Türkiye'de yaşı müsait olan herkes iyi hatırlar...
17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ve hemen ardından baş gösteren ekonomik kriz koalisyon hükümetini zor durumda bırakmıştı.
17 Ağustos Depremi, nüfus yoğunluğu ve ekonomik faaliyet açısından Türkiye'nin en önemli bölgesini etkiledi.
Resmi rakamlara göre, depremde 18 bin 373 kişi hayatını kaybetti, 48 bin 901 kişi yaralandı. 5 bin 840 kişi de kayboldu.
Bir yandan iktisadi hayatın kalbi İstanbul ve Marmara Bölgesi'ndeki depremin bir yandan da ekonominin yaraları sarılmaya çalışılıyordu.
2001'de Fazilet Partisi kapatıldığında Gelenekçiler, Saadet Partisi'ni tercih ederken, 2000 yılında Fazilet Partisi'nin kongresinde 112 oyla kaybeden Yenilikçi kanadın adayı Abdullah Gül ile arkadaşı Recep Tayyip Erdoğan ise AK Parti'yi kurdu.
Kemal Derviş'in siyasi manevraları, İsmail Cem'in beklenen ilgiyi görmeyen Yeni Türkiye Partisi ve Başbakan Ecevit'in sağlık sorunları, kapanan bankalar, Cumhurbaşkanı Sezer'in Anayasa kitapçığı fırlatmaları hep bu dönemde yaşandı.
Bu sırada 14 Ağustos 2001 yılında kurulan AK Parti halkta önemli karşılık buldu.
AB'ye üyeliği savunan, muhafazakar demokrat temsiliyetle merkez sağa göz kırpan AK Parti, IMF ile imzalanan Sdand-By anlaşmasıyla bir nebze nefes alan ekonomik bozulmayı odağına alarak siyasete adım attı.
Koalisyon hükümetinin ortağı MHP'nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin erken seçim çağrısı sonucu Kasım 2002 seçimlerinde ne iktidardaki DSP, MHP ve ANAP kaldı ne de önceki dönemde TBMM'de temsil edilen muhalefet partilerinden DYP, Saadet Partisi ve Yeni Türkiye Partisi. Hiçbiri seçim barajını aşamadı.
Türkiye siyaseti temelinden sarsıldı.
Seçim barajı nedeniyle temsil edilemeyen oy sayısı tarihte eşi benzeri görülmemiş bir şekilde yüzde 46 oranla 14,5 milyon oldu. TBMM'ye sadece yüzde 34 oy alan AK Parti ile yüzde 19 oy alan CHP girebildi.
Ve AK Parti o günden bugüne yaklaşık 24 yıldır iktidar koltuğunu bırakmadı.
Bugün geldiğimiz noktada CHP'den ayrılıp Yeni Parti'yi kurmak zorunda kalan Özgür Özel, vatandaşın ilgi odağı oldu.
Muhalefetin kazanabilecek güçteki tek temsilcisi görünümü veriyor.
Cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu ve birçok belediye başkanı cezaevine atılan, yıldızı parladıkça hakkında peş peşe hazırlanan fezlekelerle köşeye sıkıştırılmaya çalışılan Özgür Özel'den başkası değil.
Vatandaş artık hukuk eliyle siyasi mühendislik çabalarından, 3 yılı aşan ekonomik daralmadan, adamına göre yargıdan, liyakatsiz atamalardan, parti devleti görüntüsünden sıkıldı, bunaldı.
Artık yeni bir hikayeye ihtiyaç var.
Özgür Özel liderliğindeki Yeni Parti o nedenle bir heyecan yaratıyor seçmende.
Bir dip dalgası geliyor...
2002’de seçmen mevcut siyasi aktörlerin neredeyse tamamını tasfiye etti.
Bugün belki tam anlamıyla benzer bir durum yok ancak...
Bir “siyasi yenilenme” arayışı var.
İktidar bunu muhalefetin yükselişi olarak algılıgor ama, fakat, lakin...
Asıl toplumun mevcut siyaset tarzına itirazı görülmelidir.
2002’de olan tam olarak buydu.
Yaklaşan değişimin boyutu görülemedi.
Kendilerini siyasetin vazgeçilmez aktörleri olarak gören partiler, birkaç ay içinde Meclis dışında kaldı.
Çünkü seçmen bir dönemi kapattı.
Bugün iktidarın önündeki en büyük risk de bu.