Hollanda’nın başkenti Amsterdam’ı, 3 günlük gezimde Eskişehir ile mukayese etme fırsatı buldum.
Hollanda’nın başkenti Amsterdam’ı, 3 günlük gezimde Eskişehir ile mukayese etme fırsatı buldum.
Amsterdam Avrupa’nın kuzeyinde kanal kültürüne sahip bir liman kenti özelliği taşırken, Eskişehir ise İç Anadolu’da Porsuk’un kıyısında “öğrenci şehri”ne “turizm şehri” özelliği ekleyen bir kent.
Nüfusları birbirine çok yakın iki şehir de “dünyanın en yaşanabilir” kentleri arasında yer alıyor.
Şehircilik ve insan odaklı yaşam kültürü, uçuş mesafesi 2 bin 449 kilometre olmasına karşın iki kenti bazı ortak noktalarda buluşturuyor.
Öncelikle iki şehirde de bisiklet kültürü var. Öyle ki bisiklet yolları ağı 800 kilometreyi bulan Amsterdam’da günlük yolculukların yüzde 40’ı bisikletle yapılıyor.
Eskişehir de Türkiye’de bisiklet kullanımının yüksek olduğu nadir şehirlerden biri olmasına karşın halen istenilen seviyede değil.
Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce’nin değeri belki yıllar sonra daha iyi anlaşılacak 73 kilometrelik bisiklet yolu projesi siyasete malzeme edilen tepkilere rağmen hızla ilerliyor.
Eskişehir’i Eskişehir yapan nasıl Porsuk Çayı ise Amsterdam’ı da özel kılan kanal şehri olması.
Eskişehir gibi bir üniversite kenti olan Amsterdam’da beni etkileyen ise araç trafiğinin yok denecek kadar az seviyede bulunması.
Bunun nedeni de toplu taşıma ağının son derece gelişmiş olması. Amsterdam'da otobüs, tramvay, metro ve banliyö treni, şehrin her bölgesine ulaşım sağlıyor.
Kanal şehri olması, deniz seviyesinin 2 metre altında yer almasına karşın Amsterdam’da 1977 yılından beri metronun bulunmasını, “5 metre kazsanız su çıkıyor. Eskişehir’de metro olmaz” diyen gelişmiş mühendislik hizmetlerinden yoksun zihniyetlere örnek vermek isterim…
Tabi bunun için yüklüce bir kaynağa ihtiyaç duyulduğunu da belirtmeliyim.
Eskişehir’de sadece tramvay ve otobüs var. Banliyö treni ve metro gibi ulaşımda asıl çözüm sağlayan iki ana unsur maalesef yok.
Tabii ki Amsterdam’ın yüzlerce yıllık şehircilik birikimini Eskişehir’le birebir mukayese etmek mümkün değil. Ama mesele daha yaşanabilir bir şehirse iki şehir aynı cümlede yan yana gelebiliyor.
Eskişehir, Türkiye içinde “Avrupai” bir örnek oluşturuyorsa, bunun nedeni Amsterdam gibi kentlerle aynı değerleri önemsemesi.
Ulaşılabilirlik, gençlik, kültür, bol yeşil alan ve sosyal yaşamı canlandıran suyla olan ilişkileri.
Belki de bu yüzden, Eskişehir’e gelen yabancıların çoğu, kentin onlara “tanıdık” geldiğini söylüyor.
Amsterdam’ı anımsatan bir tanıdıklık…
Ancak şunu net olarak ortaya koymak lazım ki…
Amsterdam bir başkent, Eskişehir ise merkezi idarenin görmezden geldiği, yerel yönetimde mahir belediye başkanlarının çabalarıyla yıldızı parlayan bir Anadolu şehri.
Her şey de burada düğümleniyor zaten.
Yeşiltepe imar revizyonuna siyaset bulaşınca…
Eskişehir Büyükşehir Belediye Meclisi 1. Başkan Vekili Hasan Ünal, ESTV yayınında önemli açıklamalarda bulundu.
Tepebaşı Meclis Üyesi olması bakımından Ünal ile özellikle Tepebaşı Belediyesince Yeşiltepe Mahallesi’nde gerçekleştirilen ve örnek gösterilen imar revizyonunu konuşma fırsatı bulduk.
Meclislerden oy birliğiyle geçmesine karşın özellikle son günlerde AK Parti tarafından köpürtülen bu düzenlemeye karşı bazı mahalle sakinleri yüksek sesle itirazda bulunmaya başladı.
Ünal, komisyonda ele alınan itirazların bu aşamadan sonra değişiklik yönünde bir sonuç üretme potansiyelini zayıf gördüğünü vurgularken, şunları söyledi:
“Bu değişim bir zorunluluk değil. Proje, ancak vatandaşlarla müteahhitler arasında anlaşma sağlanarak hayata geçirilebilir. Birileri itiraz etmiş olmak için önce itiraz dilekçesini verip de daha sonra bizim bilgilendirme ofisine geçiyorsa bunda farklı bir şey aramak lazım. Neden önce itiraz dilekçesini verip de sonra bilgilendirme ofisine geçiyorsunuz?
Şu anda İmar Komisyonu’na 955 itiraz geldi. İmar Komisyonu değerlendirmelerine devam ediyor. Hep aynı şeylere itiraz edilmiş. Hisseli olmak istemiyorlar, yan yana beraber bir araya gelmek istemiyorlar. Parseller çok küçük. Bunu değerlendirerek mevcutta yapılan bu projeyi tekrar vatandaşlarımızın gözden geçirmesini tavsiye ediyorum.
Vatandaşlarımızın bir araya gelmemelerindeki sebepleri anlamak mümkün değil. Yani en fazla 7-8 parselin bir araya gelmesi söz konusu. Burası kentsel dönüşüm alanı değil. Burada imar düzenlemesi yapılıyor. Bir kentsel dönüşüm alanı ilan edilmiş de buna uygun bir düzenleme değil burası.
Haliyle kimsenin kimseye zorla bir yaptırımı veya ‘Zorla evinden çık biz burayı yıkacağız. Veya başka tasarrufta bulunacağız.’ demesi söz konusu değil. 3-4 kişi anlaşacaksınız bir araya bir müteahhitle. Müteahhitle kat karşılığı vereceksiniz. Eğer sözleşmenizi yaparsanız evinizi müteahhit yıkacak. Kalkıp da toplu konuttaki veya kentsel dönüşüm alanları gibi sert kararlar yok. Onlar farklı bir mecrada çalışılan konular. Sanki böyle bir algı yaratıldı. Konu anlaşılacaktır diye düşünüyorum, biraz da zaman gösterecek bazı şeyleri.
Ama işin bir tarafından siyaset bulaştığı zaman konu başka mecralara çekilebiliyor.”
Hasan Ünal’ın söylediği gibi.
İşin içine siyaset girince duru su bulanıklaşıyor.