Madımak’ı hatırla, Başbağlar’ı unutma!

Tam 33 yıl önce, bu ülke üç gün arayla iki büyük katliam yaşadı. İlki 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta, ikincisi ise 5 Temmuz’da Erzincan’ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar Köyü’nde gerçekleşti. Her iki saldırıda da 33’er vatandaşımız hayatını kaybetti.

4 Temmuz 2026 09:30
A
a
Tam 33 yıl önce, bu ülke üç gün arayla iki büyük katliam yaşadı. İlki 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta, ikincisi ise 5 Temmuz’da Erzincan’ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar Köyü’nde gerçekleşti. Her iki saldırıda da 33’er vatandaşımız hayatını kaybetti.

Sivas’ta, Pir Sultan Abdal Şenlikleri için bir araya gelen aydınlar, sanatçılar ve yazarlar; yobazlığın, kışkırtılmış gericiliğin ve organize nefretin hedefi hâline getirildi. Madımak Oteli’nin önünde toplanan güruh, sloganlar eşliğinde insanları diri diri yaktı. Bu, sadece bir toplu cinayet değil; Cumhuriyet’in birikimine, laikliğe, düşünce özgürlüğüne ve Alevi yurttaşlara yöneltilmiş alçakça bir saldırıydı.

Daha bu acının dumanı dağılmadan, yalnızca üç gün sonra bu kez bir Sünni köyü olan Başbağlar’da aynı karanlık başka bir yüzle sahneye çıktı. PKK terör örgütü, 33 sivili katletti, köyü ateşe verdi, evleri yaktı, insanları susturmak için vahşeti bir yöntem olarak kullandı.

Başbağlar Katliamı da en az Madımak kadar büyük, en az onun kadar planlı ve en az onun kadar siyasi bir saldırıydı.

Ne var ki Türkiye’de uzun yıllardır bazı acılar öne çıkarılırken bazı acılar bilinçli ya da bilinçsiz biçimde geri plana itiliyor. Madımak elbette unutulmayacaktır; unutulamaz. Fakat Başbağlar’ın daha az konuşulması, daha az hatırlanması ve daha az sahiplenilmesi de başlı başına bir hafıza sorunudur. Oysa bu iki katliam, birbirinden bağımsız değil; aynı dönemde Türkiye’nin sinir uçlarına dokunmak, toplumu mezhep ve kimlik ekseninde parçalamak isteyen kirli aklın iki ayrı hamlesi olarak okunmalı.

Sivas’ta Aleviler hedef alındı, Başbağlar’da Sünniler. Senaryo açıktı: Bu milleti birbirine kırdırmak, Anadolu’yu mezhep kavgasına sürüklemek, Türkiye’yi içeriden çökertmek. Bugün hâlâ bu gerçeği görmek istemeyenler varsa, mesele cehalet değil, düpedüz siyasi körlüktür.

Türkiye tarihinde bu tür provokasyonları defalarca gördü. Amaç ise hep aynıydı; halkı birbirine düşür, kimlikleri karşı karşıya getir, sonra ortaya çıkan enkaz üzerinden ülkeyi dizayn et.

Asıl tehlike, provokatörlerin varlığı kadar, toplumun hafızasının sistemli biçimde zayıflatılmış olması. Çünkü hafızasını kaybeden milletler, aynı tuzağa tekrar tekrar düşer. Dün yaşananı unutanlar, yarın kurulacak oyunun figüranı olur. Türkiye’ye yıllardır tam da bunu yaptılar; unutturdular, dağıttılar, kutuplaştırdılar, sonra da ortaya çıkan yaraları siyasetin malzemesi hâline getirdiler.

Tarih, milletler için sadece geçmişin kaydı değil, geleceğin alarm sistemidir. Tarihten ders çıkarmayan toplumlar, acıyı kader sanır. Soru artık şudur: Daha kaç kez aynı oyunu yaşayıp, hâlâ bunun bir tesadüf olduğuna inanacağız?
Ve son soru; siz gerçekten PKK terör örgütünün koşulsuz bir şekilde silah bırakacağına inanıyor musunuz?..
 

Bayrağa sahip çıkmak haktır

İçişleri Bakan Yardımcısı Bülent Turan, İYİ Parti’nin Tandoğan mitingini eleştirdi: “Bayrak mitingi yapanlarımızın, milletimizin, memleketimizin milliyetçi duygularıyla meydana çıkan insanlarımızın da bilmesi gerekir ki, 40 yıl kaybettik. Bir 40 yıl daha niye kaybedelim?”

Öncelikle AK Partili Bülent Tandoğan’ın bilmesi gereken bir gerçek var. PKK terör örgütü 40 yıl boyunca ülkeyi kana bulamadı. Terör örgütü PKK, ilk silahlı ve geniş çaplı eylemini 15 Ağustos 1984 tarihinde Siirt’in Eruh ve Hakkari’nin Şemdinli ilçelerine eşzamanlı olarak düzenledi. 1999 yılında ise bebek katili Türk Devleti tarafından ele geçirildi.

Yani Türk devleti terörü 40 yılda bitiremedi değil, 15 yılda bitirdi…

Ne zaman ki AK Parti iktidara geldi PKK terör örgütü yeniden güçlendi. Özellikle 1’inci açılım sürecinde PKK’ya her türlü müsamaha gösterildi ve terör yeniden hortladı.

Şimdi 2’inci açılım sürecindeyiz ve İçişleri Bakan Yardımcısı ise “Apo’ya özgürlük” mitinglerine bir şey demek yerine Türk Milliyetçilerini suçluyor.

Kimse kusura bakmasın ama eğer “Apo’ya özgürlük” demek bir haksa, Türk Bayrağına sahip çıkmak da haktır…
 

Kurt, yeni partiyi işaret etti

Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, 20 Temmuz 2026 tarihine dikkat çekti ve bu tarihe kadar kurultay yapılmaması durumunda, yeni bir yol seçmekten başka bir seçeneğin kalmadığını söyledi. Sayın Kurt’un, “Başka seçenek” dediği şeyin, yeni bir parti olduğunu tahmin etmek hiç de zor değil.

İşin doğrusu Kazım Kurt’un butlan sürecinin başından beri bu işi uzatmamak gerektiğini, yeni bir partinin derhal kurulması gerektiğini düşündüğünü biliyoruz. Ancak Özgür Özel ve ekibi – anlaşıldığı kadarıyla –CHP içerisindeki bütün seçeneklerin tükenmesini bekliyor. Bana kalırsa geç kalıyorlar. Kılıçdaroğlu yönetiminde siyaset yapma imkanları bulunmuyor. Siyaset yapmak istiyorlarsa, yeni bir parti kurmaları kaçınılmaz. Zaten olacak bir işi de geciktirmenin lüzumunu görmüyorum.
 

Jale Nur Süllü protesto edildi

Kılıçdaroğlu ekibinin en önemli isimlerinden biri olan Milletvekili Jale Nur Süllü, Hamamyolu’nda düzenlenen bir emekli eyleminden kovuldu.

Meseleye iki açıdan bakmak gerekir. Öncelikle Jale Nur Süllü, emeklilerin bir eylemine geldiyse, onu eylemden kovmak emeklilere hiç yakışmadı. Emekliler orada bir siyasi partinin temsilcisi olarak bulunmuyor. Eylemi gerçekleştirenler bütün emeklilerin sorunlarına işaret ediyor. Dolayısıyla kendilerini ziyaret eden Jale Nur Süllü’yü protesto etmeleri doğru bir hareket değildir. Sayın Süllü’ye soğuk davranırsınız, mesele biter.

Gelelim olaya ikinci bakış açımıza. Evet; Jale Nur Süllü’yü protesto edenler ayıp etmişler. Bu protestonun yeri değildir. Ancak Jale Hanım’ın da bu tip protestolara alışmasında yarar görüyorum.Çünkü Sayın Süllü gittiği her yerde bu tip tepkilerle karşılaşacaktır.

Sayın Süllü’ye şu soruyu sormak isterim; vatandaşın sizi nasıl karşılayacağını düşünüyordunuz ki? Gerçekten CHP’li seçmenin iki söylenip, sonra “tıpış tıpış” CHP’ye oy vereceğini mi düşünüyorsunuz?
 

Emeklinin umudu kalmamış

Türkiye Emekliler Derneği Eskişehir Şube Başkanı Muhsin Dilbaz, ES TV ekranlarında yayınlanan “Soruyoruz” programının konuğu oldu. Sayın Dilbaz Türkiye’deki 17 milyon kişiyi bulan emeklilerden yalnızca biri. Dernek olarak emeklilerin sorunlarını masaya yatırıp, çözüm önerileri getiriyorlar. Gerçi bizi yönetenler bu önerileri dikkate almıyor. Çünkü iktidar sahipleri, “Bu emekliler yaşlıdır, akılları başlarında değildir. Biz seçimlerden 6 ay önce bunlara zam yaparız, gider yine bize oy verirler” diye düşünüyorlar.

Sayın Dilbaz’ı dinlediğim zaman, emeklinin gerçekten de gelecekten yana umudunun kalmadığını görüyorum. Çünkü Türkiye’de emeklinin ne kadar zam alacağına ilişkin kanunların bir hükmü bulunmuyor. Tek bir kişinin iki dudağının arasından çıkan rakam, 17 milyon emeklinin kaderini belirliyor.
 

Dökmeci tam not aldı

Sivrihisar'da düzenlenen 10’uncu Uluslararası Nasreddin Hoca Kültür ve Sanat Festivali, yurt içi ve yurt dışından gelen ekiplerin gösterileriyle başladı. Bu festivali düzenleyen Sivrihisar Belediyesi’ni ayrıca tebrik etmek gerek. Çünkü söz konusu festival nedeniyle Sivrihisar Türkiye’de değil, aynı zamanda dünyada da tanıtılıyor.

Ayrıca festival her yıl, bir öncekinden daha başarılı bir şekilde gerçekleştiriliyor.

Şimdi bazıları, “CHP’li belediye festivallere para akıtıyor” diyor. Halbuki bu festival AK Partili belediye zamanında başlatılmamış mıydı?

Festivale Bulgaristan, Gürcistan, Makedonya, Kosova, Polonya ve Rusya’dan çok sayıda halk oyunu ekibi de katıldı. Sadece bu misafirlerin gelmesi bile bölgenin kültürel yaşamına bir renk getirecektir. Sayın Hâbil Dökmeci’yi tebrik ederiz, 10’uncu Uluslararası Nasreddin Hoca Kültür Festivali izleyenlerden tam not almayı başardı.
 

Haftanın Sözü

Herkes tarafından doğru kabul edilen şeyler büyük olasılıkla yanlıştır.
Paul Valéry

(ANADOLU GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR.)

 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...