“Tugay Aladağ”ı tanıyanlar bilir…
Ayrı bir kişiliği, ayrı bir yapısı vardır…
Eskişehir’deki ilk görevi, Büyükşehir Belediyesi’nin “Sosyal Hizmetler ve Projeler Koordinatör”üydü…
Bir gün yanında konuktuk…
Bir adam geldi ve kömür istedi…
“Henüz gelmedi, dağıtıma başlayınca size de göndeririz” dedi…
Ama adam kararlı:
“Hemen gönder bana…”
Tugay da yanıtını verdi:
“Şu anda Porsuk’la ilgili bir proje üzerinde çalışıyoruz, size haber vereceğim…”
Adam çok sert:
“Porsuk kadar şey girsin!”
Kapıyı da çatlatırcasına kapatıp gitti…
Odada saniyeler süren sessizliği yine Tugay bozmuştu:
“Porsuk ne kadardı?”
*****
Yılmaz Hoca’nın “görünmez askeri” gibiydi…
Bazen de “kelebek”ti sanki!
Çiçekten çiçeğe konuyordu…
Sosyal Hizmetlerdeki görevinden alınıp, “Kent Konseyi”ne verildi…
Yerine de “Jale Nur Süllü” getirildi…
Kent Konseyi’nden sonra “Haller Gençlik Merkezi”ne verildi…
Hani “Çadır karıştı!” diye bir söz vardır ya…
“Büyükşehir de bugünlerde öyle!”
Herkes bir yere verilip, alınıyor…
“Tugay”ı bu kez Nikâh Dairesi’ne vermişler…
Haller’e de yine “Jale Hanım”ı getirmişler!...
Şaşırmıştık!
Aradık Tugay’ı İzmir’den…
“Öyle bir şey yok tabii!”
“Peki ya varsa?”
Galiba birileri, söylentiyle de olsa, “Jale Hanım’la kovalattırıyor Aladağ’ı…”
Tugay ne yapsın?
“Porsuk tam 448 kilometre…”
//////////////////////////////////////////
Balık kafasının yararları
Temel, bir yolculuk sırasında mola verip bir hana girer. Bu sırada bir başka yolcu daha girer ve ikisi birden hancıdan yiyecek bir şeyler isterler…
Hancı, yiyecek olarak sadece bir balık kaldığını söyleyerek paylaşmalarını önerir. Aynı anda Temel atılır:
“Ben balığın sadece başını yiyeceğim…”
Hancı nedenini sorunca devam eder:
“Balık başı zekayı arttırır, bunu yiyen insan akıllı olur…”
Bu sözleri duyan diğer yolcu, “Neden balığın kafasını sen yiyeceksin? Ben yemek istiyorum” diye atılır…
Kabul eder Temel ve balığın koca gövdesi ile karnını bir güzel doyurur. Diğer yolcu ise balığın kafasını yedikten sonra, “Sen koca gövdeyi yedin, ben sadece kafasıyla aç kaldım” deyince Temel güler:
“Gördün mü bak, nasıl akıllandın!”
///////////////////////////////////////////
Atlantik’teki vapur
Öğretmen matematik dersinde, “Matematik asla yalan söylemez” der:
“Örneğin bir adam bir tarlayı on günde sürerse, on adam bir günde sürebilir… Bir örnek de siz verin bakalım…”
Öğrencilerden biri gülere kalkar:
“Bir vapur Atlantik Okyanusu’nu altı günde geçerse, yüz kırk dört vapur bir saatte geçebilir!...”
/////////////////////////////
“Perdeee!” dedik geldik
Erol Şaykol’dan söz edip de, onun karpuzlarından en önemlisi yani “tiyatroyu” dile getirmemek olur mu?
Ama bir başka şekilde, “Perde” ile olsun…
Cumhuriyet’in ilanından sonra çıkarılan ilk yasalardan biriydi:
“Tramvaylarda kadınlarla erkekleri birbirinden ayıran perdelerin kaldırılması...Vapurlarda ayrı yer uygulamasına son verilmesi.”
Oradan buraya geldik.
Şaykol, nasıl kızıyordur ama “Burada oraya doğru gidiyoruz işte!”
///////////////////////////////////////
Günün Şiiri
Uzak söyleşi
Şarkıların eskimesin akşama
Bir çılgınlığa açılır kapıların
Yüzümde sessizlik gibi büyür kelimeler
Yıldızların düşer durmadan
Usulca yalnızlığa aç pencereni
Sonra çiçekleri sula dalgınlığınla
Boy atsınlar öp yanağından çocuğun
Ve uzasın saçları aynalara
Bu benim uzak uzak seslenişim
İncecik boynunla gündüzleri
Sanki bir hüzün ıssızlığın yanımda…
Nevzat Uçkan (Varlık-1968)
/////////////////////////////
Yalan ve bahane
“Alçaklar, hainler, namussuzlar, şantajcılar, taşeronlar, casuslar, ajanlar, paraleller…”
Televizyonlar her gün defalarca bangır bangır bu hakaretleri yayınlıyor.
Başbakan sözde mağdurları oynuyor.
Bunu yaparken halkı geriyor… Kendi taraftarlarını kendinden olmayanlara karşı kışkırtıyor…
Muhalefetin demeçleri sadece birkaç kanaldan veriliyor. Başbakan ise her gün en az 20 kanaldan, üstelik gün içinde defalarca bağırıp çağırıyor.
“Bir yandan da cıvatalar sıkılıyor…”
Paralel yapıyla, savaş bahanesiyle özgürlükler, hukuk, anayasa rafa kaldırılıyor…
Son Dağlıca olayında da gördük ki…
“Gidişat hiç hayırlı görünmüyor…”
///////////////////////
Özdeyiş
Büyük insanların idealleri, sıradan insanlarınsa hevesleri vardır…
Washington İrving
/////////////////////////////
Günün Sözü
Sevgi, iki karakter arasındaki ayrılıkların, müşterek bir renkli duyguya dönüşmesidir…
Hanri Benazus
////////////////////////
Kolsuz Yaşar’dan
Eskileri mumla arar hale geldik…
Şu “küreselleşme” yüzünden…
“Samanlıkta seyran bile tarih oldu!”
//////////////////////////////
Kıssa-dan
Kadın-erkek eşitliğinde İran ve Suriye bizi geçmiş. Bizi hala geçemediyse… “Yazıklar olsun Suudi Arabistan’a!”
Balthör
///////////////
Gerilim
Eğer şarkılarımız dilden dile gezecekse, silahlarımız elden ele geçecekse, ölüm hoş geldi, safa geldi…
Che Guevara
/////////////////////////////////
Günün Balı
Teselli gibi, çalışmaya, üretmeye ve “mükemmel olmayan bir dünyada sanat ile cevaplar aramaya” devam etmek istiyoruz…
Fazıl Say
//////////////////////
Günün İncisi
Bize bundan böyle “Analar ağlamasın” demeyin…
Gözü yaşlı babalar…
İbrahim Eroğlu
//////////////////////////
Bir gün seni de ayırabilirler!
Dünyanın bütün renkleri bir gün toplanmışlar ve hangi rengin en önemli ve güzel olduğunu tartışmaya başlamışlar…
Hepsi kendisini ayrı ayrı anlatmış. Derken, bir anda şimşekler çakmış ve yağmur damlacıkları gökten düşmeye başlamış.
Bütün renkler korkuyla birbirlerine sarılmışlar…
Ve yağmurun sesi duyulmuş:
“Sizi aptal renkler! Bu kavganızın anlamı ne? Her biriniz farklı bir görev için yaratıldınız ve her biriniz kendinize özelsiniz.”
Renkler kendilerinden çok utanırken, “Bundan böyle” demiş yağmur:
“Her yağdığımda sizler birleşip bir renk cümbüşü halinde gökyüzünden yeryüzüne uzanacaksınız…”
*****
Bu satırlar “Erol Şaykol”un son kitabından aktardık. İki kolunda 9 karpuz taşıyan sanatçı dostumuzun kitabının adı, “Doğru, güzel ve etkili konuşma becerisi”ydi…
Bu konuda ders de veriyor Şaykol…
Geçen güç sorduk:
“Alt yapı birleşik mi, ayrı mı?”
“Birleşik ama her şey gibi onu da ayırdılar” dedi:
“Örneğin yan-yana, Kapı-Kule, Sulu-Kule, hatta Yunus-Emre’yi bile ayırdılar…”
Sorduk:
“Eskişehir’i de ayırabilirler mi?”
Güldü:
“Onu bilmem ama senin adını ayırabilirler” dedi:
“Ön-der tehlikeli bir isim!...”
////////////////////////////
Günün Olayı
AKP’nin “İhale Kanunu”nu iktidarda bulunduğu süre içinde 113 kez değiştirmesi neyi gösteriyor?
Minareyi çalanların kılıf uydurmayı bir türlü beceremediklerini!
///////////////
Günün Biberi
İktidar bunca yıldır devlette yerleştirdiği “yandaş” kadroları görevden almaya başladığına göre…
“Yandaşlar” yerine “yanyandaşlar” geliyor demek…
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Sağduyu her şeyden önemli
Ahmet D. Canoruç
Okul arazileri de mi satışa çıkartılacak?
Kerem Akyıl
Ahmet Ataç’ın Eskişehir’de yarattığı güç!
Tarkan Demir
Halk geçim derdinde siyasiler şov peşinde...
Kaan Özcan
Tepebaşı Belediyesi’nin iş birliği Eskişehirlileri ulaşımda rahat…
Funda Morgül
Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!
Ümit Polatbaş
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy