En azından ben kendime ait köşe yazımda ne yazdığımı biliyorum. Yazımdaki yorum kısmının, aynı kurumdan birisine ait olduğunu bir kez daha anımsatayım. “Düşen uçaklar zihinlerde bulanıklık yaratıyor” başlıklı köşe yazımda Hava Kuvvetleri Komutanlığı emrinde uzun yıllar subay olarak görev yapan Emekli Hava Albay İsmail Hakkı Aygün’ün yorumlarını dile getirmiştim. Sayın Aygün o camianın tam içerisinden, yani dışarıdan gazel okuyan birisi değil! Ne demiş anımsatalım; “Ülkemizin geldiği nokta itibariyle hava savunma kabiliyetinin artık sorgulanması gerektiğini düşünüyorum. Bütün ülkemizi yasa boğan, daha hayatlarının baharında gencecik iki pilotumuzun şehit olduğu bu duruma Türkiye nasıl geldi. Kazaların peş peşe gelmesiyle birlikte akıllarımıza, acaba olası bir savaş halinde halimizin ne olacağı kuşkusu gelmektedir. Ekonomik verimliliğini kaybetmiş 40-45 yıllık savaş uçaklarına aslan gibi vatan evlatları binip eğitim uçuşları yaparken, ulu önderimizin İstikbal Göklerdedir sözünü böyle mi anlayacağız? Düşen uçakların İsrail tarafından modernize edildiği dikkate alındığında Türkiye’nin büyük bir ulusal güvenlik tehdidi ile karşı karşıya olduğu ortaya çıkıyor…”
Diyorsunuz ki; “RF-4E uçaklarının uçuşunu durduruyoruz. Yarın Hava Kuvvetleri Komutanımız ve ben, bir RF-4E uçağıyla uçacağız ve kapanış seremonisi yaparak bu uçaklarımızı tarihe ve Hava Kuvvetlerimizin şanlı tarihine mal edeceğiz, bu noktaya geldik…" Hayırlı uğurlu olsun, dediğinizi de yaptınız zaten. Peki, tüm bu değişimler artarda yaşanan uçak kazaları öncesinde olsaydı! Hayatının en verimli dönemlerinde gepegenç pilotlarımız göçüp gitmeselerdi! Bu acılar yaşanmasaydı kısaca! Profesyonellikte acı ve cesaret eşdeğer ölçüdedir diyerek, alınması gereken önlemler adına zaman kaybedilmeseydi olmaz mıydı?
Bizler elbette ki askeri deyimleri ve savaş taktiklerini bilmeyiz, anlamayız. Elbette ki küçükken kendi aramızda oynadığımız “komencilik” oyununa benzemez bu işin gerçeği. Lakin bilinmeli ki çocukluğumuzdaki bu savaş oyununun bitiminde evlerimize dönerken, kaşımızı gözümüzü yaralamak anlamında az zayiat verdiğimizi anımsamaktayım!
Gerici küstahlıklar artık ayan beyan!
Türk Dil Kurumunun “müsait” sözcüğünü tanımlaması ile bir kez daha nereye gidiyoruz diye karamsar bir sorgulamaya girişti ülkem insanı. Evet, koca TDK müsait sözcüğünü “uygun, elverişli” biçiminde açıklamış. Lakin ne hikmetse onun da altına bir açıklama daha ekleyerek “flört etmeye hazır olan, kolayca flört edebilen(kadın)” biçiminde resmen ... mış! Bu kadar değil rezalet durun daha! 19 Mayıs üniversitesi ilahiyat fakültesi dekanı da tüy dikerek şöyle devam etmiş; “tecavüze uğrayanın orucu bozulmaz…” Demem şu ki, hala bu karanlık tabloyu kendisine “kadınım” diyen bir kısım varlıklar neden hala görmekten acizdir?
OZANCA
Emanet eyledik kurda kuzuyu
Dindiren yok yürekteki sızıyı
Kader dedikleri kara yazıyı
Silmek istiyoruz bırakmıyorlar… Fikret DİKMEN
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Kesikbaş’ın ekonomik krize çözüm önerisinin odağında tarım var!
Tarkan Demir
Ataç sert çıktı
Kerem Akyıl
Her şeye rağmen Eskişehirspor!
Kaan Özcan
Bu korkunç tabloyu kimse konuşmuyor!
Ümit Polatbaş
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
Eskişehir'in komşusunda öyle bir miras var ki...
Funda Morgül
Bornova Afyonspor’dan daha zor rakip
Ahmet D. Canoruç
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy
