Cahil cesareti…

Şinasi Kula yazdı

26 Ekim 2015 00:00
A
a
Sohbetin en koyu anında “Dunning-Kruger Sendromu” diye bir terimden bahsetti sevgili kardeşim Alican Türk. Yabancı isimlere oldum olası alerjim olduğu için birkaç kez tekrar ettirdim. Dunning–Kruger Sendromu, Cornell Üniversitesi’nin iki psikoloğu Justin Kruger ve David Dunning’in tanımladığı bu hastalığın bizim anlayabileceğimiz adı “cahil cesareti” imiş saygın okurlarımız. Bu tanı buluşları yüzünden de 2000 yılında Nobel almış iki bilim insanı.  “Cehalet, gerçek bilginin aksine bireyin kendine olan güvenini artırır” diyorlar iyi mi?

Şöyle sessizce birkaç dakika düşünün lütfen; mutlaka çevrenizde vardır böyle kişiler. Hani bu insan (kadın ya da erkek) bu mevkilere nasıl geldi diye çatlayacak biçimde ağrıtırsınız başınızı. Hayatın her alanından tomarla isim geliverir aklınıza (sanat, yazılı-görsel medya, siyaset, spor vs). Bizi yönetenleri de gözden geçirmeyi tabii ki ihmal etmeyin. Kendi iş ortamınızı bir gözden geçirin tabii…

Dediğim gibi, daha doğrusu bu iki bilim adamının dediği gibi değil mi tüm bu yaşananlar? Hele ki başta Arap coğrafyası olmak üzere ülkemizde de mevcut durum (konjonktür) aynı değil midir?

En berbatı bu kadarla sınırlı değil. Daha da kötüsü şu; bu kişilerin kendi yetersizliklerinin farkında olmamaları, onlara bir avantaj olarak geri dönüyormuş. Çünkü bu kişiler gerçekten en iyisi olduklarına katıksız inanırlarmış. Bu yüzden de öne çıkmaktan, yaptıklarıyla gurur duymaktan sakınmazlarmış. Bunu bir hak olarak görüp, uyanıklık yaptıklarını düşünürlermiş. Sizi temin ederim benim gözümün önünden; bu tanımlamanın ya da örneklemenin hakkını verecek, kadınlı erkekli onlarca hilkat garibesi geldi geçti şu an itibarı ile…

Bir de bu marazlıların tam tersi konumda insanlar var dünyamızda. Kendilerini ortaya koymayan, kendi başarılarıyla övünmeyen insanlar var bir de. Bu insanlar maalesef nitelikli oldukları halde mütevazı kişiliklerini koruyacak, yüksek görevlere kendi kendilerine talip olmayacaklar, yeteneklerinin başkaları tarafında görülmesini isteyecekler ya da arzulayacaklar. Olması gereken doğrunun bu olduğuna inanıp sessiz sedasız kaderlerine boyun eğecekler sonunda!

Demem şudur saygın okurlarımız; günümüzde ülkemizde kifayetsiz muhterisler hayatın her alanındalar artık. Aklınıza gelebilecek her yerde artık bu haddini bilmez güruh. Ne tahsili, ne kültürel birikimi, ne insani donatımı olmayan bu zombiler her geçen gün ne yazık ki çoğalmaktalar. Bu güne gelmemize en büyük nedenlerden birisi neyi inandırdı sürekli bu topluma bir anımsayınız! “Elitistler, okumuş cahiller” diye başladığı her konuşmasında; okumanın, eğitimin, entelektüel birikimin hiçbir halta yaramadığı imajını veren zatı muhteremi anımsayınız! “Okudunuz da ne oldu bak ben okumadığım halde, lise mezunu olduğum halde sizin gibileri cebimden çıkarırım” benzeri söylemlerle kifayetsiz muhterisliği adeta ödüllendirdi…

“Senin okuduğun okulun, ya da seni okutan hocanın…” diye başlayan bayağı yaklaşımıyla, okuyanı ve okuyana emek vereni yerle bir ettiğini sanan örümcek kafalı böylece kendi kompleksini kusmanın en güzel ortamını da bulmuş oldu…

Bu ülkeye daha önceleri de kötülük eden çok yönetici oldu. 12 Eylül darbesi ile insan kalitesinde de hızlı bir seviye düşüşü gözlendi inanın. Yıllardır sürdürülen ve “elitistler” söylemi ile başlayan bilinçli bir operasyon sonucu; kifayetsiz muhterisler yani cahil cesaretli emmiler ve yengelerin cirit attığı bir dünyada doğrular ve eğriler yer değiştirdi ne yazık ki…

 

 

Eskişehir Yakakayı Köyü…

İkinci Dünya Savaşı sonrasında yenidünya düzeni için ABD harekete geçti. Marshall Planı uygulaması için düğmeye basıldı. 1947 yılında önerilen ve 1948-1951 yılları arasında yürürlüğe konan ABD kaynaklı bu ekonomik ele geçirme paketi ile Türkiye'nin de içinde bulunduğu 16 ülke, bu plan uyarınca ABD’den sözde ekonomik kalkınma yardımı aldı. Geç de olsa anlaşıldı ki, bu sözde kalkınma planı ile kapitalizm sevimli gösterilmek isteniyordu. O süreç, köylere ulaştırılan radyo ile yapılmış (bunun yanında jeneratör de yollanmış. Köyde elektrik yok ama olsun mazota bağımlı hale getirmek lazım ülkeyi)… Mazota ve benzine bağımlılık ileri yıllarda daha koordineli yapılmış. Toplu taşıma “komünist özentisidir” yaygarası ile demiryollarından koparılıp asfalt yolları açanlar alkışlanmış. Benzinin dünyada en pahalı satıldığı bir ülkede, duble yollarla övünen bir garip halk yaratılmış sonunda!

Yazımıza konu olan bu radyo da sevgili Uğurcan Usgül’den öğrendiğimiz kadarı ile Yakakayı Köyümüzde imiş

 

 

OZANCA

 

ALDANMA CAHİLİN KURU LAFINA

 

Aldanma cahilin kuru lafına

Kültürsüz insanın külü yalandır

Hükmetse dünyanın her tarafına

Arzusu hedefi yolu yalandır

 

Kar suyundan süzen çeşme göl olmaz

Gül dikende biter diken gül olmaz

Diz diz eden her sineğin bal'olmaz

Peteksiz arının balı yalandır

 

İnsan bir deryadır ilimle mahir

İlimsiz insanın şöhreti zahir

Cahilden iyilik beklenmez ahir

İşleği ameli hâli yalandır

 

Cahil okur amma alim olamaz

Kâmillik ilmini herkes bilemez

Veysel bu sözlerin halka yaramaz

Sonra sana derler deli yalandır

 

Aşık Veysel ŞATIROĞLU

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi