Bir Fransız, bir Alman ve bir Türk müzede Adem ve Havva Cennet Bahçesinde tablosuna bakıyorlarmış. Alman; bedenlerinin kusursuzluğuna bakar mısınız demiş, Adem ile Havva mutlaka Alman olmalı.” Fransız, hemen karşı çıkmış; “Havva ne kadar güzel, Adem ne kadar yakışıklı. Bu denli çekici olduklarına göre, hiç kuşkusuz Fransız olmalılar.” Türk, tabloyu uzun uzun izledikten sonra, şu güzel yanıtı vermiş; “Bunlar kesin Türk'tür. Baksanıza, üstte yok, başta yok, elmadan başka yiyecek yok, ama hâlâ kendilerini cennette sanıyorlar..." Günümüz Türkiye gerçeğini mükemmel anlatan son yılların en güzel fıkrası budur inanın. Yaşamın tüm gerçeklerine rağmen estirilmeye çalışılan, oluşturulmaya çabalanan “istikrar” algılısının inandırıcılığı yerini bulmuyor artık! Bu kentte binlerce kişiye ekmek veren iş adamından, otomasyon sektöründeki iktidara yakın iş adamlarından, emek sendikalarından, işçisinden, emeklisinden, hayvan üreticisinden büyük bir kesim insanla söyleşilerde bulunmaktayım. Tüm içtenliğimle hiç kimse ama hiç kimse şu an içinde bulunduğumuz koşullar için net ve olumlu bir söylemde bulunamıyor. İlk kez kafaların bu denli bulanık olduğu bir ortamda seçime bir buçuk ay kalmış durumda. İktidar oylarındaki önemli bir düşüşün olacağı herkesin ortak görüşü. Şu net ki kaygıların en büyüğü de ülkenin bütünlüğü ile ilgili olanıdır. Birinin seçim sonrası hapisten çıkmasına izin verilip verilmeyeceği hususu aleni konuşulan kaygılar arasındadır. İktidarın devamından yana olan etkin ve yetkin ağızların söylemlerine baktığımızda bu gelişmelerden onların da farkında olduğunu anlıyoruz. Milliyetçi söylemlerinin giderek artması, hatta hiç ağızlara alınmayan(Atatürk denmese de) Mustafa Kemal isminin epeyce zikredilmesi dikkatlerden kaçmıyor. Demem şu saygın okurlarımız; Kendilerini cennette sananların bir bölümü işin farkında artık. Telaş da bundan zaten!
Trafik sorunu üzerine gelen iletiler…
Biliyordum ama şimdi daha da netleştim bu konu üzerinde. Eskişehir’in en büyük sorunlarından birisi de arapsaçına dönen trafikmiş. Bir kez daha gelen iletiler bunu teyit etti değerli okurlarımız. Bu konu ile ilgili yazıma gelen çok sayıda iletiden birisini sizlerle paylaşmak isterim. Gülseren Hanım bakınız ne diyor; “…Eskiden 30 evin 20 arabanın olduğu aynı sokakta şimdi 3-4 katlı evler yapılmasına izin verilince 100 küsur ev, 70-80 arabaya çıktığını farz edersek sokaklara, hatta caddelere adım atılamadığı günler uzak değildir. Bina altlarına yapılan daracık otoparklara girmek zor olduğundan genellikle araçlar yol kenarına park ediliyor. Zaten her daireye düşecek sayıda apartman otoparkı da olmuyor. Yakında Turp'un büyüğü de gelecek, Özdilek AVM yakını İsmet İnönü Caddesi 2’de yapılan yüksek katlı binalar tamamlandığında herhalde şehir içine girmek mümkün olmayacak. En çok da dikkatimi çeken bina Özdilek’e dönmeden dışı içi bitirilip çatısı hala yapılmayan köşedeki kahverengi bina, bir kaç kat daha yapabilmek için mi çatıyı kapatmıyorlar merak ediyorum! Zaman zaman Kent ve Kültür söyleşilerini dinledim, konukların özellikle vurguladıkları şey şehir içine yüksek katlı bina yapının ne denli yanlış olduğu idi. Ve şimdi aklıma birde eski erden fabrikasının yerine yapılan 20 kusur kat olacağı rivayet edilen bina geldi. Unakıtan köprüsü şimdi bile yetersiz. Bu panellere öncelikle şehri yönetenler katılmalı ve anlatılanları uygulamaları daha önemli. Tüm bahçeli evler yıkılıp yerine yüksek binalar yapıldıkça insan topraktan doğadan uzaklaşıyor, sonrada hobi bahçesi kiralayıp doğa ile özlem gidermeye çalışılmaya gideriliyor. Elbette toplu taşımacılık önemli ama bir araç diğerini bekletip trafiği tıkıyorsa yararlılığı azalıyor. Tramvay hatları uzatıldı, trafik ışıkları daha sıklaştı ve uzun yanmaya başladı. Bir yandan tramvay bir yandan trafik birlikte işlemedikçe bu sorun nasıl çözülecek? Alt ya da üst geçitlerden birbirlerini durdurmadan devam edebilmeliler. Tramvaylar tıklım tıkış, sayıca sıklaştırılsa bu defa araç trafiği tamamen duracak. Marifet günü kurtarmak değil, elli yıl sonrasını öngörebilmektir. Tıpkı Atatürk ve Çankaya'nın yolları gibi... Sıradan bir vatandaş olarak gözlemim o ki gerçek şehir planlamada ve imarda son derece yetersizlikler var…”
Gülseren hanımın görüşlerine minik bir ilave yapmam gerekiyor. Olayın vebalini ya da çözümünü sadece yerel yönetimlere yüklemenin vicdansızlık olduğunu net söyleyebilirim. Yirmi yıl öncesinin tüm belediye başkanlarını işin içine sokarak ileriyi göremeyenlerin listesini yapmak daha doğrudur. Şehrin ana caddelerinin nefes alınamayacak kadar daracık yapıp on katlı apartmanları konduran elli yıl öncesi mantaliteyi bir sorgulamaktır aslolan. İktidar partisinin hesaplaşmayı gelenek haline getirdiğini ve mevcut belediye başkanına ne kadar destek (!) verdiğini de göz önüne alırsak merkezi yönetimleri de sorgulamak işin doğrusu olur kanımca…
OZANCA
Bu Vatan Kimin?
Tarihin dilinden düşmez bu destan:
Nehirler gazidir, dağlar kahraman,
Her taşı bir yakut olan bu vatan,
Can verme sırrına erenlerindir...
Orhan Şaik GÖKYAY