İç Anadolu Belediyeler Birliği Encümen toplantısı, Sivrihisar’da toplandı. Sadece bu kadar önemli bir toplantının Sivrihisar’da bir araya gelmesi bile, Sivrihisar Belediye Başkanı Hâbil Dökmeci’nin kişisel bir başarısıdır. Üstelik bu toplantının başka bir sembolik önemi daha bulunuyordu. O da toplantının Sivrihisar Belediyesi’nde değil de Zaimağa Konağında gerçekleştirilmesiydi
İç Anadolu Belediyeler Birliği Encümen toplantısı, Sivrihisar’da toplandı. Sadece bu kadar önemli bir toplantının Sivrihisar’da bir araya gelmesi bile, Sivrihisar Belediye Başkanı Hâbil Dökmeci’nin kişisel bir başarısıdır. Üstelik bu toplantının başka bir sembolik önemi daha bulunuyordu. O da toplantının Sivrihisar Belediyesi’nde değil de Zaimağa Konağında gerçekleştirilmesiydi.
Sivrihisar’daki Zaimağa konağının Türk Kurtuluş Savaşı’nda ayrı bir önemi bulunuyor. Çünkü 1922 yılının 24 Mart tarihinde bu konak çok önemli bir toplantıya ev sahipliği yapmıştı. Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti, ilk kez Ankara dışında bir toplantı yapmış ve Mustafa Kemal Paşa başkanlığında dönemin Bakanlar Kurulu Zaimağa Konağında bir araya gelmişti.
Dönemin şartlarını iyi bilmek gerekir; Kütahya ve Eskişehir Meydan Savaşlarında yenilen Türk Ordusu, Sakarya nehrine sırtını vererek, büyük bir savaşa hazırlanıyordu. İşte bu büyük savaşla ilgili pek çok karar, tarihi Zaimağa Konağında alındı.
Bugün bir müze olan Zaimağa Konağının aradan geçen 104 yıl sonra yeniden resmi bir toplantıya ev sahipliği yapması çok güzel bir gelişme. Böylesine önemli bir toplantıyı Sivrihisar’da gerçekleştiren ve dahası Zaimağa Konağı’nı tüm Türkiye’ye hatırlatan Hâbil Dökmeci’yi kutlarım.
Yoğurdu üfleyerek yiyoruz
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, İngiltere ile yürütülecek Hidrojen Yakıtlı Tren Geliştirme Projesi kapsamında TÜRASAŞ’ın merkez rol üstleneceğini açıkladı. Buna göre İngiltere ile aramızda bir protokol imzalandığını da öğrendik.. Protokol, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nda düzenlenen törenle TÜRASAŞ Genel Müdürü Selim Koçbay ve İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Jill Morris tarafından imza altına alındı.
Kimse kusura bakmasın ama böyle bir açıklamayı hükümetimiz yapsaydı pek ciddiye almazdık. Çünkü şimdiye kadar sevgili hükümetimiz pek çok proje açıkladı ve bunların yüzde 99’u hayata geçirilmedi. Hükümetin açıklamalarını ciddiye almamayı ve yoğurdu üfleyerek yemeyi öğrendik. Çünkü hükümetin ciddiye alınacak bir yanı kalmadı.
Ancak bu kez işler biraz farklı gibi gözüküyor. Çünkü işin içinde İngiltere var ve yapılan protokolün altında bizzat İngiliz Büyükelçi’nin imzası bulunuyor. Dolayısıyla bu projeden umutluyum. Ne kadar üzücü değil mi? Kendi bakanımıza güvenmiyoruz ama “Dış kapının mandalı” olan bir ülkenin büyükelçisine daha çok güveniyoruz.
Gazze’de ne değişir
Soykırımcı İsrail devletinin hallaç pamuğu gibi attığı Gazze şeridinde bir “Barış Kurulu”nun toplanacağını öğrendik. Açık konuşmak gerekirse ben bu toplantıdan bir şey beklemiyorum. Çünkü dünya maalesef haklı olanın değil, güçlü olanın istediği gibi dönüyor.
Eğer ki Soğuk Savaş zamanında olsaydık, İsrail böyle bir soykırımı mümkün değil gerçekleştiremezdi. Çünkü Sovyetler Birliği – Arapları sevdiğinden değil – Amerika’nın Orta Doğu’da güçlenmesini engellemek için böyle bir suça izin vermezdi.
Ancak Sovyetler Birliği dağılalı çok oldu ve dünyada tek kabadayı olarak Amerika kaldı. Onlar da İsrail’e her türlü izni veriyor ve dünyanın gözleri önünde bir soykırım yaşanıyor.
Bu gelişmelerden ders çıkartmamız lazım. Filistin’in haklı olmasının hiçbir hükmü yok. Filiztin ve İslam Dünyası zayıf olduğu için bu durumlar yaşanıyor. Türkiye olarak başta Amerika olmak üzere kimseye güvenmemeli ve kendi ayaklarımızın üzerinde durmayı öğrenmeliyiz. Çünkü “Dostum Trump” anında sizi satar…
Tarihte Bu hafta
Darbenin önünü açan ekonomik kararlar
24 Ocak tarihinin yakın geçmişimizde büyük önemi bulunuyor. Sırasıyla gidecek olursak 46 yıl önce bugün yayınlanan 24 Ocak 1980 kararlarının, Türkiye’nin eksenini değiştirdiğini söyleyebiliriz. İkincisi ise 33 yıl önce 24 Ocak sabahı Gazeteci – yazar Uğur Mumcu’nun katledilmesi de yakın tarihin önemli kırılma noktalarından biri sayılır. Son olarak ise 24 Ocak 2001’de Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan’ın yine hain bir suikast sonucu şehit edilmesi de önemli bir dönüm noktasıydı.
Kronolojiyi bozmayalım ve ilk olarak Türkiye’nin eksenini değiştiren 24 Ocak ekonomik paketinden başlayalım. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel zamanında hazırlanan 24 Ocak kararları, Türkiye’nin 1961’den bu yana yürüttüğü ithal ikameci ekonominin tarihe karıştığının ilanıydı. Türkiye 24 Ocak kararlarından sonra ithal ikameye göre değil, ihracata dayalı bir büyüme modeli geliştirdi.
Ancak böyle bir modelin uygulanabilmesi için Türk parasının değersiz olması, dahası işçilerin de çok düşük ücret almaları gerekiyordu. Dolayısıyla 1980 öncesi güçlü sendikaların olduğu bir ortamda 24 Ocak kararlarını uygulamak imkansızdı. Nitekim bu kararlar ancak 12 Eylül askeri cuntası sonrasında uygulandı. Pek çok kişi 24 Ocak kararlarının 12 Eylül darbesine yol açtığını ileri sürmüştür. Bu sorunun cevabını tarihçilere bırakalım. Peki 24 Ocak kararları ne işimize yaradı?
Öncelikle şunu söyleyelim; Türkiye’nin 1980’den itibaren ithal ikameci bir modelle kalkınması imkansızdı. Bizim de Çin, Japonya veya Güney Kore gibi ülkelerin yaptığını yapıp, ihracata dayalı bir büyüme modeline geçmemiz gerekiyordu. Fakat aradan geçen 46 yıl içerisinde biz geriledik, Çin, Japonya ve Güney Kore gibi ülkeler ise çok gelişti. Sanırım burada suç ekonomik modelimizde değil, “Benim memurum işini bilir” zihniyetimizde gizli.
Uğur Mumcu’yu kim öldürdü?
24 Ocak 1993 tarihinde ise Ankara’da gazeteci – yazar Uğur Mumcu, arabasına konulan bir bombalı düzenekle hayatını kaybetti. Uğur Mumcu Türkiye’deki yozlaşmayı, uyuşturucu ticaretini, sözde devlet adamı – mafya ilişkilerini masaya yatıran bir kişiydi. Peki Uğur Mumcu’yu kim öldürdü? Burada “Cui Bono?” yani kimin yararına sorusunu sormamız lazım. Uğur Mumcu’nun ölmesinden en çok fayda sağlayanlar, devletin içine çöreklenmiş ve yozlaşmış suç çeteleriydi. Bugün – maalesef – bu yozlaşmış düzenin daha da derinleştiğini görüyoruz.
Okkan suikastı tüm Türkiye’yi sarsmıştı
Gelelim 24 Ocak 2001 tarihine… Bir dönem Eskişehir’de de görev yapan 1’inci Sınıf Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan, görev yaptığı Diyarbakır’da terör örgütü Hizbullah tarafından düzenlenen bir eylem neticesinde şehit edildi. Tabii buradaki Hizbullah’la Filistin’deki Hizbullah’ın farklı örgütler olduğunu hatırlatalım. Sadece isimleri aynı. Esasen Hizbullah “Allah’ın partisi” anlamına geliyor; yani HÜDA’nın Partisi demek. Bilmiyorum aklınızda bir şeyler şekillendi mi?
Ali Gaffar Okkan Diyarbakırlıların çok sevdiği bir isimdi. Devletin şefkatli elini temsil ediyordu. Teröristlerin onu şehit etmesi – kendi açılarından – boşuna değildi. Ali Gaffar Okkan’ı öldürenler aslında, Türkiye Cumhuriyeti’ni öldürmek istiyorlardı. Bugün aynı zihniyetin parlamentoda izlerini görüyoruz. Ve ne yazık ki “Milliyetçi” olduğu iddia eden birileri, sırf koltuklarını korumak için bu zihniyete, “Ortağımız” demekten çekinmiyor.
Günün Sözü
Dünyanın gördüğü her büyük başarı, önce bir hayaldi. En büyük çınar bir tohumdu, en büyük kuş bir yumurtada gizliydi.
Edgar Allan Poe