Çocukluğumun kış günleri…

Şinası Kula yazdı

24 Aralık 2015 18:59
A
a

Eskişehir’in Hüzün Köyünde doğmuşum.

Babasız bir anne ile annesiz bir babanın çocuğuyum.

İkisi de minicik yaşlarda yetim ve öksüz kalanlardan.

Babam iki çuval un karşılığına köle verilmiş annemin köyüne.

Şaşırmayın, yanlışlıkla yazmadım bunu.

Gerçekten de dokuz buçuk yaşında, bilemedin on!

İlkokul üçü bitirdiği yılın ertesi hem de.

Annemin köyüne “Bekâr” verilmiş.

Bekâr neye denir bilir misiniz?

Köyde durumu iyi olan kişinin emrinde, himayesinde yaşam sürmeye mahkûm edilmiş olan modern köleye denirdi o yıllarda.

Hakkı Ağa derdi rahmetlik babam gittiği kapının sahibine unutamam.

İki çıplak bir hamama yakışır deyip evlenmişler.

Öyle der, gülümserdi babam maziye dönüldüğünde.

Ablam ve ben doğarız üç yaş ara ile.

Akabinde benden bir buçuk yaş küçüğüm kız kardeşim.

Doğduğum köyde elektrik yoktu.

Ay ışığı yoldaşlık ederdi akşamüstü masallarımıza.

Gaz lambasında hayat bulurdu gölgelerimiz.

Daha sonra Polatlı Devlet Üretme Çiftliğinde işçi olarak göreve başlar babacığım. Beni köyde kalan nineme(anneanneme) yoldaş olmam için bırakıp giderler daha sonra. Yani benim annem babam ve kız kardeşim olarak ninem kalır hayatımın ortasında artık…

Yedi yaşıma geldiğimde okula başlamam için beni de yanlarına aldıklarında köyde kalan ninem ile ailem arasında gurbet gezdi, hasret gezdi minicik yüreğim. Hem de yıllarca…

Babamı yeterli veya donanımlı bulup işçilikten memur statüsüne geçirmişlerdi gittiğimde. Biçerdöver üzerinde hasat yapan kişi, kravatlı takım elbiseli ve masa başında çalışan kişiydi şimdi…

Çiftlik diye adlandırılan bu modern köyde(kombina) yaklaşık dört yüz kişiden ibaretti. Müdürü, müdür muavini, şefleri, mühendisleri, memurları ve işçileri ve onların aileleri tabii. Ailelerin barındığı yaklaşık elli hane, bir de ailesini bayramdan bayrama gören işçilerin barındığı koğuşlardan ibaret çağdaş bir köy denebilir buraya. Çiftçiye damızlık üretmek, tarımda çağdaş bir uygulamayı hayata geçirmek adına rehberlik etmek üzere kurulmuş devlet teşekkülü kısacası.

Sineması var düşünebiliyor musunuz? Kış geceleri ailelere ve işçilere şeklinde tam dört gün sinemaya gidiliyor. Salı ve Cuma akşamları iple çektiğimiz akşamlardandı bunun için. Bizler yedi yaşımızdan itibaren sinemanın hazzını alanlardanız yani. O karlı kış günlerinde bile sımsıcaktı hayat bize. Ekmeğini kendi üreten bir çiftlikte; etin, sütün, yoğurtun, yumurtanın en güzelini tadabildiğimiz günlerdi. Elektrik santrali olan bu yerde 23.00-24.00 sırasında elektrikler kesilirdi sabah 07.00 ye dek. O saatlerden sonra ay ışığı yoldaşlık ederdi düşlerimize. Küçücük yaşta sanata karşı da işledi bizi çiftliğin yöneticileri. En başta rahmetle andığım çiftlik müdürü İlhami Koca sayesinde yaşandı bu lüktür devrimi. İsmail Dümbüllü, Hacer Buluş, Nezahat Bayram, Arif Sami Toker, Hüseyin Gökmen, Lale Oraloğlu gibi o devrin tanınmış sanatçılarını görmek ve etkinlikleri tatmak gibi şansımız oldu. Yeni yıl kutlamaları adı altında kaynaştırılırdı aileler birbirine. Vals ve Tangoların yapıldığı ayrıcalıklı, hayallerimi süsleyen gecelerdi. Kar üşütmezdi, soğuk etki etmezdi nedense çocukluğumuzda bizleri. Hayatın sıcaklığı ve samimi diyaloglar yaşama olan bağlarımızı da sımsıcak tutardı. Aralığın ilk haftalarında kutlanan “yerli malı haftası”, kar manzaraları eşliğinde kendi ürettikleri ile mutlanan bir toplumu getirirdi gözlerimin önüne. Hilesiz hurdasızdı yaşam. Eğlencelerimiz ve mutluluk kaynaklarımız tamamen organikti. Kendi yarattığı oyun ve oyuncaklarla mutlanan çocuklardık bizler. Kimse kimseyi ayrıştırmaz, hor görme hastalığına tutulmazdı. Karın dizlerimize dek yağdığı dönemlerde, aylarca güneşin yüzünü görmediğimiz dönemlerde içimizdeki ışık ve yaşama sevinci asla sönmezdi. Mutluluk kaynaklarımız tükenmezdi, doyumsuzluğa kurban gitmezdi oyunlarımız oyuncaklarımız. Çocukluk yıllarımın kurban bayramları, ramazan bayramları kaldı sadece bayram tadında. Yüreğimde sadece o sevinçlerin izi kaldı. Çünkü bayramlar barışmaların vesilesi idi. Bayram tadındaydı bayramlarımız gerçekten de…

Çocukluğumun kış günleri…

Portakal kokuları, kayısı kurusu eşliğinde radyo tiyatrosu…

Patlatılmış mısır kokusunun hazzı eşliğinde “arkası yarınlar”

Çocukluğumun kış günleri…

Dostluklar, hayat bayram olsalar…

SİZİN AVAZINIZ

 

Teşekkürler…

 

Çarşamba gecesi 5. Yılını kutladık “Kent Ozanı” programının. ES TV ekranlarında fasılasız sürdürdüğüm bu programla altıncı yılımıza başladık. Zamanı durdurmak olası değil dostlarım gerçekten de. Göz açıp kapayana dek koca bir beş yıl birlikte olduk yaz demeden, kış demeden…

Ekip arkadaşlarım, kardeşlerim vardı o gece de yanımda. Onur Çırak, Tolga Akın, Ersin Sunni, Mustafa Yılmaz canla başla emek verdiler canlı yayında. Anadolu Üniversitesi Halk Bilimleri Bölümünün değerli saz sanatçıları; Ferdi Cansız, Rafik Askerzade, Veysel Kınık ve oğlum Anıl Nural eşlik ettiler orkestra olarak. Eskişehir’in en gözde müzisyenleri mutluluğuma mutluluk kattılar.

Halil Demirkala, benim insan kokan güzel kardeşim. Çiçeği ile gönderdiği koca bir tepsi fıstık sarma ile tadımıza tat kattı. Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sayın Naci Gündoğan, Eğitim İş Eskişehir Şube Başkanı Sayın Ebru Sungar, Yenigün Gazetesi Sahibi Sayın Banu Demirdaş, Abacı Konak İşletmeleri Müdürü Sayın Deniz Demir yüreğime yürek katan değerlerimiz…

Ve bu güzel geceme telefon ederek katılan; Onur Akın, Ataol Behramoğlu, Özkan Mert, Ali Erdoğdu sanatçı dostlarım ömrüme ömür kattılar…

 

OZANCA

Fayda etmez ahlar vahlar

Beyaza dönsün siyahlar

Sabah oldu gün ağardı

Herkese güzel sabahlar…

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi