Eskişehir Ülkü Ocakları Türkiye’de ilk defa sergilenen “Ankara Yeni Umut Sahnesinin” hazırladığı “Cehalet” adlı Tiyatroyu düzenledi. Hafta başında köşe yazarlarımızdan Hüseyin Güven özellikle oyuna davet etti beni. Oyun, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Taşbaşı Kültür Merkezi Kırmızı Salonda sergilendi. Hafta başında kim gelir oyuna diye eşimle aramızda konuşurken boş salon iki dakika içerisinde doldu. Ocaklı yüze kadar genç gurup liderleri eşliğinde ve sloganlar atarak salona girdiler. Hiyerarşik düzeni sekteye uğratmadan yerlerine oturduklarında da muhtelif sloganlar atarak salonu çınlattılar. Programın açılış konuşmasını Eskişehir Ülkü Ocakları Başkanı Engin Şahan yaptı. Uyuşturucu, bonzai başta olmak üzere gençlerin düşürüldüğü tuzaklara değindi, projelerinden bahsetti. Programın sunuculuğunu yapan değerli kardeşim Hüseyin Güven ise salondaki misafirlere ithafen yaptığı sunumda, “bu kentte bonzai tacirleriyle korkusuzca uğraşan kişi” diye takdim ederek benim de hakkımı verdi…
Salonda program başlamadan eşimle yerimi aldığımızda bir an zaman tüneline dalıvermişim. Hiç farkında olmadığım bu yolculuktan yârimin sözleri ile uyandım. “Nerelere daldın öyle” dedi tebessüm ederek. Nerelere dalmadım ki o birkaç dakikalık süreç içerisinde! Devrimci bir gelenekten geldiğimi bazı köşe yazılarımda, 12 Eylül faşist darbesinde ailece sıkıntılar yaşadık, Kardeşim Mamak zindanlarını gördüğünde daha 18 yaşındaydı. Sadece günümüzde değil o günlerde de bizleri bıçak sırtına getirip taraf yapan, ötekileştirenler de vardı. “Ne sağcıyım ne solcu, futbolcuyum futbolcu” nakaratı eşliğinde şirinlik yapmaya kalkanlar eşek sudan gelinceye kadar dayağı yerdi bir guruptan. Herkes bir taraf olmak zorundaydı yani! Bizi birbirimizden böylesine tiksindirecek konuma getirenler gün geldi zaten tepemize çöktüler darbelerini yaparak. Ecevit, Demirel, Erbakan, Türkeş başta olmak üzere hiç birisi uyanmamışlardı olacaklara. İhtiraslar, gözü kararmışlıklar, taraftarları korumalar sonuçta her gün onlarca yurttaşımızın ecelsiz ölümünü getiriyordu. “Bizim oğlanlar” ise pusuda yatıp bekliyorlardı 12 Eylül sabahını. Amerika’dan gelecek direktif sonucu düğmeye basıp anamızı ağlatacakları anı sinsice bekliyorlardı. Ve çakma Atatürkçü olacak Evren önderliğinde acımasızca kıyımlar yapıldı gelen süreçte. Bu ülkenin onlarca genci darağaçlarında sallandırıldı, binlercesi ülkesini terk edip kaçtı. Ve yüz binlercesi işkence tezgâhlarından sonra yıllarca özgürlüklerinden edilecekleri deliklere tıkıldı! Yârimin beni uyandırdığında bunları düşünüyordum. Beni “komünist” damgası vurup suçlayanlar ve hatta tiksinenlere, ben de “faşist” damgası vurup suçluyordum o yıllarda. Meğer aynı vatanın, aynı mayadan olan evlatlarıymışız. Bu maya Anadolu, bu maya bölünmez bütünlük, bu maya Mustafa Kemal, Cumhuriyet ve şehitlerimiz…
Velhasıl artık sağcılık-solculuk gibi sığ taraftarlığın, amigoluğun zamanı değil dostlarım. Milliler, gayrı milliler olarak adını mertçe koymak durumundayız… Ya tam bağımsız, bölünmez Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşamak adına gereğini yapmak; ya da bir varmış bir yokmuş…
Yargısız infaz yok bizde!
Yazılarıma olumlu olumsuz eleştirilerin gelmesi büyük mutluluk inanın. Bir köşe yazarının geniş kitleler tarafından okunup yazıları hakkında yorum yapılması ciddiye alınmasının göstergesidir elbet. Birkaç gün önce Gürleyik ile ilgili yazım da bunlardan birisi oldu. Çok sayıda teşekkür birkaç da eleştiri geldi. Yargısız infaz yapmayın diyen de oldu, bir bardak suda fırtına koparılıyor diyenler de oldu. Dinek Eski Belediye Başkanı Lisan Yılgör hem telefonla hem de ileti ile konuyu kendi cephelerinden bakarak anlattı. Yargısız infaz yapmayacağınıza sonsuz inanıyorum dedi telefonda. Bu konuda kimselerin kaygısı olmasın. Doğru bildiğim konularda hiç çekincesiz yazarım bilen bilir ama karşımdaki insanlara da söz hakkı vermeyi ve dinlemeyi erdemden sayarım. İletisi aynen şöyle eski başkanın…
“Sayın Şinasi Bey, yaklaşık 1950’li yıllardan bu yana gelen Dinek Beldemiz’ in sulama sıkıntısının giderilmesi ile ilgili yapmış olduğumuz çalışmalar hakkında size bazı aydınlatıcı bilgiler vermek istiyorum. Bu proje ile yaklaşık 3500-3600 dönümlük, yılda çift mahsul alınabilen arazileri her an sulama imkânı olacaktır. Projemizde su tesisat sistemi bölgedeki doğal yapıya zarar vermeden ve heyelanların olmasını da göz önüne alınarak kapalı borulama sistemi ile projelendirilmiştir. Eğer ki açık kanallı sutaşıma sistemini projelendirmiş olsaydık oluşacak heyelanlardan kanallar dolacak ve yılda pek çok defalar bu kanalları temizlemek durumunda kalınacaktı. Nitekim önceki sulama sisteminde açık kanal olması nedeniyle beldemizdeki yaşlıların dahi emekleriyle yaklaşık 500 yevmiye / gün insanlar çalışmıştır. Kapalı sistemde bu mümkün değildir. Bahsetmiş olduğumuz 3500-3600 dönüm arazinin sulama ihtiyacı için gerekli olan su mevcut 800 lt /sn’ lik toplam rezervin 10’ da 1’ i kadardı. Dinek Beldemizde bugünkü şartlarda dönüm başına sulama faaliyeti 220 TL iken yeni sistemde maliyet 70 TL ye düşmektedir. Tarih boyunca insanların yerlerini yurtlarını terk etmelerinin en büyük sebebi susuzluk olmuştur. Dinek Beldemizde maalesef bu göç veren yerleşim yerlerinden biridir. Bu projemizle verimli araziler meydana gelecek seracılık ve aynı zamanda güncel ve gerekli üretim olan Organik Tarımla Tanışacak daha rantabl üretim sayesinde gurbete insan taşınması engellendiği gibi tersine göç sağlanacaktır. Projenin toplam maliyeti 2.200.000 TL’dir. Pek çok ilde dahi bu tip bir yatırım yapılıp yaptırılamazken ben belediye başkanlığı dönemimde beldeme maddi ve manevi her türlü yükümlülüğü alıp bu işin olması için çaba harcadım. Sizin sayenizde kamuoyunun konu ile ilgili aydınlatılacağından eminim. Bu arada bana da projemizi ana hatlarıyla anlatma fırsatı vermiş olduğunuz için size teşekkürü bir borç bilirim. Saygılarımla… Lisan YILGÖR-Dinek Beldesi Eski Belediye Başkanı.
OZANCA
Mustafa Kemal
Mustafa Kemal'i gördüm düşümde,
Daha, diyordu.
Uğruna ölesim geldi hemen
Sabaha, diyordu.
Al bir kalpak giymişti al,
Al bir ata binmişti, al,
Zafer ırak mı dedim,
Aha, diyordu.
Fazıl Hüsnü DAĞLARCA