Babamın arkadaşını kaybettiği gün

24 Ocak 1993… Türkiye’nin en kara günlerinden biri. Araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu’yu haince katlettikleri gün. Çocuk da olsanız hayatta bazı olaylar vardır ki asla unutmazsınız. 2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı, 24 Ocak Uğur Mumcu’nun öldürülmesi… Henüz çocuktum.

24 Ocak 2026 08:58
A
a
24 Ocak 1993… Türkiye’nin en kara günlerinden biri. Araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu’yu haince katlettikleri gün. Çocuk da olsanız hayatta bazı olaylar vardır ki asla unutmazsınız. 2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı, 24 Ocak Uğur Mumcu’nun öldürülmesi… Henüz çocuktum.

Ailem gerçek anlamda bir Cumhuriyet gazetesi okuruydu. Eve düzenli Cumhuriyet gazetesi alınırdı. Babamın elinden gazete düşmez, her bir satırını detaylı okurdu. 1990’larda çocuksunuz ve okuyan, siyaseti takip eden, tartışan bir ailede büyüyorsunuz. O dönemlerde Uğur Mumcu da ailenizin bir parçası sanki. Sadece gazeteci değil; anne, babanızın da en yakın arkadaşlarından biri gibi…

Uğur Mumcu’nun katledildiği günü dün gibi hatırlıyorum. Ertesi gün Cumhuriyet gazetesi Uğur Mumcu’nun siyah beyaz bir portresini vermişti. Gazeteyi annemle almıştık. Evde derin bir sessizlik vardı. Hüzün, öfke, isyan. O günlerde çocuk aklımla ne kadarını anlayabilmişimdir bilmiyorum ama anne babamın çok üzüldüğünü hatırlıyorum. Üzerinden 33 yıl geçti. Bebekler doğdu, çocuklar büyüdü, birileri yitip gitti, ağaçlar defalarca meyve verdi, çok gazeteci geldi gitti, çok şey yazıldı çizildi. Ama Türkiye’nin en derinlerinde bir yerlerde gerçek bir devrimci hep eksik kaldı. Yeri doldurulmadı. Türkiye bir devrimciyi, bir gazeteciyi kaybetti, çok sevdiği eşi hayat arkadaşını kaybetti, evlatları babasını kaybetti. Benim babam ise yakın arkadaşını kaybetti… 

Uğur Mumcu, Türkiye’de yaşamış gerçek devrimcilerden biriydi. Hem bir hukuk insanı hem de cesaretiyle, yazılarıyla milyonları arkasından sürükleyebilen, ülkesinin önünü açan bir gazeteciydi. O günlerde onu dinleyenler olduğu kadar yazdıklarını görmezden gelen, yazdıklarından rahatsız olanlar da vardı elbette. Ama aradan onca yıl geçmesine rağmen Uğur Mumcu hala büyük devrimci, hala cesur gazeteci. Uğur Mumcu’nun kitapları hala raflarda ve hala okunuyor. Hala her 24 Ocak’ta binlerce insan onu anmak için sokaklara çıkıyor, hala onun adına ödüller veriliyor, onun için yazılan türküler hala hep bir ağızdan söyleniyor. 

Peki ya diğerleri? Onların adını sanını bilen yok. Onlar her ne kadar Uğur Mumcu’yu öldürdüklerini zannetseler de arkasından yetişen onca insan, fikirleriyle Mumcu’yu bugünlere getirdi. Bugünlerden de yarınlara yine Uğur Mumcu’nun fikirleri, kitapları ve okurken tüylerinizin diken diken olduğu ‘Sesleniş’ şiiri kalacak.

Lise yıllarımdan beri gazeteci olmak istiyorum. Gazeteciliği çok sevmenin ötesinde bir mücadele alanı yarattığıma inanıyorum hep kendime. Bazen işçiler, emekçiler için, bazen kadınlar, çocuklar için, bazen de ormanlar, nehirler için. Ve gazetecilik yaparken birçok meslektaşım gibi ben de kendime bir rehber edindim. 11 yıl oldu gazeteciliğe başlayalı. Ve rehberim hiç değişmedi. Uğur Mumcu, birçok gazetecinin olduğu gibi benim de yolumu her zaman aydınlattı, aydınlatmaya da devam ediyor. Çok uzaklardan bizlere öğrettikleri ve bugünlere bıraktığı her bir satır için Uğur Mumcu’ya sonsuz teşekkürlerimle…

Yazımı Sesleniş’in en sevdiğim bölümüyle bitirmek istiyorum:

“Giresun'daki yoksul köylüler, sizin için öldük.
Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük.
Doğudaki topraksız köylüler, sizin için öldük.
İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler sizin için öldük.
Adana'da paramparça elleriyle,
Ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.
Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım,
unutma bizi...”
İşçiler, köylüler, emekçiler… Uğur Mumcu sizin için, bizim için öldü. Asla unutmayacağız!
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi