Prof.Dr. Alper Çabuk

Başka bir dünya – 2

Prof. Dr. Alper Çabuk yazdı

2 Şubat 2015 00:05
A
a
Geçen yazımda Yıldızlararası filminden ve filmden çıkardığım mesajdan bahsetmiştim. İnsanoğlunun teknolojisini yaşanabilir bir başka gezegen aramak için mi kullanması yoksa yaşanabilir olan gezegenimizi bu teknolojisini kullanarak daha da yaşanabilir kılması gerektiği konusunda bir ikilemin içinde olduğu vurgusunu yapmıştım. Bugün yazımın devamında sizlere Carl Sagan’dan bahsedeceğim. Birçoğunuz bu ismi duymuşsunuzdur hatta yaptığı çalışmaları biliyorsunuzdur, ancak yine de bilmeyenler için kısaca Carl Sagan’ı tanıtarak başlayayım yazıma. 
Carl Sagan, Chicago Üniversitesinden (Colombia ve Cambridge Üniversitelerinden sonra en fazla Nobel ödülü almış kişiyi yetiştiren üniversite) mezun olduktan sonra fizik üzerine yüksek lisans derecesi, astronomi ve astrofizik üzerine doktora derecesi almış, ABD’li bir gökbilimci ve astrobiyologdur. Dünya’da bilimin popülerleşmesi adına yaptığı çalışmalarla da tanınır. Bilimsel çalışmalarının bir kısmı Dünya Dışı Akıllı Varlık Araştırmaları üzerinedir.
Bende önemli etkileri olmuş bir bilim insanıdır. Özellikle izlemeye doyamadığım Cosmos belgeseli ve Soluk Mavi Nokta kitabı favorilerim arasındadır. Pek çoğunuzun izlediğini sandığım Contact filmi, Carl Sagan’ın aynı isimli romanından uyarlamıştır. Harvard ve Cornell Üniversitelerinde öğretim üyesi ve araştırmacı olarak çalışan Sagan, Güneş Sistemi'nin keşfi için çalışan pek çok insansız uzay görevini de yönetmiş ve Güneş Sistemi'ni terk edecek olan uzay sondalarının üzerine, dünya dışı akıllı uygarlıkların bulması halinde anlayabileceği evrensel ve değişmez bir mesaj koyma fikrini ortaya atmış ve Pioneer 10 ve Voyager sondalarının üzerine evrensel olarak anlaşılabilir şekiller bulunan mesajlar yerleştirilmesine katkı sağlamıştır.
 Sagan'ın çalışmalarındaki etkili ve anlaşılabilir anlatım insanların evreni daha iyi anlamasını ve bilimin popülerleşmesini sağlamıştır. Sagan’ın bir öğrencisi evreni ve insanoğlunun etkisini anlaşılabilir kılmak için evrenin 13.5 milyar yıllık yaşını bir kozmik yıl olarak ifade etmektedir. Bu kozmik yıldaki her gün yaklaşık 40 milyon yıla denk gelmektedir. Bu takvimde insanoğlunun yerküre üzerindeki varlığı yılın son dakikalarına denk düşmektedir. Modern bilim ve evrenle ilgili bilimsel çalışmalar ise bu kozmik yılın son saniyelerine denk gelmektedir.
Biz altı sıfır atılmadan öncesinden milyarlı, trilyonlu, katrilyonlu sayılara alışık olduğumuz için belki de 13.5 milyar yıllık evrenin içinde insan etkisinin ne derece kısa süredir olduğunun anlaşılmasında bu örnek oldukça çarpıcı bir örnektir. Öyle ki bilimimiz koca bir kozmik yılın sadece son 4-5 saniyesinde bizi evreni anlamamız için referans olabilmektedir. Düşünün bir kere koca bir yılın son dakikalarında size bulaşmış bir virüs tüm bedeninizin ve ruhunuzun sahibi olmuş. Kendini bedeninizin ve ruhunuzun sahibi zannediyor. İşte insanoğlu tam olarak böyle bir kibirle evrendeki bilinen tek yaşanabilir gezegende, gezegenimizde mutlak hakim güç olduğuna inanıyor ve gezegenimizi tahrip ediyor.
Tüm sorun ve açmaz da burada başlıyor. Her ne kadar bu kozmik yıl içinde son dakikalarda boy göstermiş olsa da, son saniyelerde geliştirdiği teknoloji ve aklı onu bu gezegende yaşayan diğer tüm canlılardan daha güçlü kılıyor. Ancak hırsı aklından önce giden insanoğlu, kendi çıkarları doğrultusunda bu gezegeni her geçen gün biraz daha yaşanmaz hale getiriyor.
Geçen haftaki yazımda konu derin öyle bir hafta da bitmez demiştim ya, hakikaten bu hafta da bitiremeyeceğiz bu yazıyı. Neyse artık devamı haftaya diyelim o halde....
Herkese iyi haftalar...
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi