Ramazan artık takvim yapraklarına daha hızlı düşüyor sanki. Oysa bir zamanlar, çocukluğumuzda, ay daha yavaş doğardı gökyüzüne. Beklemek daha uzun, sofralar daha kalabalık, dualar daha yüksek sesliydi.
Mahallede herkes birbirini tanırdı. İftara dakikalar kala balkonlardan “ezan okundu mu?” sesleri yükselirdi. Fırının önünde uzayan pide kuyruğu, aslında sabrın ve paylaşmanın kuyruğuydu. Sıcacık pidenin kağıdını açarken çıkan buhar, sadece hamurun değil, kalbimizin de buğusuydu.
Televizyonda mutlaka bir Ramazan programı açık olurdu. Belki Nihat Hatipoğlu konuşurdu, belki Bekir Develi eski hikâyeler anlatırdı. Ama asıl program sofradaydı. Dedemin yavaş yavaş çorbasını içişi, annemin “önce hurmayla açın” demesi, çocukların ezanı saniye saniye sayması…
Şimdi sofralar hâlâ kuruluyor ama sanki biraz daha sessiz. Herkesin elinde bir telefon, gözler başka bir yerde. Oysa eskiden tek ekran gökyüzüydü. Ayı arardık. Hilali gördüğümüzde içimize dolan o heyecan… tarif edilmezdi.
Eski Ramazanlar belki gerçekten daha güzel değildi. Ama biz daha saf, daha hevesliydik. Bir pideyle mutlu olabilen, bir davul sesiyle uyanıp gülümseyebilen insanlardık. Sahurda sokaktan geçen davulcunun ritmi kalbimize karışırdı. Şimdi alarm çalıyor, ama o ritimdeki ruhu bulamıyoruz.
Belki mesele zaman değil. Belki mesele kalabalık değil. Belki Ramazan hâlâ aynı Ramazan… ama biz biraz dağıldık. Biraz yorulduk. Biraz uzaklaştık birbirimizden.
Yine de inanıyorum; bir akşam, sofraya oturup telefonları kenara koyduğumuzda, bir çorba kaşığında çocukluğumuzun tadını bulabiliriz. Bir hurmada annemizin duasını, bir ezan sesinde iç huzurumuzu…
Ramazan aslında bize eskiyi değil, özümüzü hatırlatıyor.
Ve belki de en çok bunu özlüyoruz.
Şimdi uzaklarda, büyük şehrin beton duvarları arasında oradaki o sıcaklığı bulmak neredeyse imkânsız.
Ramazan, sadece oruç tutmak değil, insanın kendine ve çevresine dönmesidir. Komşusuna selam vermek, sofranı paylaşmak, bir dilim ekmeği bile birbirinle bölüşmek. Büyük şehirde zaman hızla akarken, Eskişehir’in o eski sokaklarında insanlar birbirine hâlâ dokunurdu. Bir tebessüm bile günün en büyük bereketi olurdu.
Bugün, her Ramazan akşamı telefon ekranları, sosyal medya paylaşımları ile dolup taşsa da, eski Eskişehir’in sokaklarında hissedilen o sıcaklık ve samimiyet başka bir dünyadaydı. Hâlâ içimde, o eski taş evlerin arasından yükselen çocuk kahkahalarında yankılanır. Hâlâ, Eskişehir’deki bir iftar sofrası kurmayı hayal ederim; tadı, kokusu ve ruhu ile birlikte.
Ramazan, geçmişin özlemiyle bugünü birleştirir; kalbimizdeki şehrin sokaklarını, insanlarını ve hatıralarını yeniden ziyaret etme şansı verir. Ve ben her yıl, bir tabak yemek, bir gülümseme ya da bir ezan sesi ile eski Eskişehir’e geri dönerim.
Hepinize huzurlu, bereketli ve hayırlı Ramazanlar dilerim.
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
MHP’de siyasi kırılma!
Tarkan Demir
Eskişehir’de emekli ne yiyecek?
Kerem Akyıl
Silahları evinizden uzak tutun!
Kaan Özcan
Eskişehir’in ihtiyacı vardı
Seval Erci
Eskişehir'in komşusunda öyle bir miras var ki...
Funda Morgül
Bu bayram ihmalin bedeli ağır olmasın
Ümit Polatbaş
Bornova Afyonspor’dan daha zor rakip
Ahmet D. Canoruç
CHP’liler önce birbirini kazanabilirse sonra seçimleri de kazanab…
Meltem Karakaş
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy
