Şinasi Kula yazdı
Erkeklik; beşikteki bebeğe salyalar akıtmaksa
Erkeklik; mazlumun ensesine vurup lokmasını almaksa
Erkeklik; bacıların, eşlerin, anaların gözyaşını akıtmaksa
Erkeklik; at, avrat, silah deyip düğünleri cenazeye çevirmekse
Erkeklik; töre adına 10 yaşındaki kızı eş edinmekse
Erkeklik; kadınları namusumu korudum diye vurmaksa bir hiç uğruna
Erkeklik; kadını cariye görüp, kadının üstüne kuma getirmekse
Erkeklik…
Evet haykırıyorum, ben Erkek değilim!
Erkeklik görevlerimi yerine getiremem!
Ben erkek olma derdinde değilim.
Adam olmanın peşindeyim!
***
Bu içten dizler bana ait değil saygın okurlar!
Bu sözler Ufuk Azbay’ın.
Ha o kim derseniz hemen açıklama yapabilirim.
Ufuk kardeşim ES TV’nin şaka maka eski emekçilerinden. Okullu diye tanımlanan ve dört yıla yakın süredir bu çatı altında emek veren bir genç. Aynı köylü olduğumuzu söyler arada bir ama ne yazık ki ben de köyümden uzak büyüyenlerdenim. Gazetelerimizin bulmaca köşelerine ziyadesi ile emek veren sevgili Gürcan Sayma ile bile tanışmamız daha yenilerde oldu maalesef…
Ben erkek değilim derken günümüzün “çakma erkekleri” ile mukayese yapıyor elbet Ufuk. Seviyesizliği, cehaleti, kötülüğü her fırsatta sergileyen günümüz Türkiye’sinin ucubelerinden bahsediyor. Hani şu Hırtlar Vadisi başta olmak üzere onun gibi salya sümük yerli dizilerde sergilenen silahlardan ve cinayetlerden ve şiddetten ilham alan zavallılılardan söz ediyor. Yalan mı, görevi kitleleri uyuşturmak ve uyutmak olan nice seviyesiz kanalların nice seviyesiz dizilerini buyurun inceleyin bakalım! Son model silahların sergilendiği, hani kimin elinin kimin cebine girdiği belirsiz dizilerdeki şiddet özentisini bir inceleyin bakalım. Ertesi gün okula gidecek masum çocuğuna verecek harçlık yok yurdum insanının cebinde ama izleyip ilham alacağı dizilerle dimdik maşallah! “At-avrat-silah” geleneğinin gözü kara torunu, Osmanlı torunu insanımın çocuğuna verecek harçlık parası yok cebinde ama zulasında bir tek kırması, pompalısı ya da dabancası eksik değil alimallah! Nasıl olsa arama yok, sorgulama yok, yakalanma endişesi yok, yakalansa da ceza almak gibi bir yaptırım kaygısı yok! İstikrar masalları ile gününü geçiştirirken tıkanma noktasında (yani cinnet noktasında) en kolayı seçmiyor mu? Hani en yakınına, yârine, yoldaşına, hayat arkadaşına osuruktan gerekçelerle suçlamalarda bulunup ruhsatsız silahındaki tüm mermileri boşaltmıyor mu? Bu çağda; “töre” adında kendisi gibi aşağılık geleneğine sığınıp sokak ortasında kadını kanlar içerisinde bırakmıyor mu?
Kadını cahil bırakmak için her türlü taklaları atmıyor mu karanlık güruh? Kadını cahil bırakıp onu dört duvar arasına hapsederek, bir mal gibi edilgen kılarak erkek egemen yobaz dünyanın altyapısını yapmıyor mu? Bir yasal eş, bir imam nikâhlı eş, bir metres, bir de santimetres tasarımlı dünyanın temelini oluşturmuyor mu? Kaba etinden uydurduğu akıl ve vicdan dışı sözde fetvalarla minik gelinleri legalleştirmiyor mu? Minicik çocuklara, gencecik kızlara aleni tecavüzlerin adeta teşvik edildiği bir korku filmi izliyor gibi değil miyiz ne dersiniz?
Gelelim kadına…
Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ve şehitlerimizin kurduğu çağdaş bir Türkiye Cumhuriyetindeki tüm kazanımlarını (hak ve özgürlüklerini) altın bir tepsi içerisinde sözünü ettiğim o karanlık beyinli erkek egemen dünyanın zorbalarına teslim eden kadıncıklara ne demeli? Hiçbir şeyden habersiz, “lay lay lom” ile hayatı geçiştiren kalabalık yığınlara ne demeli?
İdeolojiden, cumhuriyet değerlerinden, kendi varlığından uzak ve hatta bihaber zavallılar değil mi bu karanlığın baş mimarları acaba? Kadının tek derdi kendi hemcinsi olan kadın değil mi günümüzde? Dedikodu üzerine kurulmuş bir dünyada izdivaçlar, diziler, seviyesiz televizyon kanalları iş yapmaz mı hiç…
Neremizi yırtsak nafile kardeşim. Burnumuzun dibindeki Ortadoğu örneğinden en ufak pay çıkaramayan kadın hak ettiği bir dünyada yaşamak zorundadır. Hak ettiği o dünya da nankörlük ettiği Cumhuriyet rejimine külliyen düşman olan bir dünya tabii…
SİZİN SESİNİZ
Atatürk ve Süleyman Şah Türbesi!
Sevgili kardeşim Hüseyin Güven (Yenigün Gazetesi Köşe Yazarı) üşenmemiş araştırmış ve bana da bir bilgi notu yollamış.
Şöyle demiş bilgi notunda…
Tarih 1921
Abdülmecit'in 1921 yılında Atatürk'e “Süleyman Şah Türbesini” kurtardığı için teşekkür mektubu yazdığını biliyor musunuz?
***
Bu tarihi kendi kafalarına göre yazanlar sayesinde daha nice yanlış bilgilerle uyuşturulmaya mahkûmuz biz. Hani diyeceksiniz ki doğru yazılmış bir tarihi bile adamlar gözümüzün içerisine bakarak talan ediyor! Ve bu yüzden de bilgi kirliliği son demlerinde artık. Yakın tarihimiz (şu son kırk yıllık) bir bakınız! Olmuşu olmamış, olmamışı olmuş gibi gösteren yüzü kızarmazlar hayatın her alanında ödüllendirilir konumdalar…
Hep diyorum da, mesajımı okuyamayan “aslan sosyal demokratlar” kendi dertlerinde olduğundan ilgisizler tabii…
Bakın her ilde Cumhuriyet tarihini çok iyi bilen ve ağzından bal akan akademisyen mutlaka vardır. Örneğin bizim güzel Eskişehir’imizde Anadolu Üniversitesi’nde Doç. Dr. Kemal Yakut adında bir değerli akademisyen var. Hiç değilse parti üyelerinize, meclis üyelerinize, delegelerinize şu cumhuriyet tarihimizi doğru öğretin bari be! Hiç değilse bunu yapın be! Ayda bir olsun toplayın insanları da bunu bari yapın yetkin akademisyenler aracılığı ile…
OZANCA
Görünmez bir mezarlıktır zaman
Şairler dolaşır saf saf
Tenhalarında şiir söyleyerek
Kim duysa korkudan ölür
Tahrip gücü yüksek
Saatli bir bombadır patlar
An gelir, Attilâ İlhan ölür…