Ah hocam ah!

Ah hocam ah!

10 Aralık 2014 20:02
A
a
Çay, kahve bahane derler ya, kahvaltı da bahaneydi aslında. Sekiz yerel gazetenin özellikle de köşe yazarlarının davet edildiği sabah buluşmasına çoğu davet edilen icabet etmişti. Dört yılı aşkın süredir bu kentte ve “Gazetem Anadolu”da yerel ve ulusal gündemi takip eden biri olarak bir farklılık dikkatimi çekti. Yılmaz Büyükerşen ilk kez böylesine sinirli ve anlaşılmamış olmanın kırgınlığı ya da kızgınlığı içerisindeydi…

Yılmazafobi” gurubundan sıkça söz etti toplantı boyunca. Bu gurupların gerek yerel medya içerisinde, gerek siyasi arenada, gerekse valilik bürokratları içerisinde boy gösterdiğini vurguladı. Köşe yazarlarını inanılmaz önemsediğini gördüm. Özellikle isim isim sorarak, gelmeyen köşe yazarlarına adeta sitem etti. Sıkça kullandığı “köşe kadıları” terimini tekrarladıktan sonra, bazılarının bilgi sahibi olmadan yazılar yazdığını vurguladı.

Tabii yanlış anlamadıysam onlar “patronlarının dediğini yapmak zorundadır” ironisi ile karışık, gelmeyenlere göndermelerde bulundu. Köşe yazarları halkın sesi olmalıdır… Halkı aydınlatma konusunda ellerinden geleni yapmalıdır savı aslında yıllarca savunduğum bir durumdur benim. Sığ siyasi dedikodu kokan yazı türlerinden daima tiksindim ve çeşitli yazılarımda bu düşüncemi vurguladım. Ülke kimi zaman yangın yerine döndüğü anlarda bile aynı kişileri ve konuları yüzlerce kez yazmaktan bıkmayanlara adeta yalvardığım anlar oldu yazılarımda.

Bölünmez bütünlük, Cumhuriyet değerlerinin tehlikeli biçimde talan edilmesi, sentetik madde(zehir)”gibi konuları işlemeleri için çağrılarda bulundum. Lakin gördüm ki benim güzel şehrimde yerleşik bir medya geleneği çoktan oluşmuş. Alan memnun satan memnun kısacası!

Şimdi “Yılmaz Hocam”a şunu sormak hakkımdır kanısındayım. İdeal köşe yazarı modeli çizdiğinizde; sığ konuların dışında ülkesinin sorunlarını da gündemine alan, çoğu konuda bilgili(okuyan ve araştıran), halkını aydınlatmak üzere rehber olan cesur bir gazeteci profili çizdiniz öyle değil mi? Peki bu türlerin en azından Eskişehir’de saygınlık göreceğine, dışlanmayacağına gerçekten inanıyor musunuz? Zaman zaman bu çizgisinden ötürü ufak çapta uyarılar alarak sıkıntılar yaşayacağı olasılığını düşünüyor musunuz? Siz, ideal gazeteci profilini çizen siz bile bakın çelişiyorsunuz hocam!

 

Nasıl mı?  Anlatayım.

Hiç tasvip etmediğiniz ve isimler taktığınız türden olup da gelmeyenleri, isim isim zikredip “keşke gelselerdi” diye iç geçirerek bekliyorsunuz! Demek ki sizin tanımladığınız ideal gazeteci ya da yazar türünün bu coğrafyada muteber olmayacağı kesin. Bu teyidi bizzat yapan da tavrınızdır. Yıllardır gazete köşemden ve televizyon programlarımdan gücüm oranında çığlıklar atarım. Güzel ülkemin karanlığa adım adım gittiğini, seyirci kalmanın en büyük suç olduğunu vurgularım. “Atatürk’ün Partisiyiz” söylemleri ile halktan oy isteyenlere, Atatürk’ün Partisi olmanın gereğini yapmaları adına içim yanarak sitemler ederim. Biliyor musunuz ben bu kente ilk geldiğim günlerde bir başka yerel gazetede beş gün yazı yazdım. Altıncı gün Fethullah Gülen ile ilgili yazımın ağır bir eleştiri olduğunu söyleyerek, yumuşatmamı rica eden sorumlu arkadaşa ne yanıt verdim biliyor musunuz? “ASLA!” Bu sözden sonra ben yoluma, o yoluna gitti tabii…

Gün oldu devran döndü o arkadaşın da gazetedeki işine son verildi. O şimdi başka bir gazetede ve eski gazetesinin çizgisinden çok farklı yazılar yazabiliyor! Demem şu, adeta çığlığınızı hissettim toplantıda. Bu sizi kamuoyuna yanlış anlatanların gözlerinin içine bakarak yapmış olduğunuz “yapmayın” çığlığı idi. Ama hocam bu ülkede insanlar ortadan yarılmış karpuz misali ikiye bölündü bunu göremiyor musunuz? Kendinizi doğru tanıtmak amacı ile istediğiniz kadar çabalayın fark etmez artık. “Taraf olmayan bertaraf olur” tehdidinden sonra herkes işin kolayını tercih ederek, gereğini yapmayı öğrendi.

Benim bir tahminim var onu da sizinle paylaşayım ve yazımı öyle noktalayayım.  Erkene alınma olasılığı yüksek görünen seçimin sonucu tahmin ediliyor malumunuz. O gece saat 21.00 sıralarında balkona toplu halde çıkıp neyi açıklayacaklar biliyor musunuz? “Yeni Türkiye”nin gerçek açılımını! En azından ben bunu yıllardır yazıp çiziyorum diye müsterih olacağım. Anlaşılmıyorum diye üzülmeyin hocam. Bu ülkede koca bir Mustafa Kemal anlaşılmadı ki!

 

OZANCA

BAŞ KALDIRINCA

Kapkaranlık geceye tan

Türküler baş kaldırınca

Ne şah tanır nede sultan

Türküler baş kaldırınca


 Fikret der çığırmak hüner

Türkü her güçlüğü yener

Eşkıyalar muma döner

Türküler baş kaldırınca…
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi