...bana göre az bir kadroyla oldukça önemli çalışmalar yapan bir Genel Müdürlük… Diğer taraftan koca bir coğrafyada son derece ehemmiyetli bir sorumluluğu yerine getirmeye çalışıyorlar… Ancak mevzuu, yasalar çıkarmakla, bazı kurumları yetkilendirmekle bitmiyor. Aslında temelde tüm ülkelerin ana gündem maddelerinden birisi yaşanan iklim değişiklikleri olmalı. Toprak, hava ve su, yaşamın olmazsa olmazları… İklim değişikliklerine bağlı olarak ortaya çıkan doğal afetler, arazi bozulumu, çölleşme, erozyon, kuraklık her geçen gün artan nüfus artışına karşılık yaşam alanlarımızı biraz daha sınırlıyor… Bu bakımdan ülkelerin tüm politika ve planlarının odağında iklim değişiklikleri yer almalı… Mevzuu, birkaç kuruma sorumluk vermekle bitmiyor. Bu konunun siyaset ve kurumlar üstü olarak ele alınması, bu yaklaşımın ana politika haline getirilerek tüm kanallardan ülkenin tümüne yayılması, tüm kurumların bir eşgüdüm içinde bu politikaları uygulaması gerekiyor. Özetle artık tüm ülkelerin yönlerini ekolojiye çevirmeleri, hedefler ortaya koyarken merkeze ekolojiyi yerleştirmeleri gerekiyor...
Malum Haziran ayındayız. Ülkemizde Haziran ayı artık yaz sıcaklarının yavaş yavaş hakim olduğu bir havada geçer. Ancak bu yıl, gün geçmiyor ki, ülkemizin herhangi bir köşesinden bir sel haberi gelmesin. Bu seller, hem ciddi maddi kayıplara yol açıyor, hem de tarım arazileri, tarımsal ürünler tahrip oluyor. Aşırı yağışlara rağmen, bir yandan kuraklıkla karşı karşıya kalıyoruz, diğer yandan doğal afetler, seller yaşamlarımızı, yaşam alanlarımızı tehdit ediyor...
İşte bu noktada yapılması gereken sadece bu olağan dışı olayların sebebini düşünmek. Sebep, endüstri devrimi sonrasında, özellikle 20. yüzyıl boyunca doğru yönetemediğimiz, tahrip ettiğimiz gezegenimizin ve gezegenimizi oluşturan sistemin, ona uyum sağlamak yerine ona meydan okuyan, onunla birlikte değil, ona rağmen yaşamını sürdürmeye çalışan insan ırkına verdiği reaksiyon. Merkeze ekolojiyi aldığınızda; aslında hem çevreyi tehdit etmediğinizi, hem de çevrenin ve afetlerin bizi tehdit etmediğini görmek mümkün... Çok da uzağa gitmeye gerek de yok. Ülkemizdeki mevcut yerleşimlerin birkaç yüzyıl öncesine bakmak bile yeterli olacaktır aslında. Bu topraklarda yaşayan atalarımız bunun farkında oldukları için ovalar yerine yamaçlara yerleşmişler. Böylece su toplanma havzalarına, doğal drenaj hatlarına, yüzey sularına, tarım arazilerine zarar vermemişler. Diğer taraftan afetlerden de -depremlerden, sellerden de- daha az etkilenmişler.
Merkeze ekolojiyi almalı... Ekolojik olan her zaman ekonomik olan, ekolojik olan çevreye tehdit olmayan, afetlerden daha az etkilenen yerleşimler anlamına, salt ekonomik büyüme değil, sürdürülebilir kalkınma anlamına geliyor. Planlama anlayışı olarak yapılan ekonomi temelli planlama yaklaşımlar yerine, ekolojik olan yaklaşımları benimsememiz halinde, çevreye tehdit olmayan, afetlerden etkilenmeyen yerleşimlere sahip olabileceğiz.
Çölleşme güzel ülkem, çölleşme... Herkese iyi haftalar...
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Ellere var da Eskişehir’e yok mu?
Tarkan Demir
Almanya Ahmet Ataç’ı örnek alıyor
Kerem Akyıl
Sağduyu her şeyden önemli
Ahmet D. Canoruç
Halk geçim derdinde siyasiler şov peşinde...
Kaan Özcan
Tepebaşı Belediyesi’nin iş birliği Eskişehirlileri ulaşımda rahat…
Funda Morgül
Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!
Ümit Polatbaş
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy
