Benim, Senin , Onun Milletvekili…

Şinasi Kula

27 Ocak 2015 00:03
A
a
Sekiz gazetenin sekizinde de ağız birliği edilmişçesine aynı konu işleniyor. Kim, hangi partiden milletvekili adayı olacak? Tabii konu aynı olsa da herkesin favorisi başka! Kimileri dünya görüşleri doğrultusunda, kimileri duygusal nedenlerden ötürü ha babam de babam adayını tanıtıyor…

İlginç olan şu saygın okurlarımız, bu ana dek siyasi arenada adını sanını duymadığımız isimler de oldukça fazla. Diyeceksiniz ki, herkes anasından doğarken mi siyasetçi oluyor? Elbette hayır, elbette isteyen istediği an bu arenada selvi boyunu gösterebilir. Lakin gönül istiyor ki memleket meseleleri ile ilgili, tarihle ilgili, ideoloji ile ilgili azıcık da bilgi sahibi olsun sunulan isimler hakkında. Sosyal konularda duyarlı olsun, duyarlılığı kadar da demokratik platformlarda aktivist olsun…

Eskişehir’de değişik dünya görüşlerinden, partilerden birçok isim tanıyorum. Milletvekilliğine yakıştırılan, yakıştırıldığı ölçüde parlatılan isimler bir dayatma gibi algılanmıyor, hani tabiri caiz ise insanların zoruna gitmiyor. Onu savunanlara “amigo” yakıştırması yapmak haksızlık oluyor. Diğer türler yani hayatın içerisinde şimdiye dek hiç göremediğimiz, adını sanını iki ay öncesine dek duymadığımız türlerde aynı iyimser yaklaşımı göstermiyoruz…

Benim milletvekili nasıl olmalının açılımını yapmak yerine nasıl olmamalı açıklaması daha hoşuma gidiyor. Bu doğrultuda ilk düşüncem ilkesiz ve ideolojisiz olmamalı. Çünkü bu türler bireysel çıkarları ön planda tutma konusunda yeteneklerini geliştirdikleri için, partileri başta olmak üzere şekil değiştirmeye açıktırlar! “Fırıldak Kubi” tanımlaması eminim ki birçoklarımızın hafızasında yerini korumaktadır…

Siz deyin omurgasız, ben diyeyim köşesiz olmamalı milletvekili. Omurgası ve köşeleri olmayan türler zamanla her kalıba göre biçim almakta ustadırlar. Dün darbecileri şakşaklarken, bir bakarsınız düzen gereği bugün anti darbeci oluverirler! Yağdanlık, ya da yağcılığı hüner saymamalı benim milletvekilim. Birey olduğunu, her daim hatırlayıp gereğini yapacak kadar yürekli olmalı. “Çok yaşa padişahım” diye doksan derece referans yapmamalı hayatının hiçbir alanında…

Benim milletvekilim gönül aynasında kendine her an bakabilecek kadar insan olmalı…

 

Hoş Geldin Deniz Bebek…

Zor oldu dünyaya gelişin biliyorum kızım, epey sıkıntılı oldu. Hani biraz da erken gelmek istemen, seni ve seni sevenleri bayağı bir zora soktu. Belki de haklıydın erken gelmekte, zamansız ve ecelsiz giden Deniz’lerin yerine umut olmak istedin. Ülkemizde güzellik adına hiçbir zerre bırakmamakta kararlı ortaçağ özlemcilerinin bizlere yaşattığı böylesi karamsar tablo seni bile huzursuz etti belki de! Erkenden gelerek umut olmak istedin, yitirmekte olduğumuz yaşama sevincimizi yeşertmek istedin biliyorum…

Sen Gürün Müftüsü Zihni Efendinin torunun torunusun bunu biliyorsun değil mi küçük Deniz? Hani bu Ulusun bir kurtuluş savaşı oldu vakti zamanında. Yoz ve yobaz takımının her daim çok tırstığı bir ulu önderimiz, Mustafa Kemal, silah arkadaşları ve on binlerce şehidimiz bir tarih yazmışlardı anımsa! İşte o ulusal savaşımızda bu toprakların gerçek din adamları da VATAN savunmasında yüreklerini ortaya koymuşlardı. Mandacı padişah ve işbirlikçi yobazların tam aksine, vatanı kutsal bir değer olarak kabullenen nice din adamı, bağımsızlıktan yana tavır aldı. İşte o din adamlarından biri de senin atalarından olan Zihni Efendiydi. O mukaddes savaşın bitimi, Cumhuriyetin kurulması sonrasında Atatürk o din adamlarını unutmadı. Uydurmaların tam aksine, gerçek din adamlarına hep saygı duydu, vefa duydu. Kendi el yazısı ile Gürün Müftüsü Zihni Efendiye (büyük dedene) yazmış olduğu bir mektup vardır. Şöyle seslenmiştir Atatürk mektubunda Gürün Müftüsü Zihni Efendi’ye; “Halkın ibraz buyurduğu yüksek idraki ve cumhuriyet perverlik hissiyatını tekâmül şükran ve memnuniyetle müşahede ediyorum.  Muhterem halkımızın her taraftan yükselen hararetli lanet ve nutukları karşısında irtica zehniyet ve teşebbüslerinin ebediyen eriyeceğine itimadım mü’eyyedtir. Cümleye selam ve hürmetlerimin tebligatını reca ederim efendim. 7 Mart 341 Reisi Cumhur Mustafa Kemal…”

Deniz kızım, umut kızım hoş geldin dünyaya. Biliyorum boş gelmedin güzel bebeğim. Umudunu yitirmekte olan bu halka umut olmaya geldin, müjde vermeye geldin. Sanılanın tam aksine, çok yakında bu ülke halkının bayram sevinci yaşayacağını muştulamaya geldin. Her karanlık gecenin ardından doğan güneşin tanyerisin belki de sen! Hasan Tahsin’lerin, Mustafa Kubilay’ların, Zihni Efendilerin, Uğur Mumcuların ve on binlerce şehidin ruhlarının, bu topraklarda yeniden canlanacağının habercisi olarak geldin belki de! Hoş geldin kızım, hoş geldin bebek…

 

OZANCA

Sivri kalem cana batar

Okuyanlar ibret alsa

Kimi melül, melül bakar

Doğru yolu gören olsa…

Şinasi dost hayat geçer

Boşunaysa yazık olur

Söylediğin sözler uçar

Geriye bu yazı kalır... Şener Tali
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi