''Ülkeyi bekleyen faili meçhuller var sırada''

Şinasi Kula

26 Ağustos 2015 00:00
A
a
Albay Alican Türk, Balyoz davasından yargılanmış ve Eskişehir’de yaşam sürdüren bir subayımızdır. Doğu ve Güneydoğu’yu karış karış bildiğini sandığım bu subayımızın bilgi donanımı anlamında üst düzeyde olduğunu sanıyorum. Geçtiğimiz yıl televizyon programıma konuk aldığım Alican Bey ile yaptığımız canlı yayın söyleşisi sonunda varmıştım bu kanaate. “Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir” diye başlayan iletisinde çok önemli açıklamalarda bulunmuş gerçekten de. Kısaltarak sunmaya çalıştığım yazısındaki başlıklar şöyle…

1. Terör olayları, bombalamalar, tuzaklamalar, pusular, baskınlar, uzaktan taciz atışları, suikastlar alabildiğine artacak, yükselecek. (Üstelik bu kez sadece doğu - güneydoğuda ve kırsal bölgelerde değil, Türkiye'nin her yerinde ve özellikle kasaba ve şehirlerde) Şehit cenazeleri eskiye göre misliyle artarak kalkacak.

2. Olayları önlemede polis ve jandarma yetersiz kalacak. Nereye, hangi birine yetişeceğini şaşıracaklar. Güvenlik güçleri için “kendi güvenliğini” almak daha öncelikli hale gelecek. Böylece yaşanan olaylar hakkında doğru dürüst olay yeri incelemesi, delillerin toplanması, parmak izi, balistik inceleme şu-bu vs. hiçbir adlî ve hukukî prosedür sağlıklı biçimde işletil-e-meyecek.

3. Savcılar olay mahalline gidip inceleme, soruşturma yapamayacak. Hele kırsal bölgelere hiç gitmeyecek, gidemeyecek…

4. Yakalanıp gözaltına alınan zanlılar ya savcılıkça ya da mahkemece “elde yeterli kanıt olmadığı için”(!) serbest bırakacak. (Çünkü ilgili savcı ve / veya hâkim örgütün kendisine ve ailesine yönelik ölüm tehditleri nedeniyle zanlıları bırakmak zorunda kalacak.)

5. Verdikleri şehitler yetmiyormuş gibi, daha birkaç gün önce kendisine kurşun atan, yolları tuzaklayan, örgüte lojistik destek sağlayan, milislik yapan, dağa çıkması için gençleri teşvik eden… kısacası terör örgütüne her türlü maddî - manevî desteği sağlayan “zanlı” ları birkaç gün sonra elini kolunu sallayarak tekrar karşılarında gören güvenlik güçlerinin moralleri büsbütün bozulacak. Önce “nerede bu yargıçlar, hani adalet” diye kızıp küfredecekler, ama bir süre sonra bu durumun sadece küfürle geçiştirilemeyeceğine kanaat getirip yeni “çözüm yolları” aramaya başlayacaklar. Mahkemeler adaleti sağlayamıyorsa biz kendimiz sağlarız diyerek aslında hukuk dışı ama onlara göre “oyunun kuralı” olan anlayış giderek yaygınlaşacak.

6. Güvenlik görevlilerince mahkemeye sevk edilenlerin bir kısmı serbest bırakıldıktan sonra doğruca dağın yolunu tutacak. İlgili kişilerin dağa gittikleri bilindiği halde yakınları ve özellikle örgütün propaganda birimleri sırf “faili meçhul” şaibeleri yaratmak için “şu kişi gözaltına alınmıştı, bir daha kendisinden haber alamadık” söylemlerine girişecek.

7. Serbest kaldıktan sonra dağa gitmeyenler için yaşam daha riskli olacak; zira bilhassa örgüt propagandası açısından “ölmesi yaşamasından daha fazla ses getirebilecek olanlar” bizzat örgütün suikast birimleri tarafından infaz edilip devletin üzerine yıkılacak. 

8. Bazıları toz duman ortamını fırsat bilip adi cinayetle gidip hasımlarını öldürecek, sonra da faili meçhul süsü vererek bunu duruma göre bazen devletin güvenlik güçlerinin bazen de örgütün üzerine atmanın yollarını arayacak.

9. Ha, bir de yine sırf kamuoyunda faili meçhul algısı yaratmak için sanal kişiler üzerinden (yani öyle biri hiç olmadığı halde) “filan kişiden şu kadar zamandır haber alınamıyor, en son gözaltına alınırken görülmüş” türünden haberler yayılacak.

Evet, yakın zamanda bölgeden "faili meçhul cinayet" haberlerini / yaygaralarını duymaya da hazır olun. Bunları bilmek için müneccim olmaya gerek yok… Sadece 1984-2000 arasında neler olduğunu bilmek yeterli. Alican TÜRK…

 

Bana gelen bu iletide insanı gerçekten de kaygıya düşüren önemli uyarılar var. Yazımın başında da vurguladım, bu insan sıradan biri değil değerli okurlarımız. Ülkesini çok iyi tanıyan, özellikle de görevi gereği güneydoğuyu çok iyi bilen bir subaydır. Eğer önümüzdeki haftalarda bu uyarılar istikametinde haberlere tanık olduğumuzda ne yapacağız peki? Yahu biz haftalar öncesinden böyle olacağı doğrultusunda aleni uyarılar aldık ve bunu vatandaşlık görevimizi yapmak adına kamu ile paylaştık desek ne değişir ki?

 

İçimizden biri; Utku Çakırözer…

Hani tanımlama denk düşerse çoğu önyargı sahibi kişiyi ters getirdi Utku Çakırözer. CHP Genel merkezi tarafından milletvekili adayı olarak adı ilk açıklandığı an gün gibi belleğimde. Yazılan yazılar, onu hiç tanımadığı halde gıyabında konuşulanların noktasına virgülüne aklımda. Oysa onu Cumhuriyet Gazetesi genel yayın yönetmenliği döneminden yüzeysel de olsa bilenlerdendim. Yârim(eşim), gerçekten de gündemi çok iyi takip eden bir Cumhuriyet kadınıdır. Utku Çakırözer’in gazetesindeki görevi sürecinde yazıları ve dünya görüşü hakkındaki doğru bilgilendirmesini de eklediğimde; kendisini zaten kırk yıldır tanıyormuşum kanaatindeydim…

Yanılmadım da.

Para ile maddiyatla ilgili kafamın asla çalışmadığını bildiği için, yaratan gönül gözümüzü duyarlı kılmış bizim de ne yapalım! İnsan kokan ve samimi görünümü altında zerre oyunculuk barındırmayan bu meslektaşımla Eskişehir yazılı medyasında ilk ben söyleşi yaptım zaten…

Hiç unutmam, kendisine dedim ki; “bu söyleşimiz gazetemizde yayınlandıktan bir hafta sonra önyargıların büyük bir bölümü parçalanacak merak etmeyin…”

Yanılmadım, zaten samimi ve yapmacıksız bu adam zaten iletişim kurduğu herkese anında yüreğini hissettiriverdi. Hayatın her alanında, Eskişehir’in her köşesinde insanlarımızla kucaklaştı şu ana dek. İşi bitince değişenlerden olmadığını ben dahil tüm Eskişehirliye kanıtladı.

Hani çoğunlukla genel merkezin tepeden indirmeleri sukutu hayal ile neticelenmiştir. Ama gerçekten de Eskişehirli Utku Çakırözer için tek bir kelam etmem yeterlidir sanıyorum.

O gerçek bir Eskişehirli

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi