamasaydı bu kız il dışına kaçırılıp bir daha bulunamayacaktı. Dikkat ettim de yılların gazetecisi Önder Baloğlu’nun dışında hiçbir medya mensubu birkaç satır övgü yazamadı, yazmadı. Övgü olmasın haydi, sizlerden bahsedip hakkınızı teslim etmedi özellikle. Eskişehir’de yaşanan bu kıskançlığın boyutu beni gerçekten rahatsız ediyor…” Bir isim hakkımızı vermiş, o isim de zaten gerçek anlamda duayen sevgili kardeşim yetmez mi?
OZANCA
Bize kâfir demiş müftü efendi
Dutalım ben ana diyem Müselman
Varıldıkta yarın divan-ı Hakk’a
İkimiz de çıkarız anda yalan…
Nefi